Kurban (1)

0

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resulüne salat, selam olsun

A-Tanım

Sözlükte, yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban; dini bir terim olarak, Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek için, ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 312). 

Kurban bayramında kesilen kurbana udhiye, hacda kesilen kurbana ise hedy denir. 

B-Tarihçe

İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulaması mevcut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur. 

Kurban ibadetini ilk yapanlar Hz Adem’in çocuklarıdır.  Kur’an’da Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir (el-Mâide 5/27); 

Reklam

Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail’i kurban etmek istemiş, ancak Kur’an’da  İsmail’in yerine bir kurbanın (koç), Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir (Saffat, 37/107). 

Kur’an-ı Kerim’de ilâhî dinlerin hepsinde kurban ibadeti hükmünün konulduğuna işaret edilir (el-Hac 22/34). 

Ancak Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta kurban telakkisi bir hayli değişikliğe uğramıştır. 

Yahudilikte “günah keçisi” deyimi  kurban ibadeti ile ilgili bir tabirdir. Museviler,  günahlarından arınmak için kurbanlık iki keçiden birini keser, kendileri yerler, diğerini de çöle bırakır, kurt kuş vahşi hayvanlar yerdi. İşte günah keçisi deyimi bu keçilerden çöle bırakılanıdır.

Süleyman Mabedi’nin yıkılmasından sonra Kurban ibadeti askıya alınmıştır. Günümüzde Museviler, günahlardan arınmak için horoz veya tavuk kurban ederler, etlerini fakirlere dağıtırlar. 

Hıristiyanlık’ta İsâ’nın çarmıha gerildiği ve bunun insanoğlunun aslî günahına karşı Baba’nın oğlu İsâ’yı feda etmesi olduğu inanışıyla kurban telakkisi özel bir anlam kazanmıştır. İsâ tüm Hrıstiyanlar adına  kurban olmuştur, ayrıca kurbana gerek yoktur anlayışı vardır.

C-İslam’da Kurban

İslâm’da kurbanın dinî hükmüyle ilgili olarak Kur’an’da, Hz. Peygamber’in sünnetinde önemli açıklamalar yer almış, bu çerçevede oluşan fıkıh kültüründe de konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hükümler derlenmiştir.

Reklam

Kurban, Kur’an-ı Kerim, Sünnet, İslam âlimleri ve İslam ümmetinin görüş birliği (icma) ile sabit bir ibadettir. Hicretin ikinci yılından itibaren bugüne kadar bütün Müslümanların kurban kesmeleri, bu konuda bir icma-ı ümmet olduğunu göstermektedir (İbn Kudame, Muğni, Beyrut, XI, 95).

Mezheplerin çoğuna göre udhiyye kurbanı kesmek sünnettir (İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, Mısır, 1975, I, 429). Hanefi mezhebinde ise tercih edilen görüş, kurbanın vacip olduğudur (Merğinani, el-Hidaye, IV, 70). Kurban maldan ve candan yapılan bir ibadettir.

D-Kur’an’da Kurban

Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de bir çok deliller mevcuttur. 

Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hacc, 22/28) 

“Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık,.” (Hacc, 22/34) 

“Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.”, “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc, 22/36-37)

  “O halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.” (Kevser, 108/2. Ayet) 

Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. 

Et ve kanların Allah’a ulaşamayacağının, asıl olanın ihlas ve takva olduğunun bizzat ayetin metninde yer alması bunu açıkça ortaya koymaktadır. 

E-Hadislerde Kurban

Hz. Peygamber (sav) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber’in (sav), meşru kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir (Tirmizi, Edahi 11; bkz. Buhari, Hac, 117, 119; Müslim, Edahi 17). 

Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerde, Hz. Peygamber (sav), kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dâhil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade edip; bu ibadetin Allah rızası için yapılmasını tavsiye etmiştir (Tirmizi, Edahi 1; İbn Mace, Edahi 3).

F-Kurban ibadetinin amacı 

Akıllı, hür, mukim (bir yerde ikamet eden, yolcu olmayan) ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilahi rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenab-ı Hakk’a yaklaşmakta, hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yaklaşmakta ve onlara yardımda bulunmaktadır (Serahsi, el-Mebsut, XII, 8; el-Bahru’r-Raik, VIII, 197). 

Bu ibadetin ruhunda Hakka yakınlık ve halka fedakarlıkta bulunma anlayışı vardır. 

Kurban, (fıkhi hükmü ne olursa olsun) Müslüman toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri özellikle milletimizin dini hayatında önemli bir yer tutmaktadır. 

Kurban, bir Müslümanın bütün varlığını, gerektiğinde canını Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesidir.

Kurban ibadetinin asıl amacı Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na yakınlaşmayı arzu etmektir. 

Kurban kesen, bu ibadetiyle Allah’a yaklaşmış ve O’nun hoşnutluğunu kazanmış olur. Kurban, aynı zamanda bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneğidir. 

Kesilen kurbanlardan maddi olarak daha çok yoksullar yararlanır.

İslam dini, ferdi, ruhi-derûni hikmetlere ve insanî erdemlere ulaştırmayı öngörürken; toplumlar için birleştirici ve bütünleştirici bazı emir ve uygulamalar da getirmiştir. 

İslam dininin bu üstün özelliği, fitre, zekât, hac ve kurban gibi sosyal boyutlu malî ibadetlerde, daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. 

Bu ibadetler başlangıçtan bütün Müslüman toplumlarda, genel esasları ve özü hiç bir değişikliğe ve müdahaleye uğramadan devam etmiş ve yeni nesillere intikal ettirilmiştir.

Kurban gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. 

Müminler her kurban kesiminde Hz. İbrâhim ile oğlu İsmâil’in Cenâb-ı Hakk’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hâtırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel davranışla göstermiş olmaktadır.

Kurban kesen müslüman, hem İbrahim (as), hem de İsmail (as) olmaktadır. İkisinin de manevi atmosferini (itaat, tevekkül, teslimiyet) yaşamaktadır.

Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Sadist/saldırganlık duygularını törpüler.

Özellikle et satın alma imkânı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. 

Zengine, malını, Allah’ın rızâsı, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını kazandırır,  onu cimrilik hastalığından, dünya malına esaretinden, tutkunluktan kurtarır.  

Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumunun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.

Vesselam.

Kaynak:

Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal-II, s,1.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Kurban Rehberi.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here