“Kur’an Manadan İbarettir” İddialarına Reddiye

4
gündogdu

Son zamanlarda Kur’an’ın mahiyeti, metni/lafzı ve manası hakkında  tartışma yaratan bir buçuk sene önce söylenmiş iddialar  gündeme getirildi. Bazı basın yayın organlarında, Kur’an-ı Kerim’in, lafızları olmaksızın manen nazil olduğu iddiaları yer almıştır.

Söz konusu iddialara göre, güya Kur’an’ın sadece manası bir öz olarak Hz. Peygamber’e vahyedilmiş/indirilmiş, o da bunu kendi kültürünün kelimeleriyle söze dönüştürmüştür.

Yoksa Velid ibni Muğıre gibi müşriklere  küfür ve  hakaret sayılabilecek sözler geçermiydi denilerek Kur’an’nın lafzının vahiy olmadığını iddiasında bulunmuşlardır.

Bu görüşte olanlar; “Kur’an manadan ibarettir” diyorlar.  Kur’an’ı Vahy-i Gayrı Metluv olarak değerlendiriyorlar. Kur’an-ı Kerim’i, Hadis-i Kudsi mertebesinde görüyorlar.

Aslında bu iddialar ilk defa söyleniyor değildir. Geçmişte İslam filozoflarından bazılarının söylemeleridir.

Bu görüşleri isabetli bulmayan Ehl-i Sünnet Alimleri; “Kur’an, hem lafız, hem de  manadır” diyerek, bu yanlış ve istisnai olan görüşü reddederek düzeltmişlerdir.

Tanımlar

Kuran;”Hz. Muhammed’e (a.s.m.) vahyedilen, mushaflarda yazılan, tevatürle nakledilen ve tilâvetiyle taabbüd olunan muciz, Allah kelâmıdır.” (Cerrahoğlu, tefsir usulü, s,34) Lafızları ve manası ile nazil olmuş, Vahy-i Metluv’dur.

Vahiy; Allah’ın peygamberlerine iletmek istediği mesajlarını, ya doğrudan doğruya yada Cebrail vasıtası ile bildirmesidir.

Vahy’i Metluv; Lafızlarla tilavet edilen, okunan vahiy.  Lafzan ve manen nazil olan Kur’an-ı Kerim’dir.

Vahy’i Gayrı Metluv; Lafızları olmayan; Okunmayan, sadece manası olan vahiydir. Hadis-i Kudsi gibi.

Hadis-i Kudsi; Manası Allah’a, lafzı Rasülullah’a aid sözler, fiil ve takrirleri (onayları)dır. Vahy-i Gayrı Metluv’dur.

Hadis; Lafzı ve manası, Rasülullaha aid olan söz, fiil ve takrirleri (onayları)dır.

Kur’an Lafzı ve Manasıyla Nazil Olmuştur

Bu iddialar, hem bizzat Kur’an-ı Kerim’in kendi ifadelerine, hem onu insanlığa duyuran Hz. Peygamber’in açıklamalarına, hem de tarih boyunca benimsenen İslam ilim geleneğindeki temel kabullere açık bir aykırılık taşımaktadır.

Yüce Allah’ın bütün insanlığa gönderdiği son mesajı olan Kur’an-ı Kerim’de yer alan birçok ayet, onun bütünüyle yani hem manası hem de lafzıyla Yüce Allah’a ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

“Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir. Onu, senin kalbine uyarıcılardan olasın diye apaçık bir Arapça ile Rûhulemîn indirmiştir. (Şuarâ 26/192-195),

“Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir.” (Neml 27/6),

“İşte, sakınsınlar yahut hatırlamalarını sağlasın diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda uyarılarımıza tekrar tekrar yer verdik.” (Taha 20/113),

“İşte sana, Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman ve hakkında asla şüphe bulunmayan toplanma gününün dehşetini haber vermen için böyle Arapça bir Kur’an vahyettik” (Şura 42/7)

Bu ayetler vahyin lafızlarının yani sözlerinin, onu indiren Yüce Allah tarafından indirildiği ve dilinin de Arapça olarak belirlendiğini göstermektedir.

Kur’an’ın, gerek indiriliş keyfiyeti gerekse indirildiği lafız örgüsüyle ilgili bu doğrultuda pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif bulunmaktadır. Nitekim İslam ilim geleneğinin temel kabulleri doğrultusunda Müslümanlar da tarih boyunca böyle inanmışlardır.

Kur’an’ın lafız değil sadece mana ve mefhum olarak indirildiğine delil olarak ileri sürülen;

O Kur’an, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da vardır.” (Şuara 26/196),

“Bunlar önceki kitaplarda, İbrâhim ve Mûsâ’nın kitaplarında da vardır.” (A’la 87/18) ayetleri Kur’an mesajlarının özü olan tevhid ilkesinin önceki kutsal kitaplarda da bulunduğunu bildirmektedir.

