Lüks ve gösteriş, çöküntüyü gizlemek için, daha da artıyor

3

Engels’in bir kitabını okurken aklıma geldi.

Ülkemizdeki dindar gençler bu farklı düşünceleri okuyorlar mı diye.

Marx ve Engels’in kaleme aldığı kitapları okumanın yararlarını söylememe gerek yok sanırım.

Henüz 6 yaşındaydım.

1980 Askeri Darbesi yapılmış ve darbeci askerler yönetimi ele geçirmişti.

Babam, İslam Ekonomisi üzerine çalıştığı için evimizde Marx’ın ve Engels’in kitaplarının olması çok doğaldı.

Marx’ın kitaplarını ilk defa o zaman görmüştüm.

Altı yaşında o kitaplar nasıl mı dikkatimi çekmişti?

Askeri darbe yüzünden oluşan korku sebebiyle kitapları kömürlüğe götürüp saklamamız gerekiyordu da, o yüzden.

Kitapların suç sayıldığı 1980 Askeri Darbesi.

Kitaplar başka ne zaman suç sayılmıştı?

Nazi iktidarı döneminde.

Sebebi de, insanlar okumasınlar, sonrasında düşünmesinler ve sorgulamaya başlamasınlar…

O günden bugüne çok şeyler değişti.

Kavramların içleri boşaltıldı, yeni anlamlar yüklendi, bu bakımdan doğru kelimeleri bulmak zor. Müslümanlar mı desem, muhafazakarlar mı ya da İslamcılar mı, bilemedim.

Neyse, siz anladınız.

İşte bu insanlar kitap okur ve dünyaya dair fikirler üretmeye çalışırlardı. İslam’ın ne olup- ne olmadığını anlamak için diğer sistemleri ve fikirleri de incelerlerdi.

Konferans ve panellerde İLİM konuşulurdu.

İslam sisteminden bahsedildiğinde bunun argümanları sıralanır ve alternatif çözümleri masaya yatırılırdı.

Aradan geçen zamanda nesiller yaş aldılar ve yeni nesiller oluştu.

Bu insanlar iktidarda ve ne acı ki, ilim adına ortaya konacak bir örnek yok.

İşin muhtevasını uygulamaya geçirme noktasında, sorunlar beklenenden çok daha büyük oldu. Belki de denendi diyenler de olabilir, o da bir görüş.

Bugünü değerlendirirken ilk karşımıza çıkan özellik ise ‘inandırıcılığın’ kaybolması. Bu sorun ilk ve tek sorun aslında.
İnandırıcılığını kaybeden bir düşünce güven problemi yaşar ve ne kadar düzeltmeye çalışsa da, batan o teker patinaj yapar ve daha da batar. Bugün yaşanan da biraz o.

Muhafazakarlar/Dindarlar inandırıcılıklarını kaybettiler. Ve daha da kötü olanı bunu görmek istemiyorlar. Görmedikleri için de inanmıyorlar. İman ettiklerini söyledikleri için aslında görmeseler de inanmaları gerekir. Ama olmuyor.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş 19 Ocak tarihinde bir açıklama yaptı: ‘Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları olarak bizler, yüksek bir ahlak, ideal bir toplum, güzel bir istikbal inşasına destek olmak için çocuklara, gençlere ve aileye yönelik din ve eğitim hizmetlerimizi en ileri seviyeye getirmek zorundayız..’

Yüksek bir ahlak ve ideal bir toplum.

Güzel sözler.

Ama toplumda bir çöküntü var.

Yazmaya ilk başladığım zamanlardı ve Kral Çıplak diye bir yazı kaleme almıştım.

Kral çıplak diyebilmek, iyiye gidişin ilk basamağı bile değildir ama durup, bakmanın ve görmenin adıdır.

Toplumdaki çöküntü kendilerine muhafazakar/Dindar diyen kesimde çok fazla.

Nedeni de siyasi iktidarın ekonomik nimetlerinden en fazla yararlanan kesim oldukları için.

Bu kesimdeki dini/ahlaki çöküntü her geçen artıyor ve bunu ifade edenler artık yok.

Dindarların lüks ve gösterişine örnek

Bu çöküntü anlaşılmasın diye bulunan çözüm de ‘lüks ve gösteriş çılgınlığı’.

Siyasi iktidarın günahı çok fazla ama buna değinmek istemiyorum.

Beni ilgilendiren Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın demeci, sözleri..

Neden biliyor musunuz?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın kurduğu cümle aslında toplumdaki ahlaki ve dini çöküntünün ispatı.

Muhafazakarlar/Dindarlar 18 yıldır iktidardalar. Din ve eğitim hizmetleri bunca zamandır yapılmalıydı ama yapılmadı demek ki.

Ali Erbaş bunu tekrar ifade ettiğine göre sorun büyük.

Aslında sorun çok büyük.

Yüksek lisans ve doktora seviyesinde konuşmalar yapan Muhafazakarlar/Dindarlar artık bugün İHL seviyesine düştüler.

İHL seviyesinde bir din anlayışı ve pratiği var.

Bunun sorunları toplumu sardı ve çöküntü artıyor.

Çöküntü anlaşılmasın diye bireysel alanda lüks ve gösteriş; toplumda alanda lüks ve gösteriş ve buna ilave olarak kurumsallaşmayı başarma bahanesi mevcut.

Siyasi iktidar olmak ya da kurumsallaşmaya ulaşmış olmak bir başarı değil, eğer ruh kalmamışsa…

Sevgi ve Bilgiyle kalın

3 YORUMLAR

  1. Ben de aynı düşüncedeyim.Artık camilere sadece Cuma namazı için gidiyorum.O zaman da vaiz efendi vaazını bitirdikten sonra camiye giriyorum.Bir de camiler artık siyaset arenası haline geldi maalesef.

  2. diyanet toplumun ahlaki düzeyini yükseltmek için bodrum da külliye yapıyor.
    bodrumda külliye bitince çok değerli diyanet yüksek bürokratlarının yaz tatillerinde bodrum sahillerinde irşad faaliyetlerini göreceğiz.
    yüksek bürokrat diyorum çünkü camilerdeki namaz kıldırma ve vaaz memurlarının bodrum külliyesindeki irşad faaliyetlerine katılmaları rütbe açısından zor gözüküyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here