Lokman (as)‘ın özelde oğluna, genelde tüm insanlığa öğütleri (2)

0

Bir önceki yazımızda, Lokman (a.s)‘ın özelde oğluna, genelde tüm insanlığa öğütlerinin ilk bölümü yazmıştık. Şimdi ikinci bölümünü sunuyoruz, buyurun okuyalım. 

5-Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.

(Lokman, öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrucuğum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (Lokman 31/16). 

Lokman’ın oğluna verdiği bu öğütler de Allah’ın ona verdiği hikmetin meyveleridir. Kuşkusuz insanın yaptığı her şey ne kadar saklanırsa saklansın, Allah’ın mutlaka onu bildiği, dolayısıyla onun hesabını soracağı inancı ve bilinci ile bundan doğan sorumluluk duygusu ve kaygısı; ahlâkî hayatın ve ahlaklı din anlayışının temelidir. 

İnsan için gizli kapaklı veya amaçsız ve şuursuzca söylemiş söz ve fiiller olabilir. Fakat  bu Allah için söz konusu olamaz. Hiç bir iyilik veya kötülük O’na gizli kalmaz. O hiçbir şeyi de unutmaz.

Allah (c.c) zerre miktar hayrı da zerre miktar şerri de hesap anında ortaya koyacaktır. O’nun için gizli veya açık yapılan fiil yoktur. Hayır/iyiliklerin mükafatı, şerrin/kötülüklerin cezası yani bedeli, hem dünya hem de ahirette mutlaka görülecektir.

Nitekim Yüce Rabbimiz: “ Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!” derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez” (Kehf,18/49)

Bu son bölümde de Lokman (a.s), İnsanın iyi ve itaatkâr bir kul olduğunu gösteren olumlu üç davranışı, kaçınılması gereken, insanların kişiliğini olumsuz etkileyen üç davranışı öğretiyor oğluna, dolasıyla bütün inananlara!

Reklam

İnsanın iyi ve itaatkâr bir kul olduğunu gösteren üç örnek davranışın sıralandığı Lokman suresi, 17. âyetteki “namaz” Allah’a kulluk ödevini, “iyi olanı emredip kötü olana karşı koymak” toplumsal davranışlar karşısındaki kulluğun gerektirdiği yapıcı tutumu, “sabır” ise maddî ve sosyal çevreden gelen sıkıntıları, belâları birer imtihan bilip metanetle karşılama olgunluğunu yansıtır. 

Âyetteki “İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir”(Lokman, 31/17) ifadesi, bu müsbet davranışların, kulluktaki kemali gösteren birer örnek olduğunu, hayatın şartları içinde yerine getirilmesi gereken böyle daha başka yüksek davranışlar da bulunduğunu gösterir. 

A-Kullukta sorumlu ve itaatkar bir insan olmayı sağlayan üç olumlu davranış

1 -Namazı Dosdoğru Kıl.

 “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl.” (Lokman 31/17).

İslam’ın en önemli ibadeti olan namaz kişide kulluk bilincini inşa eder ve ölüm gelinceye kadar da kişiyi istikamet üzere tutar. Hayasızlıktan, fenalıktan, kötülüklerden korur.

Nitekim başka bir ayette: “Kitap’tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah’ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir” (Ankebut, 29/45).

2 -İyiliği emret. Kötülükten alıkoy.

Reklam

“(Ey Oğulcuğum) İyiliği Emret, Kötülükten Alıkoy.”  (Lokman 31/17).

“Emri bil marûf ve nehyi an’il münker” İyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma yönündeki faaliyetler için kullanılan dinî, ahlâkî ve hukukî bir tabirdir.

Arapça’da “bilmek, tanımak, düşünerek kavramak” anlamındaki ‘irfân’ kökünden gelen ma‘rûf sözlükte “bilinen, tanınan, benimsenen şey” mânasına gelir. “Bir şeyi bilmemek, bir şey zor ve sıkıntılı olmak” gibi anlamlar taşıyan nükr veya nekâret kökünden gelen münker ise tasvip edilmeyen, yadırganan, sıkıntı duyulan şey” demektir. 

Dini terim olarak: “Maruf” dinin emrettiği; “Münker” de dinin yasakladığı şey demektir. 

Başka bir deyimle Kur’an ve sünnete uygun düşen şeye maruf; Allah’ın râzı olmadığı, haram ve günah olan şeye de münker denilir (Râğıb el-İsfahânı, el-Müfredât, s.505; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 2357-2358; V, 3118).

Yani marufu emretmek iman ve itaata çağırmak; münkerden nehyetmek de küfür ve Allah’a başkaldırmaya karşı durmaktır (Kadı Beydâvî, Envârü’t-Tenzil, 2/232).

Kur’an-ı Kerîm’de, ”Sizden hayra çağıran, marufu emreden, münkerden vazgeçirmeye çalışan bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Alı İmrân, 3/104) buyurulmaktadır. 

Bu ayetle marufun emredilmesi ve münkerden menedilmesi işi bütün İslâm ümmetine farz kılınmıştır. İslâm uleması bu görevi ümmet içinden bir grubun yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun kalkacağını (Farz-ı Kifaye), ancak hiç kimsenin yapmaması halinde bütün müslümanların sorumlu ve günahkâr olacağını söylemiştir (Yazır, a.g.e., II, 1155).

Başka bir ayet-i kerimede yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Marufu emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız; çünkü Allah’a inanıyorsunuz…” (Alu İmrân, 3/110) buyurulmuştur.