Ayrıca İnzal/indiriliş aşamasında Kur’an’ın lafzı ve manası üzerinde Hz. Peygamber’in herhangi bir tasarrufunun kesinlikle söz konusu olamayacağı hususu da birçok ayette belirtilmiştir:

“Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bizimle karşılaşacaklarına inanmayanlar, ‘Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir”‘dediler. Onlara şöyle de: ‘Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.” (Yunus 10/15),

 “Sen onlara bir ayet getirmediğin vakit, ‘Onu da derleyip toplasaydın ya!’ derler. De ki: ‘Ben sadece rabbimden bana vahyedilene uyarım. İşte bu Kur’an, rabbinizden gelen kanıtlardır, inanan bir topluluk için hidayettir, rahmettir.” (A’raf 7/203)  Bu ayetler bu gerçeği ifade etmektedir.

Öte yandan şu  ayetlerde ise Hz. Peygamber’in, Kur’an’ın lafızlara dökülmesi konusunda hiçbir rolünün olamayacağı hususunda çok apaçıktır:

“Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık, sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.” (Hakka 69/44-47),

“Vahyi tam alma telâşı yüzünden dilini kımıldatma. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir. O halde onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra onu anlatmak elbette bize aittir.” (Kıyâme 75/16)

Bu ayet-i kerimeden vahyin indirilişi sırasında Hz. Peygamber’in, ayetleri ezberlemek için bir çaba içerisine girdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, ayetlerin lafız ve manasıyla kendisine nazil olduğunu göstermektedir.

Hal böyleyken Kur’an’ın sadece mana olarak nazil olduğu, lafzının ise Hz Muhammed’e ait olduğu şeklindeki bu  görüş, hiç bir İslam mezhebi tarafından kabul edilmemiştir. Bu görüşlerin bazı kitaplarda yer alması bunların benimsendiği anlamına gelmez.

Nitekim İmam Matüridî, bu görüşü Te’vilâtü’l-Kur’an adlı tefsirinde eleştirmiş, reddetmiş ve Kur’an’ın hem lafız hem de mana olarak Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed’e indirildiğini net bir şekilde ifade etmiştir. (I, 74; III, 121, 541)

Sonuç itibarı ile Kur’an’ın bu apaçık beyanları da gösteriyor ki, Kur’an-ı Kerim hem lafzıyla hem de manasıyla Yüce Allah’ın katındandır/ vahyedilmiştir ve  O’na aittir.

Kur’an-ı Kerim, lafız ve manasıyla Allah’ın kelamıdır. Allah’ın koruması ile tek harfi bile değişmeden günümüze kadar gelmiştir ve kıyamete kadar da baki kalacaktır. 

Nitekim başlangıçtan bu  günümüze kadar dünyanın her tarafındaki Mushafların hiçbirinde herhangi bir farklılığın olmaması da bu hakikatin ve mucizenin en somut göstergesidir.

Bkz; Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı

4 YORUMLAR

  1. bu yazı tartışmanın çok gereksiz bir tartışma olduğunu ispat ediyor. ben de böyle inanıyorum.

    peki bu delillere rağmen profesörlerce neden devam ettiriliyor? ve devam etmesi gerektiğini söyleyenlerin sayısı da hiç az değil.

    tartışmanın devam etmesini isteyenler bilimin ancak böyle gelişeceğini ifade ediyorlar. bilim gelişsin tabi buna kimsenin bir itirazı olmaz. fakat nereye kadar gelişecek diye merak etmemiz de doğal karşılanmalı.

    tartışmayı devam ettirenler karşı görüşte olanları düz mantık yürütmekle itham ediyorlar. kendileri ise kuantum fiziğinin mantık bilimine kattığı paradoksal mantığı takip ettiklerini bu mantıkla da her konunun tartışılabilir olduğunu söylüyorlar ki bu mantık tartışmada karşılaşılan çelişkileri de ortadan kaldırıyor (büyük ölçüde). güncel mantık teoremleriyle felsefi boyutlu tartışmaları yapanlara bu konuda yeni bir şey söylenmesi gerekiyor zannedersem.

    Benim takip edebildiğim kadarıyla eğer onlar haklılarsa hıristiyanlıkta yaygın olan teslis inancı da yanlışlanamaz. hatta benim ön görüm bu tartışmaları sonuna kadar devam ettirdiklerinde dönüp dolaşıp aslında tanrı biziz noktasına gelecekler gibi.

  2. Sayın Baran kişisine;

    Haklısınız. Hıristiyanlığın tahrifinde , elde İsa peygambere vahyedilmiş kutsal metinlerin olmayışı etkili olmuştur. Yoksa vahyedilmiş kutsal metinler olsaydı Pavlus Hz İsa’ya vahyedilen İsevilik dinin dışında, yeni bir din, hıristiyanlık dini kuramazdı.

    İslam aleminde de Pavlus misyonunu yüklenenler var. Sadettin Merdin “İslamın Pavlusları” diye bir kitap yazmış okumanızı tavsiye ederim. Selamlar.

  3. Sayın Brarn Kişisine

    İslamın sabiteleri ilki Kur’an’ın lafzı ve manasıyla vahyedilmiş oluşudur. Şayet Kur’an’nın bu bağlayıcı özelliğini inkar etmek; İslamı Kur’anın ve Hz Muhammed’in tebliğatının dışında, kişilere göre bir din anlayışı ortaya koymaktır. Selamlar

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here