Leonardo Da Vinci: Bir dahinin İstanbul rüyası

1

2020 Türkiye ve tüm dünya için çalkantılarla geçmekte olan bir yıl olmaya devam ediyor. Dünyamızı esir alan Covid 19, ABD’nde artık saklanamayacak bir iç kaosa dönüşen ırkçılık  devam etmekte. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi,Türkiye’nin kurucu belgesi Lozan Barış Anlaşmasının 97. yıldönümü, Kadınlara yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi adıyla geçen ve kısaca İstanbul’da ev sahipliği yaptığımız için İstanbul Sözleşmesi olarak adlandırılan ve ilk imzalayan devlet olmamıza karşın şimdi bu Sözleşmeden çıkma konusu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın son, kılıçlı hutbesi ve Sosyal Medya Yasası gibi  ağır bir gündemi düşünürken  sanatı, buluşları ile çağından 100-300 yıl sonrasını yaşamış olan Leonardo da Vinci’nin  (Vinci’li Leonardo)  İstanbul ile ilgili hayali aklıma geldi.

Ölümünün 500’üncü yıldönümü olan 2019’da, İtalya’da büyük tören ve etkinliklerle anılan Rönesansın büyük ustasının bir vesile ile karşıma çıkan Haliç Köprüsü çizimi yine Osmanlı  Padişahlarının Rönesans dönemi ile bağlantılarını ortaya çıkardı. Bugünkü Arap dünyası da Leonardo’nun eserlerine büyük ilgi gösterip inanılmaz servet harcıyorlar. Ülkemizde Adnan Kaşıkçı cinayeti ile gündeme gelen Suudi Prens bin Salman 2017’de Leonardo’nun “Dünyanın Kurtarıcısı” (Salvator Mundi)  isimli Hz. İsa’yı tasvir eden portresine 450 milyon ABD Doları ödeyerek Leonardo’yu yine gündemimizin birinci sırasına oturtmuştu. Verdiği kararlarla despot bir Arap yönetici olarak  Hz. İsa resmine bu kadar çok para ödemenin ağırlığını taşıması nedeniyle adının gizli olmasını istemesi  talebi de bir süre sonra geçerliliğini kaybetmiş adı ve sanı  ortaya çıkmıştı.

Rönesans dönemine bakarsak bu dönem  sayesinde İtalya Avrupa’nın önde gelen bir ülkesi olmuş, dönemin sanatçılarını da göz önüne çıkarmıştır. Osmanlı padişahları da Rönesans dönemini takip etmişler hatta Fatih Sultan Mehmet, Venedik’den davet ettiği Gentile Bellini’ye portrelerini yaptırmış, yine İstanbul’a davet ettiği Ferrara isimli bir İtalyan sanatçıya kendi portresinin bulunduğu madalyonları yaptırmıştır. Leonardo sadece Louvre Müzesindeki Mona Lisa tablosu veya Milano’daki Son Yemek freski ile değil çizdiği projelerle de ününe ün katmıştır. Çok sayıda çizimleri arasında bulunan uçan makineler, denizaltı için yaptığı araçlar ve diğer çizimleri onun ne kadar büyük bir dahi olduğunun kanıtıdır. Leonardo’nun İstanbul’a ilgisi ise Sultan II. Bayezid’ın Haliç trafiğini azaltmak için bir köprü inşa ettirmek istediğini duyması ile başladı. 1502’de II. Bayezid’a bir mektup gönderen Leonardo, Padişahın o dönemde bile işlek trafiği bulunan  “Altın Boynuz”da  bir köprü inşa etmek isteğini duyduğunu belirterek kendisinin bunu yapabileceğini hatta İstanbul’a gelerek proje uygulamasının başında durmak istediğini ifade  etmiş ve köprü çizimini “Köprülerin Kraliçesi” ismiyle  mektubuna eklemiştir. Projesine göre Leonardo’nun köprüsü, 240 metre uzunluğunda, 23 metre genişliğinde, ve deniz seviyesinden 40 metre yükseklikte olacaktı. Leonardo’nun bu projesi II. Bayezıd tarafından “gerçekçi” bulunmayarak reddedildi. Kardeşi Cem Sultanı Papa VIII. Innocent’a zehirleten II. Bayezıd yerine Cem Sultan padişah olsaydı bu projeyi kabul edermiydi sorusu hep aklımın bir köşesindedir. Cem Sultan babası Fatih Sultan Mehmet gibi beş altı yabancı dil bilen iyi bir devlet adamı olarak yetiştirilmiş şiirleriyle İtalyan aristokrasisinde ün salmış bir Rönesans insanıydı diyebiliriz.

