Lanetlik Kazanç Rüşvet

3

Giriş

Kısaca Rüşvet: Yetkiyi, görevi veya nüfuzu kötüye kullanarak sağlanan gayri meşrû menfaattır.

Sözlükte başka anlamları yanında “haksız bir menfaat sağlamak için verilen ödül, ücret veya ödenen bedel” mânasındaki reşv kökünden türeyen rüşvet (reşvet, rişvet) kelimesi fıkıhta yetkiyi, görevi veya nüfuzu kötüye kullanarak sağlanan gayri meşrû menfaati ifade eder.

Rüşvetin Tarihçesi

Tedavisi en zor ve en eski toplumsal hastalıklardan olan rüşvet bütün ilâhî dinlerde yasaklandığı gibi eski Hint, Mısır, İran, Sumer ve Yunan toplumlarında da bu suçla mücadele edilerek özellikle adlî rüşvete ağır cezalar verilmiş,

Roma hukukunda rüşvet alan yargıca ölüm cezası öngörülmüş ve memurların basit eşyalar dışında hediye kabul etmesi yasaklanmıştır (Mumcu, s. 22-41).

Eski Ahid’de/Tevrat’ta rüşvet, adam kayırma, yargılarken taraf tutma menedilmiş, rüşvetin gören insanı hatta bilge kişiyi kör ettiği, haklıyı haksız çıkardığı (Çıkış, 23/8; Tesniye, 16/19), adaleti saptırmak için gizlice rüşvet alanın kötü kişi olduğu (Süleyman’ın Meselleri, 17/23) belirtilmiş ve suçsuz birini öldürmek için rüşvet alan açıkça lânetlenmiş (Tesniye, 27/25),

Hıristiyanlık’ta rüşvet dinî açıdan günah olduğu gibi kilise hukukunda da suç sayılmıştır. Kilise görevlilerinin para karşılığı günah çıkarma gibi ruhanî yetkilerini kötüye kullanarak menfaat temin etmeleri kiliseden azledilmelerini, rüşveti verenin de kiliseden ihracını gerektiren bir suçtur.

Rüşvetin Mahiyeti

İslâm hukuk literatüründe rüşvetin biri geniş, diğeri dar olmak üzere iki anlamda geçtiği görülür.

Geniş anlamıyla rüşvet kavramının kullanıldığı durumlardan biri, özel hukuk alanına giren konulardan da olsa,  bir vazifenin ifası karşılığında haksız ücret veya menfaat elde edilmesidir.

Mera, yayla, odun toplama alanları veya boş alanları otopark yapma  gibi kamunun kullanımına açık alanlarda bazı kişilerin yetkili olmadıkları halde buralardan istifade edenlerden istedikleri ücret de rüşvet kapsamında kabul edilir (İbn Nüceym, er-Resâʾilü’z-Zeyniyye, s. 202-203).

Dar anlamda rüşvet, “kamu görevlisinin yetkisini ya da nüfuzunu kötüye kullanarak sağladığı çıkar” şeklinde tanımlanmıştır. 

Kur’an’da Rüşvet

Kur’ân-ı Kerîm’de rüşvet lafız olarak geçmemekle birlikte, “Bile bile, günaha saparak insanların mallarından bir kısmını yemek için onları -mallarınızın bir parçasını- yetkililere aktarmayın” meâlindeki âyette (el-Bakara 2/188) açık biçimde yasaklanmıştır.

Ayrıca haram (/سحطsuht) yemeyi davranış biçimi haline getiren yahudileri kınayan âyetteki (el-Mâide 5/42) “suht” kelimesi başta rüşvet olmak üzere “haram kazanç yolları” diye yorumlanmıştır.

Hz. Peygamber tarafından vergi memuru olarak Hayber’e gönderilen Abdullah b. Revâha’nın vergiyi az alması için kadınlarının ziynet eşyalarını rüşvet vermeyi teklif eden yahudilere, “Teklif ettiğiniz bu rüşvet bir suhttür, biz onu yemeyiz” diyerek reddetmesi (el-Muvaṭṭaʾ, “Müsâḳāt”, 2); bu yorumu desteklemektedir.

