Laiklik ve İslam

0
gündogdu

Giriş.

Türkçemizde kullanılan “laik” kelimesi; Yunanca’da “laikos” tabiri önce Latince’ye daha sonra Fransızca’ya ve Fransızca’ya intikal etmiş biçiminden Türkçeye geçmiştir.

Eski Yunan toplumunda sıradan halk kesimini ifade eden laik kavramı, Hristiyan Batı dünyasının toplum yapısında kilise örgütünde görevli olmayan halk kesimi için kullanılmıştır.

Katolik kilisesinin siyasal otorite ve kamusal alan üzerindeki egemenliğinin kırılması yönündeki çabalar XIV. yüzyıllara kadar gitmekle birlikte din ve devlet işlerinin, yani din ile siyasal otoritenin birbirinden ayrılması ve karşılıklı olarak özerk duruma gelmesini ifade eden laiklik asıl yükselişini Fransız Devrimi ile gerçekleştirmiştir.

Laiklik Fransız İhtilali’nden sonra devlet yapılanmasında kendini göstermiş ve çağdaş toplumların siyasal ve yönetsel örgütlenmelerinde bir amaç mevkiine çıkmıştır.

En genel anlamı ile “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak ifade edilen laiklik, çeşitli açılardan farklı şekillerde tanımlanmaktadır.

Laiklik konusunda ilginç tartışmaların yapıldığı günümüzde de laiklik birbirinden oldukça farklı anlamlarda kullanılmakta ve buna bağlı olarak farklı tanımlar ve anlayışlar ortaya çıkmaktadır.

Kimi yazarlar, büyük ölçüde pozitivist bir yaklaşımla meseleyi din-akıl ve din-bilim karşıtlığı çerçevesinde görerek, inanç yerine aklın egemenliğinin konulmasını ifade ederek; kanunlar yapılırken dinî kuralların dışında kalınıp akla, bilime ve toplumun ve çağın ihtiyaç ve gerçeklerine dayanılması anlamında “felsefî bakımdan laiklik” tanımını yapmışlardır.

Devlet ile dinin birbirine karışmamasını ise “hukukî bakımdan laiklik” olarak adlandırmakta ve tanıtmaktadırlar.

Laikliğin İslami anlayış ile örtüştüğü nokta

Tabiatıyla din kurallarının, akıl ve bilim ile çatışma içinde olacağı var sayımına dayanan ve dini dışlamayı hedefleyen bu gibi anlayışların aklın ve islam dinin gerekleriyle bağdaştırılması ve makul kabul edilmesi mümkün değildir.

Özellikle İslâm dininin akıl ve bilimle çatışma içinde gösterilmesi, temelde İslâm dinini algılama yanlışlığından veya kasıtlı bir tavırdan kaynaklanan hem teorik hem de pratik açıdan yanlış bir yaklaşımdır.

İslâm dini hakkında peşin fikirden öte derli toplu bir bilgisi bulunmayan kişi ve gruplar hariç tutulacak olursa, din ile akıl ve bilim arasında çatışma tezi üzerine kurulan laiklik anlayışları artık tarihe karışmıştır.

Bugün dünyada tartışılan husus siyasî iktidarın, dinî iktidardan ayrılması biçiminde ifade edilen siyasal laikliğin anlam ve sınırlarının ne olduğudur.

Hukukçular nezdinde kabul gören genel anlayışa göre laik devlet: Bütün vatandaşların dinî akîdelerine hürmet eden; fakat hiçbir dini diğer dinlere tercih etmeyen; her dine karşı aynı muameleyi yapan; din ve itikad sahasını fertlerin özel işi telakki ettiği için din işlerine müdahale etmeyen; hiçbir dini menetmediği gibi hiçbir dine herhangi bir yardım ve destek sağlamayan; dinlere karşı tarafsız kalan devlettir.

Laiklik dini bir kavram olmayıp bilakis devlete ait bir kavram olması, devletin laik olabileceği fakat fertlerin laik olamayacağı fikri de bu temele dayanır.

Ali Fuat Başgil’e göre ise “laik devlet, dinî akîde ve esaslara dayanmayan devlettir. Bu sistemde devlet ve din ilişkilerinde bir denge ve paralellik vardır; din ve devlet özerk olup, biri diğerine bağlanamaz. Fakat laik sistemlerde din ve siyasetin (yönetim) özerk olmasının, dinin toplum hayatında hiçbir etkisinin bulunmadığı biçiminde anlaşılması doğru değildir. Aksine din, çeşitli şekillerde insanların/fertlerin davranışlarını etkilemeye devam ederken din anlayışları da siyasal sistemin yapısından etkilenmektedir”.

Yapılan araştırmalar dindarlıkla sosyopolitik davranışlar arasında doğrusal bir ilişkinin bulunduğunu göstermektedir.

Din ve siyaset ilişkisinin anayasalarda düzenleniş biçimi Batılı ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Batı’da bazı ülkelerin anayasalarında bir din “devlet dini” haline getirilirken bazılarında devlet dinler karşısında tarafsız kalmıştır.

Millî din veya devlet dini olgusu esas itibariyle laik sistemin ruhuna aykırıdır. Bu sebeple meselâ Fransa, Almanya, Belçika ve Hollanda millî dine sahip olmayan ülkelerdir.

Fakat İsveç, Danimarka, Norveç, İngiltere, Portekiz ve İtalya gibi ülkelerde ise millî dinler bulunmaktadır. Ancak bir dini, millî din olarak benimseyip ilân etmeleri, anılan ülkelerin teokratik olduğu veya teokrasi ile yönetildiği anlamına gelmemektedir. Pekala bu devletler de laiklik uygulanmaktadır.

İslam’ın kaynakları Kur’an ve sahih sünnet’e bakıldığı zaman, din seçimi, dini inançların korunması ve inanç özgürlüğü açısından laiklik kavramın ve uygulamalarının aslında İslam’da varlığı açıkça görülecektir. Çünkü İslama göre; Hiç kimse bir dine girmeye veya inanmaya zorlanamaz.

Nitekim Bakara suresi 256. Ayette “Dinde zorlama/baskı yoktur.” Ferman’ı Sübhanisi, bu anlamda laikliğin kaynağını oluşturmaktadır.

Peygamber efendimizin Medine’deki uygulamaları bu düzlemdedir. Medine’de yaşayan gayri Müslimlerle yaptığı “Medine Sözleşmesi” yönetimde laiklik anlayışının bir ifadesidir.

İslam tarihİnde de çeşitli dönemlerde (Teokratik ve Bizantinizm yönetim biçimleri yanında  laiklik uygulaması şeklinde alınabilecek bir çok hukuki ve yönetimsel uygulamalar vardır.

Dolayısı ile İslamın (Mutezile ve Şia yorumu aksine) Akıl ve naklin aynı seviyede esas kabul edildiği Sünni yorumu doğrultusunda “amel imandan bir cüz değildir” (iman ayrı amel ayrı değerlendirilir) anlayışı ve yukarıdaki zikredilen ayet ve sahih sünnet temelli uygulamalar esas alındığında;

Hiçbir dinin inançlarını esas almadan, bütün dinlere aynı mesafede kalarak, ötekileştirmeden, düşmanlaştırılmadan yapılan devlet yönetimi şeklindeki bir laiklik anlayışı ve insan hakları açısından, İslami yönetim anlayışı (demokrasi kavramı ile örtüştüğü gibi) laiklik kavramı ile de örtüşmektedir.

Vesselam.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here