Lokman (as)‘ın özelde oğluna, genelde tüm insanlığa öğütleri (1)

0

Lokman (a.s)

Lokmân (a.s), Kur’ân-ı Kerîm’de,  Lokman Sûresinde ismiyle anıldığı, ya peygamber yada sâlih bir kişidir. 

İslam alimlerin çoğunluğu, Lokmân’ın peygamber olmadığını, ancak Allah’ın kendisini bilgi ve hikmetle şereflendirdiğini belirtirler. 

İslâm öncesi Arap toplumunda da onun bilge bir kişi olduğu kabul edilir, saygıyla anılırdı. İslâm tarihi kaynaklarında ve tefsirlerde soyu, milliyeti, hayatı ve sözleriyle ilgili güvenilirliği tartışmalı çeşitli rivayetler vardır (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman, “Lokmân”, İFAV Ans., III, 123-124).

Hikmet

Kuran-ı Kerim, Lokman  surenin 12. ayetinde Hz. Lokman’a “Hikmet” yani ferasetle hareket edebilme ve her şeyi yerli yerince söyleyip yapabilme melekesi ikram edildiği nakledilir. 

Hikmet,  hem doğru bilgi, inanç ve düşünceyi hem de bu zihnî birikimin mümkün olan en mükemmel şekilde hayata geçirilmesini ifade eder.

Bilgi birikimi olan bir insan bu birikimini doğru, yerinde ve gerektiği ölçüde kullanmaz yahut yanlış yerlerde kullanırsa bu insana âlim denebilirse de hakîm denemez; 

Reklam

Çünkü hikmet kavramı, “bilgiyi yerli yerince kullanma” anlamına gelir. Buna göre bilgisini doğru ve gerektiği şekilde kullanmayan insan, bilginin şükrünü yerine getirmemiş olur;

Bilgisini belirtildiği şekilde kullanan ise şükür ödevini yerine getirdiği gibi bunun faydasını da yine kendisi görmüş, yani bilgisini değerlendirmiş ve sonuçta onu kendisi için faydalı hale getirmiş olur. Lokman sûresinin 12. âyetinde “O’na şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur…” buyurulurken bu gerçeğe de işaret edilmiştir. (Taberî, XXI, 67; İbn Atıyye, IV, 346). 

Kuran’da Lokman (a.s)‘ın özelde oğluna, genelde tüm insanlığa yapmış olduğu tavsiyeleri 

1-Konuşurken üslubuna dikkat et, nazik ve kibar ol!

Konuşmasına nazik ifadeler kullanarak başlayan Lokman(a.s); “Ey Yavrucuğum”, “Ey Oğulcuğum” diye hitap ediyor. Böylece muhatabına değer verdiğini, saygı ve sevgisini ifade etmiş oluyor. Ardından söyleyeceği şeyleri önem sırasına göre sıralıyor.

Dolayısı ile muhataplara saygı ve sevgi ifadeleri konuşmak iletişim açısından çok önemli bir üsluptur. Peygamberlerin hepsi bu üslubu kullanmışlardır.

2-Allah’a şirk/ortak koşma!

Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Ey Oğulcuğum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman 31/13)

Reklam

Lokman’ın oğlundan ilk isteği yaratılış gayesine uygun olarak Rabbi ile kuracağı iletişim ve ilişkinin doğru olmasıdır. Bunun ilk şartı da tevhid inancına sahip olmaktır. 

Tevhid/ Allah birdir. Eşi ve ortağı yoktur demektir. Her bir kuldan beklenen de budur. O’nu birlemek ve şirkten uzak kalmak emredilmiştir.

Lokmân’a verilen hikmetin çerçevesi çizilirken tevhid inancının başta geldiği görülmektedir. 

Esasen bu, şükrün de birinci şartıdır; bu sebeple Lokmân (a,s), kendisi Allah’ın birliğine inandığı gibi oğluna da şirkten uzak durmayı öğütlemiştir. 

Âdil olmayan hakîm olamaz; adalet, “her şeyi yerli yerince yapmak/koymak, herkese hakkını vermek”tir. 

Herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşan yani Allah’tan başkasına tanrılık nitelikleri yükleyen kişi, Allah’ın hakkı olan ilahlığı, başkasına vermiş, böylece haksızlık (zulüm) yapmış demektir; üstelik bu tutum, haksızlıkların en büyüğüdür. 

Bu sebeple âyette “O’na şirk/ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır” buyurulmuştur. Esasen İslâm’ın en başta şirk’i ortadan kaldırmayı hedeflemesi de Allah’a ortak koşmanın, bütün kötülüklerin başında geldiği ve diğer birçok kötülüğün temel sebebi olduğu anlayışına dayanır.