Yine “suht” ile beslenmiş vücudun cennete giremeyeceğini ve cehennemin ona daha uygun olduğunu bildiren Resûl-i Ekrem’in suhtün ne anlama geldiği sorusuna “hükümde rüşvettir” şeklinde cevap vermesi (Taberî, IV, 581)

Hadislerde Rüşvet

Rüşvet hadislerde de yasaklanarak rüşvet alan, veren (İbn Mâce, “Aḥkâm”, 2; Ebû Dâvûd, “Aḳżıye”, 4; Tirmizî, “Aḥkâm”, 9) ve bu işe aracılık eden (Müsned, V, 279) lânetlenmiştir.

Ayrıca Resûl-i Ekrem özelde zekât memurlarına (Müsned, V, 424), genelde devlet görevlilerine (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, X, 233) verilen hediyeleri “devlet malına hıyanet, ganimetten çalma” şeklinde nitelemiş,  nüfuzu kötüye kullanıp menfaat temin etmenin her türlüsünü yasaklamıştır.

Konuyla ilgili rivayetlerden birine göre Hz. Peygamber, zekât tahsiliyle görevlendirdiği İbnü’l-Lütbiyye’nin vazifesi sırasında kendisine verilen hediyeleri sahiplenmesi üzerine hiddetlenmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Annesinin babasının evinde oturmuş olsaydı kendisine böyle hediyeler verilir miydi? Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki herhangi biriniz bu malda hainlik yaparak haksız bir şey alırsa kıyamet gününde o malı böğüren bir deve veya bir sığır yahut meleyen bir koyun şeklinde boynunda taşıyarak getirecektir” (Buhârî, “Eymân”, 3; “Ḥiyel”, 15; Dârimî, “Zekât”, 30; “Siyer”, 52).

İslamda Rüşvetin Hükmü

Fıkıh literatüründe rüşvetle ilgili konular genellikle fürû kitaplarının yargılama usulü (edebü’l-kādî) bölümlerinde ve aynı isimle kaleme alınmış müstakil eserlerde işlenir.

Adaleti tevzi konumunda bulunan hâkimlere bu hastalığın bulaşması durumunda rüşvetle mücadele imkânsız hale geleceği için, rüşvetle ilgili konular hâkimi merkeze alarak incelenmiş, hatta bazı âlimler rüşvetin tanımını yargıçlara sağlanan haksız kazançla sınırlı tutmuştur (Ebû Hilâl el-Askerî, s. 195).

İslâmda  rüşvetin haram olduğu hususunda icmâ/alimler arasında tam mutabakat vardır.

İslâm hukukçuları alan ve verenin hükümleri açısından rüşveti bazı kısımlara ayırmıştır.

1. Herhangi bir hakkı iptal / engelleme veya haksızı haklı gösterme amacıyla verilip alınan rüşvet hem veren hem alan açısından haramdır. Hanefî fakihi Cessâs rüşvet alan hâkimin biri haksız kazanç sağlamak, diğeri adalet ilkelerine aykırı şekilde haksız hüküm vermek suretiyle iki açıdan günaha girdiğini, rüşvet verenin de bu sonuçlara katkısı sebebiyle aynı durumda olduğunu ifade eder (Aḥkâmü’l-Ḳurʾân, II, 433).

2. “Bir görev alabilmek için yetkililere temin edilen menfaat” anlamındaki rüşvet de her iki taraf için haramdır. Zira belli vazifeye tayin edilecek kişinin ehliyet ve liyakat şartlarını taşıyıp taşımadığının araştırılıp buna göre hareket edilmesi yetkililerin görevi olup görev karşılığında sağlanan çıkar rüşvettir. Diğer taraf da normal usulün dışına çıkarak haksız veya başkalarının hakkını ihlâl eden bir görev elde etme konumunda olduğu için sağladığı menfaat rüşvet hükmündedir. İslâm hukukçuları bu konuyu daha çok rüşvet vererek kamu  görevi alma meselesi dolayısıyla tartışırlar.