Leonardo,  belki de bu köprüyü inşa ederek bizim bugün icraatlerimizle bir türlü gerçekleştiremediğimiz o dönemin bir Medeniyetler İttifakı olarak  bir metafor mı kullanmak istemişti? Leonardo’nun rüyası 300 yıl sonra  başka bir proje olarak Galata Köprüsü ile gerçekleşmiştir.

Leonardo’nun İstanbul için hazırladığı köprü projesi bugün Oslo’da yayalar için inşa edilmiştir. Leonardo’nun Altın Boynuz Köprüsü projesini gören Norveçli sanatçı Vebjorn Sand, Leonardo’dan 500 yıl sonra 2002’de Oslo dışında sadece yayalar için bu projeyi gerçekleştirdi.Benim de diplomat iken gördüğüm köprü hakikaten çok etkileyici. Leonardo Köprüsü denilen köprü bugün Norveç’in milli kültürel değerlerinin başında geliyor ve turistik, tarihi turların en gözde uğrak yeri.

Tabii  İstanbul’da köprü projesi sadece Leonardo’nun değil başka bir İtalyan sanatçının da rüyasıydı.Michaelangelo da böyle bir köprü tasarlamış hatta planıyla ilgili olarak II. Bayezıd’ı görmek üzere İstanbul’a gelmiş, ancak Venedik Dükalığı ile Osmanlı İmpratorluğu arasında çıkan savaş nedeniyle gerisin geriye İtalya’ya dönmüştü.Michaelangelo’nun bu tutkusu  Fransız romancı Mathias Enard’ın ” Onlara Filleri, Kralları ve Savaşları Anlat” ( Tell Them of Battles, Kings and Elephants) romanının konusu olmuştur.

Leonardo’nun geçen yılki ölüm yıldönümü ve  İstanbul için tasarladığı köprüyü anmak için Ermeni asıllı İranlı ve halen Kanada’da yaşayan sanatçı Kiya Tabassiyan, Polonya asıllı sonradan Müslüman olmuş Osmanlı diplomatı, bilim adamı ve müzisyen  Ali Ufki’nin ( Alberto Bobovski) koleksiyonundaki XVII. yüzyıla ait bir el yazması müziği grubuyla icra etmiştir. Ali Ufki’nin koleksiyonundaki bu müzik eserinin İtalyan, Osmanlı ve İran ezgileri taşıdığı Tabassiyan tarafından açıklanmıştır. Ali Ufki Bey (1610-1675) ülkemizde  Nikriz Peşrev uzmanı olarak isim yapmış bir müzik ustasıdır. Ali Ufki Beyin eserlerinden bir konser veren Alla Turca Kollektif grubunun Ankara’da 2013’de ODTÜ’de verdikleri bir  dinletiyi https//youtu.be/ hdXc-DSoRlw  de izleyebilirsiniz. Polonya asıllı bir Katolik iken Müslüman olan Ali Ufki Bey sanatçı kişiliği, bildiği yediye yakın yabancı dil ve Nikriz Peşrevi Türk müziğine  kazandırması ile değerli bir diplomat olarak tarihteki yerini almıştır.

Leonardo 1452’de doğduğunda, matbaa bulunmuş :Alman Johannes Gutenberg matbaayı icat ederek (1440) İncil’i basmış, Medici ailesi ise Floransa’da  sanatçı, yazar ve felsefecilerin hamisi olarak atölyeler açmışlar bu sanatçılara çalışma ortamı hazırlamışlardır. Bu nedenle Leonardo gibi dahiler Rönesans döneminde gelişigüzel bir şekilde ortaya çıkmadılar: O özgür sanat ortamında, Medici ailesinin sağladığı olanaklardan faydalandılar. Leonardo’nun babası da Floransa’da tanınmış bir noterdi. Yani Leonardo varlıklı bir aileye doğdu. O dönemde dünya nüfusu 500 milyonken 10 milyon insan okuryazardı.Bugün ise 7,7 milyar insanın 6,5 milyarı okuryazar. Leonardo’nun 7000 sayfayı bulan notları/eskizleri 200-300 yıl sonrasının buluşları olacaktı.Onun buluşları tamamen gözlem yeteneğine dayanıyordu. Anatomi üzerine çalışmış olması, insan vücudunun işlemesine ilişkin sistemleri incelemesinde bu icatların önemli rolü olduğu bugün bilim adamlarınca ifade ediliyor.