3 –Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol.

“(Ey Oğulcuğum), Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol; Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir”. (Lokman 31/17).

Lokman (a.s) bu maddede şöyle nasihat ediyor: İyilikte yarışın ve yardımlaşın! Kötülüğü terkedin. İyilik için çalışın ve sebat gösterip kötülüklere engel olarak din-i mübine hizmet edin. 

Bu sırada mutlaka zorluklarla karşı karşıya kalacaksınız ama sabırlı olun. Bu bir imtihandır.

“Muhakkak ki biz sizi korkuyla, açlıkla ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. O sabredenleri müjdele! Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği zaman: ‘Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara 155-156)

Bu ayet-i kerimede Müminlerin, Allah-u Teâlâ’nın hikmeti gereğince, hoşlanmayacağı bazı hâllerle karşılaşacaklarını ve o zaman Cenab-ı Hakk’ın takdirine teslimiyet gösterenlerin büyük bir mükâfata kavuşacakları açıklanmaktadır.

Ebû Yahya Suheyb İbni Sinan (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) buyurdu: “Müminin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde vardır. Sevinecek olsa şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)

Enes İbni Malik (r.a.)’den rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle dedi: “Allah, iyiliğini dilediği kulunun cezasını dünyada verir. Fenalığını dilediği kulunun cezasını da kıyamet günü günahını yüklenip gelsin diye, dünyada vermez.” (Tirmizî, Zühd)

Ümmü Seleme (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.)’i şunları söylerken işittim: “Kendisine bir musibet gelen Müslüman, Allah’ın emrettiği; “Biz Allah’ınız ve ancak O’na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver!’ derse, Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir.” (Müslim, Cenâiz)

B-İnsanın psişik yapısını bozan ve kaçınılması gereken olumsuz davranışlar

Lokman suresi, 18-19. âyetlerde ise kaçınılması gereken olumsuz davranışlardan örnekler verilmektedir. Bu örneklerin, özellikle kendini beğenmişlerin, başka insanları aşağılayıcı tutumlarından seçilmiş olması ve bunların Allah sevgisinden mahrum kalacakları uyarısında bulunulması, Kur’an’ın insan onuruna verdiği değeri yansıtması bakımından özellikle dikkat çekicidir.

1-İnsanları küçümseyerek  onlardan yüz çevirme.

“(Küçümseyerek) surat asıp insanlardan yüz çevirme.” (Lokman,31/18)

İnsanlardan yüz çevirme. Aksine insanların içerisinde ve onların seviyesinde ol! Ayaklarını yere vurarak yeri delemeyeceğini bilen, alnını göğe çevirerek de göğe ulaşamayacağının bilincinde olan mümin kul tüm işlerinde itidal üzeredir. 

Peygamber efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Müslüman kardeşini hor görmesi/küçük görmesi kişiye  kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr 32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 35; Tirmizî, Birr 18)

2-Kibirlenme, Övünme

“..ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.”(Lokman,31/18)

Başka bir ayet: “Kendinizi (övüp övüp) temize çıkarmayın. Allah, kimin takvâ sahibi olduğunu çok iyi bilir.” (Necm, 53/32)

Peygamberimiz: “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez” buyurdular.

Bunun üzerine bir sahâbî:

İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder, dedi. Resûl-i Ekrem de şöyle buyurdu:

“Allah güzeldir güzeli sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir.” (Müslim, Îmân 147. Ayrýca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 26; Tirmizî, Birr 61) dedi.

Iyâz İbni Hımâr radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ bana: Birbirinize karşı öylesine alçak gönüllü olun ki, hiç bir kişi diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç bir kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın diye vahyetti.” (Müslim, Cennet 64. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 40; İbni Mâce, Zühd 16)

Başka bir hadis-i şerif: “Ne başkalarından övgü bekle. Ne de kendini öv. Unutma ki Allah ne kibirlileri ne de övünenleri sever! Karşılıklı övüşmelerden sakınınız. Zira bu, hiç şüphesiz, (birbirini) boğazlamaktır.” (İbn Mace, Edeb, 36)

3-Mütevazı ol. Sesini (yükseltme) alçalt.

“Yürüyüşünde tabii ol (çalım yapma). Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!” (Lokman 31/19)

Tevazu yaratılışa uygun tabii davranmaktır. Kısaca, tevazu ve müsamaha, Peygamberlere ait iki sıfattır. Tevazuun zıddı kibir, çalım; müsamahanın zıddı ise yobazlık ve bağnazlıktır. Tevazu zillet olmadığı gibi, kibir de vakar değildir. 

Allah Rasûlü, tevazuunda da mutlak bir ölçü ve denge içindeydi. Evet O’nun bu sıfatı da bizlere “Muhammedü’r-Rasûlullah” dedirtir. 

Bir hâkim, mahkemede ciddi olmalıdır. Bu vakardır. Ancak, aynı tavır evinde çocuklarına karşı kibir olur. Zira insan, hanesinde, hane halkından biri gibi davranmalıdır.  Bunlar birer Kur’ânî düsturdur ve en güzel tatbikçisi de Allah Rasûlü’dür. 

 Lokman (a.s) şunu ifade ediyor: Fazilet sahibi ol! Söz söylerken de sakin ve mutedil ifadeler ve ses tonu ile söyle. Unutma ki bağırarak hakikati ulaştıramazsın. Aksine tiksindirici ve çirkin olursun.

Vesselam.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 338

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here