3. Bir hakkı elde edebilmenin veya zarar ve zulmü defedebilmenin ancak rüşvet vermekle mümkün olduğu durumlarda alan açısından rüşvet haram olmakla birlikte fakihlerin çoğunluğuna göre veren bakımından zaruret hali oluştuğu için rüşvet hükmünde olmadığı değerlendirilmiştir.

Nitekim Müşriklerin zulmü sebebiyle Habeşistan’a hicret edip orada rehin alınan Abdullah b. Mes‘ûd’un rüşvet vererek kurtulduğu şeklindeki rivayet bu görüşü destekleyen deliller arasında zikredilir (Sadrüşşehîd, s. 91-92; Şelebî, V, 31).

Aynı şekilde bir kimsenin hakkı olduğu halde devlet görevlisine yaptıramadığı bir işini yapmasını temin için memur olmayan başka bir şahsa aracılık ücreti vermesi, bu ücret alan açısından haram ve  rüşvet sayılmıştır.  Çünkü haklı olana yardım etmek görev olup görev icabı yapılması gereken bir iş karşılığında ücret almak veya menfaat temin etmek rüşvet kapsamına girer.

Rüşvet olarak verilen mal sahibinin mülkiyetinden çıkmaz. Bu durumdaki malın sahibi biliniyorsa ve ulaştırmada zorluk yoksa kendisine iade edilmesi gerekir; sahibi bilinmiyorsa veya iadenin mümkün olmadığı ya da meşakkatli olacağı bir yerde ise bulunmuş mal hükümleri uygulanır, hazineye irat kaydedilir.

Rüşvetin çoğu zaman hediye görüntüsü altında alınıp verilmesi sebebiyle bunlar arasındaki ilişki ilk dönemlerden itibaren üzerinde durulan problemlerden olmuştur.

Resûl-i Ekrem’in, İbnü’l-Lütbiyye için söylediklerini ve uyarılarını dikkate alan Hulefâ-yi Râşidîn’in uygulamalarından ve özellikle valilere yolladıkları genelge ve tâlimatlardan hediye görünümü verilerek rüşveti meşrulaştırma çabalarına karşı hassasiyet gösterdikleri anlaşılmaktadır (Cessâs, II, 434; Sadrüşşehîd, s. 91).

Sonuç

Rüşvet yalnızca bireyi değil, tüm toplumu ilgilendiren bir hastalıktır. Çünkü tek başına işlenmesi mümkün olmayan bir suçtur. Rüşvette bir alan, bir de veren kimse vardır ki ikisi de toplumdaki yozlaşmanın göstergesidir.

Rüşvet alan, veren ve rüşvete aracı olan prensip itibariyle aynı derecede sorumludur.

 Allah Resûlü, “Allah”ın lâneti, rüşvet verenin ve rüşvet alanın üzerinedir.” (İbn Mâce, Ahkâm, 2.) buyurmuştur.

Rüşvet veren kimse kanunlara göre hak etmediği bir şeyi haksız yoldan elde etmek arzusundadır ve bu yaptığı haramdır. Kişi helâl yollarla, alnının teri ve elinin emeğiyle bir şeye ulaşabiliyorsa ulaşır. Aksi takdirde kanun dışı yollara başvurma hakkı yoktur.

Mal, mevki, menfaat hırsı ile hak etmediğini ve hep daha fazlasını isteyen insanların başvurduğu rüşvet, esasında Allah Resûlü”nün teşvik ettiği helâl kazanç ilkelerine tamamen terstir. Zira o, kazancın çok olmasına değil, helâl olmasına dikkat çekmektedir:

Câbir b. Abdullah”tan nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah”tan (hakkıyla) sakının ve (rızkınızı) ararken güzel yollarla arayın. Zira hiç kimse, rızkını elde etmeden ölmeyecektir, gecikse bile (rızkına kavuşacaktır). Allah”tan (hakkıyla) sakının ve (rızkınızı) ararken güzel yollarla arayın. Helâl olanı alın, haram olanı terk edin.” (İbn Mâce, Ticâret, 2.)

