Korku ve Panikler

0

04 Eylül Çarşamba günü öğlenden sonra İsrailli uydu istihbarat şirketi ImageSat International (ISI), Türkiye’nin Ankara’da konuşlandırdığı S-400 savunma sistemlerinin uydudan çekilmiş fotoğraflarını kendi twitter hesabından yayınladı. Ve bir de alaylı bir ifadeyle füze lançerlerinin (füzeyi ateşleyen sistem) boş olduğunun da üstüne basarak haberi bir kaç kez yeniledi. O sisteme füzeler yüklendiğinde füzelerin İsrail’e doğru konuşlandırıldığını da son derece provakatif bir dille geçti. 

İsrail’in bulunduğu coğrafyayı düşünürsek, elbette ki füzelerimiz o yöne bakacak. Tehdit sadece İsrail değil üstelik… Füzelerin yüklenmemiş halde yayınlanmasına kendi aralarında çok fazla gülüp eğlendikleri de belliyken bu haberi ciddiye alanlar da az sayıda değil…

Asıl bu haberde ya da yayınlanan sosyal medya paylaşımında biz bambaşka bir şeyi kaçırıyoruz. ImageSat International şirketi kendi kendine gülüp eğlenirken bize verdikleri bambaşka bir eğlence var. Ve inanın bana bu beni hepsinden daha çok güldürüyor.

Nedir o? Uzayda mevcut bulunan uyduları sadece Çin ve İran üzerinde gözlem yapmakla görevliyken, eğer ki ImageSat International bu uyduları kalkıp da Türkiye üzerine çevirip, S-400’leri nereye konuşlandırdığımız için karış karış tüm topraklarımızı araştırdıysa bence bu işin en eğlenceli kısmıdır. Çünkü İsrail belli ki, omurgasında insansı bir korku hissetmeye başlamış demektir. Kendini dokunulmaz ve yenilmez sanan bir Tiran için bu ne kötü bir histir. Ama belli ki, üşenmeden kalkmışlar bunu yapmışlar. Belli, korku başladı.

Neden? S-400 füze sistemleri, İsrail için kapalı kutu… Keza ABD ve tüm NATO üye ülkeleri için de. Bilmiyorlar, bilemiyorlar. Giriştikleri tüm teknolojik istihbarat faaliyetlerine rağmen ellerinde Wikipedia bilgisi dışında işe yarar hiçbir bilgi yok. Ama şimdi Türkiye aldı o füze sistemlerini ve teker teker kurmaya başladı. Şapkadan tavşan çıkmayacağından artık herkes emin… 

Bunca yıldır NATO hegemonyasında olan Türkiye’nin her türlü askeri ve stratejik bilgilerine yine bu NATO üzerinden kolaylıkla ulaşabilen İsrail, ABD ve NATO, bu sefer şapkadan ne çıkacağını bilmiyor. Çünkü S-400 füze sistemleri NATO envanterinde yok ve hiç bilmedikleri bir sihirbazdan alınmış malzemelerle başladı şov… Ve hepsi merakla bekliyorlar. Allem ettiler, kellem ettiler ama yine göremediler. “İstemiyoruz” , “Bak canınız yanar” , “Ya lütfen söyler misin” ya da bilinen tüm vazgeçirme tekniklerini uyguladılar ama olmadı. Şimdi ise bu şovu başka şekillerde provoke etmeye çalışıyorlar. Ama tabiri hiç sevmesem de; “Atı alan Üsküdar’ı geçti…” 

ImageSat International, kendince koca koca uyduları çevirip karış karış dolaşmış tüm Anadolu’yu, kim bilir belki sizi de görmüşlerdir marketten eve gelirken… Şimdiden ünlü olduğunuzu bile kabul edebilirsiniz İsrail istihbarat çevreleri tarafından. Bu kadar zahmet, eziyet ve maliyet nedendi peki? Twitter hesabında “troll” paylaşımlar için miydi? Yoksa füze yüklenmemiş bataryaları görmek için miydi? Ya da yüklendiğinde o füzelerin İsrail tarafına bakmasından dolayı mıydı? RT ya da FAV kaygısından mı yoksa? Hayır, hiçbiri değil… Sebebi, basit; Korku… Bilinmezliğin korkusu…