Reklam

Rönesansdan sonra meydana gelen hızlı değişim, çok sayıda insanın geride kalmasına ve değişime ayak uyduramamasına neden oldu. Osmanlıya matbaanın yüzyıllar sonrasında gelmesi, sanatçılara  bilim adamlarına  hamilik yapılmaması Türkiye dahil çok sayıda ülkede ki dahileri ortaya çıkaramamıştır. Örneğin Aziz Sancar gibi Nobel almış bilim adamımız ABD’nde kendisine sunulan imkanlar sonucu bu başarıya ulaşmıştır. Tıpkı Leonardo’nun içinde yetiştiği ortam gibi.

Leonardo bugün yaşadığı dönemden daha tanınmış ve meşhur. Leonardo neden mi bu kadar başarılı oldu: O hayatını öğrenmeye, okumaya, düşünmeye ve buluşlarına adamıştı. Tabii o koşullar kendisine sağlandığı için.

Faydalanılan Kaynaklar:

-“Age of Discovery: Navigating the Risks and Rewards of Our Second Renaissance” Prof. Ian Goldin Chris Kutarna , 24 Mayıs 2016, St. Martin’s Press

– www.artline.com

Önceki İçerikBayram gelmiş neyime
Sonraki İçerikİnsanların inançlarıyla uğraşmanız sizi bir neticeye götürmez.
Deniz Kılıçer
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

1 YORUM

  1. Sn Yazar yazınız ilgimi çekti. Leonardo’nun projesi o köprünün II. Bayezıd tarafından “gerçekçi” bulunmayarak reddedilmesinin sebebi neydi acaba? muhtemelen deniz üzerinde inşa edilecek bu yapının deniz seviyesinden 40 metre yüksekte olmasıdır. Estetik olması ve hatta o dönemdeki kullanılan yapı malzemelerinde sınırlılık açısından o yükseklik fiziki/mekanik sağlamlık açısından gerekli olabilir (Leonardo aynı zamanda bir matematikçiydi-yükseklik hesabını iyi yapmıştır!). Ancak, o dönemde motorlu taşıtlar yok ve 40 metrelik dikey mesafe pratik değil! Bu rakamda bir yazım hatası yoksa reddedilmiş olması makul. Beyazıd’ı Cem Sultan’a muamelesi dolayısıyla sevemedim ama o köprü projesini iyi ki reddetmiş!

    Cem Sultan olsaydı, o yükseklikte bir köprüyü sadece estetiği açısından kabul edermiydi, etmez miydi, ben bundan çok Michaelangelo’nun daha sonraki projesinin farkını merak ettim. Muhtemelen Leonardo’nunkinden farklı ve muhtemelel reddedilme nedenlerini bilerek düşündüğü bir proje olmalı(ydı). O dönemde bizim Mimar Sinan’ımız da aktif bir usta idi. Acaba başka projelerinden çok mu meşguldü?

    Oslo’daki Leonardo köprüsüne baktım. Şeklen benzer olabilir ama Vebjorn Sand nostaljik davranmış; turist kandırmak için Leonardo’nun isminden/şöhretinden faydalanmak için tam bir cingözlük! O köprünün yüksekliğine baktım 10 m. Çelik konstrüksiyon destekli lamine kaplamalı ağaç! 480 yıl öncesinde İstanbul için öngördüğü 40 m yükseklikte taş türü köprü Leonardo Da Vinci’nin pek dahiyane bir projesi olmasa gerek!

    Ayrıca, Aziz Sancar’ın Nobel aldığı dönem 500 yıl öncekinden çok farklı bir dönem, mukayese kabul etmez! Ancak, bu hamilik sistemi Ibn-i Sina (Avicenna), Hazarlı Mehmed (Al Khawarizmi) gibi Ortaasyalı Turkic müslüman dahilerini de ortaya çıkaran sistem. Hamiler de zamanın Sultanları, Han’ları, Devlet adamları. Ancak, o tarihler savaş ve kargaşa nedeniyle çok çalkantılı. Yani, bizimkilerin Rönesansı, daha çok Bilim-Teknik ağırlıklı olarak çok daha erken başlatması işten bile değilmiş. Büyük yetenekler çıkmış. Ve hepsinin esinlenme kaynağı Kur’an. Ancak, askerlik askercilik oyunları (İş darbeciliğe geldi mi her Türk asker doğar derler!). Yaz boz tahtası! Neyse, bir başka konu da bilime sözde önem veren M.K.Atatürk Paşamızın bu dahilere rol model olarak, Turkic müslüman olarak sahip çıkamayışıdır. Müslüman oldukları, Kuran’dan esinlendikleri için olsa gerek! Zaten biz sahip çıkmadığımızdan İranlılar sahip çıkmış. İbni Sina (Avicenna)’nın Fransa’da heykeli var(mış-görmedim). Hazarlı Mehmed (Al Kwarizmi), Algoritma isminin geldiği Bigisayara programcılığında standard olarak kullanılan terim.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here