3-Anne ve babana iyi davran! Allah’a, anne ve babana teşekkür et.

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana teşekkür et. Dönüş banadır.” (Lokman 31/14).

Ayette önce Allah’a, sonra anne ve babaya teşekkür etmesi insanoğluna emredilmiştir. 

Kişi anne babasına karşı onların inancı ne olursa olsun saygı göstermek, hürmet etmek ve müteşekkir olmak zorundadır. 

 Ayette, “Ey insan, hem bana hem ana babana teşekkür etmelisin/ minnet duymalısın” buyurularak Allah’a minnettarlıkla ana babaya minnettarlığın birlikte emredilmesinin sebebi; Allah’ın insanı var edip onu nimetleriyle rızıklandırması; ana ve babanın da insanın hem dünyaya gelmesine vesile olması hem de hayatının en zayıf dönemlerinde, çocukluğunda, hastalığında ona kol kanat germesi, yetiştirip büyütmesi, beslemesi ve eğitmesidir. (Râzî, XXV, 147; Şevkânî, IV, 273). 

Âyette annenin fedakârlığına özel bir vurgu yapıldığı görülmekte, dolaylı olarak onun daha çok ilgi ve sevgi beklediğine işaret edilmektedir. Özellikle de annenin yaşamış olduğu zorluklara dikkat çekilmiş ve anne ikinci kez ve bağımsız olarak tekrar zikredilmiştir. 

Hz. Peygamber de, “Yâ Resûlellah! Kime iyilik etmeliyim?” şeklindeki bir soruya, “annene” diye cevap vermiş; “Sonra kime?” denilince yine “annene” demiş; üçüncü defa tekrarlanan soruya da aynı cevabı vermiş; nihayet dördüncüsünde “babana” buyurmuştur. (Müsned, V, 3, 5; Tirmizî, “Birr”, 1). 

Ancak Allah’ın hakkı bütün hakların önünde olduğu için ana baba çocuklarını bu hakkı ihlâl etmeye yani onu tevhid inancından sapmaya veya Allah’ın açıkça yasakladığı başka işler yapmaya zorlarlarsa kesinlikle onların bu baskısına boyun eğilmeyecek; bununla birlikte meşrû ve mâkul olan istekleri yerine getirilecektir (ayrıca bk. Ankebût 29/8).

4-Yüzünü ve özünü bana çevirenlerin yolunu izle; 

“Yüzünü ve özünü bana çevirenlerin (inâbe edenlerin) yolunu izle, dönüşünüz yalnız banadır, O zaman yapıp ettiklerinizin sonucunu size bildireceğim.” (Lokman,31/15).

Bu ayette geçen “Enâbe/İnâbe” kelimesinin manası, tövbenin bir ileri derecesidir. Tövbe insanın görünür günahlarından kaçması, inâbe ise içindeki kusurlarından kaçıp  Allah-u Teâlâ’ya dönmesidir.

İnâbe, Allah’a yakın olanların, enbiyanın, asfiyanın, müttakilerin, evliyanın vasfıdır. Şu ayette bunu görmekteyiz:

“Cennet,  takvâ sahiplerine yaklaştırılır. O, zaten uzak değildir. (Onlara denir ki:) “İşte size vaad edilen cennet budur. Allah’a yönelen ve Onun emirlerini koruyan herkes için… Görmediği halde, Rahmândan korkan ve inâbe etmiş/Allah’a yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir.” (Kaf, 50/31-33).

“Allah, kendisine inâbe eden/samimi olarak kendisine yönelen kimseleri doğru yola iletir.” (Rad, 13/27) mealindeki ayetten de bu kelimenin, samimi olarak Allah’a yönelmek, ona dönmek manasında olduğunu anlamak mümkündür.

Tasavvufta inâbe: Bir mürşid-i kâmilden el alma ve bir mürşid-i kâmile bağlanma anlamında kullanılır. Mürşid-i kâmilden el alma işleminde önce tövbe yapıldığından mürşid-i kâmile intisab için inâbe kavramı da kullanılır olmuştur.

Tasavvuftaki inâbeye “biat” da denir ki, tasavvufta mürid adayının mürşid-i kâmile ve onun vereceği emirlere tam anlamıyla bağlı kalacağına dair verdiği söz manasında kullanılır. İntisap etmek de aynı anlama gelir.

Yüzünü ve özünü Allah’a çevirenlerin (inâbe edenlerin) yolu, başka bir ayet-i kerimede şöyle ifade edilir. “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!”(Nisa,4/69). Devam edecek.

Vesselam.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here