ImageSat International denilen şirketin biraz geçmişine baktığımızda aslında öyle bilindik ticari amaç güden tüzel bir kişilik olmadığını da görürüz. Libya ayaklanmaları sırasında MOSSAD ve CIA’ye canlı uydu yayını yapan, Mısır’da, Lübnan’da kritik bölgelerin koordinatlarını paylaşan ve paylaştıktan belli bir süre sonra o bölgelerin yoğun ateş almasına sebep veren, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki sondaj haklarımızı kullanırken yapılan çalışmaların nokta atışlarını Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ile paylaşan bir şirket… Eminim ki bu yaptığı çalışmalardan dolayı fatura kesip, muhasebecilerine işletmiyorlardır. Çünkü görüntü “Tüzel Kişi” ama altındaki imza MOSSAD… 

Reklam

Böyle bir şirket, kalkıp da sizin ülkenizi karış karış tarıyorsa fersah fersah uzaklardan bu işin içinde ne bir “kâr” amacı vardır ne de başka bir çıkar… Düpedüz “istihbarat” çalışmasıdır bu. Hatta zorlarsanız “Obserbiyonaj” ve “Konstrespiyonaj”a bile girer. Çünkü amaç belli olsa bile altında yatan şey tek kelime – beş harf… “Korku…” Bilinmeyene karşı korku… “Ne yapacaklar?” sorusuna verilmeyen cevaba karşı korku… “Bu nedir ve nasıl çalışır?”ı tatmin etmeyecek bir korku… 

Normaldir tabii ki bu tip faaliyetler… Teknolojiniz ve alt yapınız varsa siz de yapabilirsiniz bunu… Ve bu suç da değildir. Eğer ki; sizin teknolojiniz yoksa, bu, sizin kendi probleminizdir. Eğer ki sizin gücünüz yetseydi o uyduların önüne geçip bu çalışmaya engel olabilirdiniz. Kaldı ki uzaya gönderdiğimiz (biz mi gönderdik, yoksa Fransız – Hint yapımı ortak bir çalışma mı, o da belli) tek uydu ile biz bugün Avrupa kanallarında yayınlanan çocuk bezi reklamlarını TV’lerimizde seyrediyorsak, seçim öncesi yapılan “Yerli uçağımız göklerde…” gibi komik ve gerçek dışı propagandalara da pek benzemiyor bu işler… Yerli uçağımız göklerdeyken, gördüğünüz bir uçağa “Uçuyor mu bu?” diyorsanız bu da sizin kendi espri anlayışınızdır ya da “kişi kendi gibi bilirmiş her işi” mantığı ile hiç uçmayan uçak yaptığınızdan dolayı gördüğünüz her kanatlı araca “Uçuyor mu bu?” diye sormanız da çok normaldir. Veyahut kendi uçağımızı yaparken (nerede, nasıl, hangi ilde, hangi fabrikada yapıldığını da biri söylerse çok memnun olurum) ormanlarımız cayır cayır yanarken, üç uçağın motoruna kuş yuva yapmış diye kaldıramıyorsak elin oğlunun tepemizde uydularla vızır vızır dolaşmasını da normal karşılamak lazım… Varsa eğer çapınız, siz de onların üstüne gönderirsiniz. Ama sakın seçim propagandalarında dağıttığınız broşürler üzerindeki uçaklardan göndermeyin. Dosta düşmana rezil edersiniz bizi… 

Son söz olarak denir ki; bu kadar telaş – panik ve korkunun tek bir sebebi vardır; “Bilinmemezlik…” Ve bu sıradan bir birey olarak benim bile aklıma geliyorsa gelin hep birlikte bir düşünelim: Acaba hakkımızda hiçbir şeyi bilmeselerdi nasıl olurdu? Acaba hiç kriptolu bilgiler NATO subaylarının çantalarında dolaşmasaydı nasıl olurdu? İsrail ve ABD ulaşamasaydı bunlara, nasıl olurdu? 4 tane S-400’ün yarattığı bu hezeyan o zaman nasıl bir tufana dönüşürdü?.. Biz tufanlara – fırtınalara alışığızdır. Onlara garip gelen cehennem, bize evimiz gibi gelir çünkü… 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here