Korona Sorgulamaları: Taksiciler ve Dolmuşçular

0

Ülke yönetmek sorunları derin dondurucuya atmak değildir. Uzun yıllardır bu yapılmış olsa da, Korona’nın çektiği fiş derin dondurucudaki hemen tüm sorunları gün yüzü etmiş, gözümüze sokmuştur.

En zor zamanda ayağına dolaşan çağın gerisinde kalmış modelleri sonlandırmak için daha fazla beklemeye de gerek yoktur.

Ben Korona günlerinde biraz da rutinleşen gündemde gözümüzün önüne gelen çeşitli meseleleri yapısal kökleri ile yazmaya karar verdim.
Bu başlıktaki ilk değineceğim konu toplu ulaşım olacak.

Toplu ulaşım bir kentin hem en büyük derdi hem de en büyük şansıdır.
İster şehir içinde olsun ister şehirler arasında, ulaşım hem bir hizmettir hem de bir ticaret.
Hizmettir, çünkü ülke insanlarının (hemen her gün) bir yerden diğerine gitmeleri gerekir ve devlet bu işi organize etmekle mükelleftir. Ticarettir, çünkü bu iş bir bedel mukabili yapılır.

Yakın dönemde toplu ulaşımı bedava yapan Lüksemburg işin sadece hizmet olduğunu düşündüğü için böyle davranmadı. İnsanların toplu ulaşımı tercih etmelerinin genele çok daha fazla faydası olacağını düşündü ve buna göre hareket etti. Zaten vergi toplayan devlet ulaşımı da bu vergilerde yapacağı düzenleme ile finanse edebileceğini düşünmüş olmalı.
Türkiye ise tabii ki Lüksemburg değil. Ulaşım ise ciddi bir ticaret kalemi.

İster şehir içi ister şehirler arası olsun, Türkiye Cumhuriyeti halkın seyahat faaliyetini büyük ölçüde ticarileştirmiş bir sistemi yıllardır devam ettiriyor.
Orhan Gencebay ile popüler hale gelen dolmuşçular, son yıllarda metro ağının yaygınlaşması ile azalan işlerinden şikayetleriyle de gündeme gelmişlerdi.
Diğer taraftan şehirlerarası yolcu taşıma da en az şehir içi taşıma kadar önemlidir.
O da son yıllarda artan uçak seferlerinden dolayı muzdarip olsa da varlığını sürdürmekte olan bir sektördür.

Sonuçta karayolu yolcu taşıma işi ister şehiriçi ister şehirlerarası olsun, Türkiye’de ekmek kapısı ve ticari bir rant alanıdır.
Korona ile beraber hayatın neredeyse durma noktasına gelmesiyle söz konusu ticari faaliyet ciddi yara aldı.
Burada iki taraflı bir süreç söz konusu. Bir tarafta bir rant unsuru olan ve plakası münhasıran para eden bir gelir kalemi bu imkanını yitirdi. Diğer taraftaysa bu araçları sürerek hayatlarını kazanan insanlar ekmek kapılarını kaybetti.

Türkiye’nin yapısal olarak yıllardır sırtında taşıdığı bir mesele Korona sayesinde yüzeye çıkmış oldu.
Dünyada Korona yüzünden işleri aksayan ve zorluğa düşen pek çok sektör olduğuna şüphe yok. Ancak şehir içi ulaşım hizmetinin bunların arasında yer alması ancak bu ülkeye özgü acaipliklerden olsa gerek.

Reklam

Medeni sıfatına dahil olmuş hiçbir ülkede toplu ulaşım hizmetlerinde görev yapan insanlar, Korona yüzünden ticari sıkıntıya ve darboğaza girmez. Bu faaliyet herşeyden önce devlete ait bir alandır ve devletin gözetiminde yönetilir.

Oysa medyaya yansıyan haberlerde 7 kişiden fazla taşıdı diye ceza alan minibüsçünün isyanını okuyoruz. Aslında minibüsçü için önemli olan ticaretini devam ettirmek. O kamusal bir iş yapıyor ama bunu ancak kâr ettiği müddetçe yapıyor. Çünkü yaptığı işin aslı ticarettir.

Türkiye’nin Korona vesilesiyle kamusal faaliyetin bireysel ticarete dönüşmüş halinden kendini kurtarması hayırlı olacaktır.
Başta büyük kentler olmak üzere toplu ulaşım faaliyetinin üzerine bina edilmiş ticari işletmelerin sürdürülemezliği bu vesile ile aşikar olmuştur.

Uzun yıllar boyunca halının altına atılmış, regüle edilmemiş; yolları ve aracını kendine ait bir dükkan gibi kullanan/kullanmak zorunda kalan bu yapı ile vedalaşmak için daha uygun zaman yoktur.

Türk toplumunda disiplin ve zamana bağlı yaşam ilkesini de ortadan kaldıran dolmuş kültürünün şehirlerimizden ilelebet çekilmesi için bu bir fırsattır.

Kamusal olanla şahsi olanın çelişkisini daha fazla yaşamamalıyız. Korona vesilesiyle düzene ve nizama ihtiyaç duyan yolcu taşıma işinde bundan sonra geri dönülmeyecek şekilde radikal kararlara ihtiyaç vardır. Ulaşımın tüm toplum yararına olacak şekilde yeniden kurgulanması ve ulaşımın optimize olmayan, çevreye zararı aşikar bu arkaik mikro işletme modelinden kurtarılması gerekmektedir.

Gerçekten eski Türkiye’ye ait gerçek bir faaliyet varsa, bu, dolmuşun, minibüsün toplu ulaşımda kullanılmasıdır. Şehre ait ulaşım rantını taksi, minibüs, dolmuş plakasına devreden plansızlıktır.
Bu konuların çözümü için zaman tam bu zamandır. Zemini oluşturmak ortak aklın işi olacaktır.

Türkiye yapısal sorunlarının bir daha ayağına dolaşmaması için, bu zamana kadar yapılmamış ne varsa yapmak için kendini sorgulamalı, tabiri caizse kutunun dışından bakmalıdır.
Korona keşke olmasaydı.
Ama toplu ulaşımdaki kral çıplak hali ortaya koyması bizim için “şerden” doğan bir “hayır” olarak ilk sıraya girecektir.

Reklam

Not : Dün gece saatlerinde taksilere plaka sırası geldi. Bir gün biri diğer gün diğeri çalışacak. Taksiciler açlıktan ölmesin, birbirlerini yemesin, en azından hayatta kalsınlar diye yapıldığı aşikar bir uygulama. Dolmuşlar boş koltuk taşımaya devam edeceklermiş. Açıkçası kaotik bir düzenin içinde kaldık. İlk olarak en zayıf olanlar su yüzüne çıktı. Halının altındaki her şey giderek daha da kabardı.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here