Rüşvet alan kimse, sorumluluğunu yerine getirmeyen kimsedir. Rüşvet yoluyla görevini kötüye kullanmakta; İnsanlar arasında adaletsiz bir uygulamaya imza atmakta, haklıyı haksız duruma düşürdüğü gibi, haksızı da haklı konumuna yükseltmektedir.

Pek çok kötülüğü içinde barındıran rüşvet, toplumsal düzenin sarsıldığının ve değerlerin kaybolduğunun acı bir göstergesidir. Rüşvetin yaygın olduğu toplumlarda öncelikle etkili ve yetkili olan insanların bozulduğu görülmektedir ki bu, toplum için bir faciadır.

Çünkü eğitim ve kültür seviyesi yüksek olan, önemli makam ve mevkileri işgal eden bireyler rüşveti kabul ediyor ve ona göre hüküm veriyorsa korkulması gereken bir durum vardır.

Allah Resûlü”nün rüşvetin ortaya çıktığı toplumların maruz kalacağını haber verdiği korku bu olsa gerektir.( İbn Hanbel, IV, 205.)

Rüşvetin geçer akçe olduğu toplumlarda öncelikle bireyler, kendilerini geliştirmek, başarmak, çalışarak öne geçmek konusunda ümitlerini kaybederler. Çalışsalar ve başarsalar da hak ettikleri yere ulaşamayacaklarını düşünürler.

Bir süre sonra onlar da rüşvete sıcak bakmaya hatta başvurmaya yönelirler. Yani toplumun herhangi bir biriminde rüşvet uygulaması başlamışsa bu, bulaşıcı bir hastalık gibi toplumun her alanına yayılacak, buna bağlı olarak haksız kazanç, görevi kötüye kullanma, geleceğe dair ümitsizlik ve pek çok olumsuzluk toplumu çepeçevre kuşatacaktır. Zamanla haksız kazanç normal görülmeye başlanacaktır.

Fert ve toplum için bir musibet olan rüşvetin hayatın her alanına yayılması ve Müslüman toplumlardaki uygulamaları maalesef Hz. Peygamber”in bu konudaki endişesini doğrular niteliktedir: “İnsanlar öyle bir zamana erişecek ki kişi, malını helâlden mi yoksa haramdan mı elde ettiğine aldırmayacak!”( Buhârî, Büyû’, 7.)

İşte Peygamberimiz, rüşveti alanın, verenin ve buna aracılık edenin lânetlendiğini belirtirken bu denli tehlikeli bir felâkete dikkat çekmiştir.

Hak, hukuk ve adaleti yok sayarak toplumdaki güven, birlik ve beraberlik duygularını körelten rüşvet, başlı başına bir zulümdür. Toplum yönetilemez hale getiren büyük bir felakettir.

Bu lanetlik kazanç hiç kimseye yar olmamıştır. Tarihi olaylar buna şahittir.

Vesselam

Kaynak: TDV, İslam Ansiklopedisi, ‘Rüşvet’ mad.;  D.İ.B. Hadislerle İslam, 5/191

3 YORUMLAR

  1. ….
    Nefsin gücü haddi aştı
    Gayrimeşru meşrulaştı,
    Zina, rüşvet ne farkeder?
    İnsanımız başkalaştı!

    Hayatta mı DiNin rolü?
    İşin aslı nefs kontrolü!
    Azgın nefsle spor yapan,
    Kalesine atar golü!

    Akın et nefsine akın!
    Kör nefsin zaptı yakın,
    Unutma imtihandasın,
    Utan bre! Allah’tan sakın!..
    ….
    Bir rüşvettir alır isen,
    Ya da bunu verir isen,
    Üzülürsün, çok üzülür!
    Cehennemde yanar isen!

    İşte bundan rüşvet yasak,
    Zarar görmemeğe bak!
    Kul hakkından kurtulaman!
    Bırak bu işleri bırak!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here