“Kol Saatini Çaldım”

2

Bir öğretmen, sosyal medyada dolaşan hatırasında şunları paylaşmış: “Benim zamanımda kol saati çok önemliydi; öyle herkesin olmazdı. Arkadaşlarımdan birisine babası kol saati almış. Tam hayalimdeki gibi. Koluna takmış okula geldi. Hepimiz çok beğendik. Çocukluk işte, benim asla böyle bir saatim olmayacaktı. Bu saat benim olmalıydı. Karar verdim, saati çaldım ve cebime koydum. Arkadaşım saatin çalındığını anladı; ama kimin çaldığını anlayamadı. Durumu öğretmenimize anlattı. Öğretmenimiz, “Saati kim aldıysa sahibine versin” dedi. Pişman olmuştum ama utancımdan ‘Ben aldım’ diyemedim. Bu sefer öğretmen farklı yöntem denedi. Hepimizi tahtaya dizdi ve gözlerimizi kapattırdı. Bu benim hayatımın en utanç verici sahnesiydi. Ceplerimizi teker teker arayarak saati buldu ve sahibine verdi. Hepimiz gözlerimizi açtık. Öğretmen bana hiç bakmadan derse devam etti. Yıllar geçti, öğretmen oldum ve öğretmenim ile karşılaştım. Kendisine o günü hatırlattım ve sordum ‘Hocam’ dedim ‘Ben o gün saati çaldığım halde tek bir kelime etmediniz, yüzüme bakmadınız, beni incitmediniz. Neden böyle yaptınız?’ diye sordum. Hayatımda unutamayacağım şu cevabı verdi; ‘Siz gözlerinizi kapattığınızda, ceplerinizi ararken ben de gözlerimi kapattım ve kimden çıktığını anlamamıştım.”

Bu öykücüğü okurken ve okuduğunuzda neler hissettiniz? “Saati ararken öğrencilerin gözlerini kapatması pedegojik açıdan harika bir yöntem” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak öğretmenin kendi gözlerini kapatmasını okuyunca donup kaldığınızı, bu sıra dışı usul karşısında söyleyecek söz bulamadığınızı görür gibiyim. “İşte öğretmenlik budur, insana değer vermek budur, meslek aşkı budur…” dediğinize eminim. 

Çocuk hata yapar, anne-baba affeder; öğrenci suç işler, öğretmen görmezden gelir; memurun yanlışlığını amiri gece karanlığı gibi örter; Edebali’nin Osman Gazi’ye “Ey oğul, öfke bize, uysallık sana; güceniklik bize, gönül almak sana; suçlamak bize, katlanmak sana; acizlik bize, hoş görmek sana; anlaşmazlıklar bize, adalet sana; haksızlık bize, bağışlamak sana…” diye seslendiği gibi, yönetenler yönetilenlere müşfik ve anlayışlı davranır. Bu bir ahlaktır, erdemliliktir, medeniyettir. 

Hatırada saati çalan ve pişman olan kişi, öğretmeniyle yıllar sonra karşılaştığında bu soruyu sormasaydı, öğretmeni yine bilmeyecekti.

Öğretmen, sıradan bir insan olsaydı, muhtemelen “Herkes ellerini başının üzerine koysun” diyecek, bütün öğrencilerin üzerlerini, çantalarını, sıralarını yoklayacaktı. Ancak öğretmen, bir insanı değersizleştiren tecessüs, övünme, teşhir etme, azarlama, hınç gibi insana haz veren duyguların esiri olmuyor, bu çirkin olayı kimsenin bilmesini istemediği gibi kendisi de bilmek istemiyor, bunu hatıra çöplüğüne atıyor.

Peygamberimiz, “Bir Allah kulu, yine bir kulun ayıbını örterse, Allah da ahirette onun ayıplarını örter” der. Paparazzi ve magazin adıyla ayıpları, gizlileri teşhir etme programlarının yapıldığı bir sosyal hayatta, bunlara rağmen kişilerin ayıplarını gizlemek, utançlarını yüzlerine vurmamak, büyük bir erdemdir, iyi insan örneği olmaktır. 

Günah işlemek, unutmak, hata yapmak; sonunda pişmanlık duymak ve tövbe etmek; her insanın hakkıdır. Bu hakkın başkası tarafından yüze vurulması, ayıptır, günahtır. Bu günahların teşhir edildiği gazete köşelerinin çok okunması, televizyon programlarının yüksek reyting yapması, sosyal medyanın takip edilmesi, o toplumun insan kalitesini gösterir. Başkasının ayıbıyla mutlu olmak, oldukça aşağılık bir hazdır. Bu duyguların yaşatılmaması gerekir. Sürekli yaşatılan duygular, alışkanlık haline gelir, zamanla meşrulaşır, o toplumun karakteri, görünen yüzü olur. 

Sürekli yalanlarıyla insanları kandırarak varlık sahibi olan, yaptığı tecavüzleri utanmadan anlatan, cinayet işleme arzusuyla elinde bıçakla veya tabancayla dolaşan insanların bulunduğu bir toplumda yaşıyoruz. Bu insanların nasıl bir ailede yetiştiklerini, nasıl bir eğitimden geçtiklerini, hangi çevrelerin ve yayınların etkisinde kaldıklarını iyi incelemek, buna göre tedbirler almak lazım. 

İyi, güzel insan yetiştirmek zorundayız. Gönlü zengin, kafası dingin, niyeti iyi, yöntemi güzel insanların sayısını çoğaltmalıyız. İyi insanların örnekliğini gündemden düşürmemeliyiz. Duygular bulaşıcıdır, örnekler etkileyicidir. İçinde sirke olan küpün dışına sirke, bal olan küpün dışına bal sızar Yüreğinde kötülük olan sorun, iyilik olan çözüm üretir. Onun çözümü de en güzel yöntemle olur. Hedef olarak iyiliği, eğitimin temeline koyarsak, öğretmen de doktor da memur da yönetici de iyi olur. İyilik, güzellik bir güneş gibidir; en sert buz dağlarını eritecek enerjiye sahiptir. 

Reklam

“Bugün kime, ne iyiliği, nasıl bir güzellik yaptın?” sorusunu her gün kendimize ve en yakınlarımıza sormalıyız. Hayat ilkemiz olmalı, yerinde ve doğru iyilik.

İnsani kusur olarak “kol saati” çalmak, her kişinin yapabileceği iştir. Çalma hatası yapanların, duyduğu mahcubiyete rağmen, bunu kendinden bile gizlemek, er kişinin işidir. Eğitimin amacı da bu “er”leri yetiştirmek olmalıdır. 

Doğrudan iletişim için: kadir@kadirdurgun.com 

2 YORUMLAR

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here