Mafya ile iç içe geçmiş bir yönetim ülkenin ekonomisini çökertir..

0

HDP Parti Meclisi, Eş Genel Başkanlar Mithat Sancar ve Pervin Buldan başkanlığında Ankara’da toplandı. “1993’te başlatılan, 90’larda başlatılan konsepti, 93 konsepti olarak adlandırıyorduk.” diyen Sancar, şunları söyledi:

“Elbette Türkiye’de mafya-devlet-çete ilişkileri sadece o dönemde ortaya çıkmadı. Bunların kökenleri çok eskilere dayanıyor ama Kürt sorununda çözümsüzlük, imha, inkar ve savaş politikalarının böyle bir mafyatik düzeni üretmesi konusunda en somut bilgiler 90’larda ortaya çıktı. Bunların kaynağında 93 konsepti denilen bir anlayış vardı. 93 konsepti Kürtlere yönelik topyekün savaş konsepti idi. Kürt sorununda çözümsüzlüğü temel alan anlayış Kürtlere karşı topyekün savaş yürüttü.

‘Biz Kürtlere karşı böyle kapsamlı bir savaş yürütürsek Kürt sorunu da devreden çıkar’ dediler. Onun için binlerce köyü yaktılar, milyonlarca Kürdü evlerinden yurdundan zorla çıkardılar ve göç ettirdiler. Binlerce insanımız failini bildiğimiz ama ‘faili meçhul’ diye adlandırılan cinayetlerle katledildi. Binlerce insan yargısız infazla yine katledildi. On binlerce, yüz binlerce insan zindanlara tıkıldı.

Bütün bunları yürütmek için hukukun tamamen bir kenara bırakılması gerekiyordu. Hukukun dışına çıkma ve hukuku bir kenara bırakma anlayışı Kürt sorununda savaş politikalarının doğrudan ve belki de mecburi bir sonucudur. Eğer topyekün bir savaşı esas alırsanız bunu hukukla yürütümeyeceğinizi bildiğiniz için hukuku bir kenara bırakırsınız. Bunu devletin hukuka bağlı güçleri ile yürütme imkanını bulamayacağınız için devlet içinde yasa dışı örgütler kurarsınız. Kayıt dışı yapılar oluşturursunuz, devlet dışı çetelerle ve mafyatik yapılarla ilişkiye geçersiniz. Böylece devletle iç içe olan bir kirli savaş ağı oluşturursunuz.

Yüzleşmeyi sağlayamadık ve hesap soramadık. Bu nedenle o dönemin failleri kendilerini sakladılar, imajlarını düzelttiler sonra yeniden ‘makbul’ kişiler olarak karşımıza çıktılar. Şimdi yaşadığımız düzen, Sedat Peker’in ifşaatlarıyla ortaya çıkan düzen 2015 konseptidir. 2015 konseptini de kısaca hatırlatalım. 2013 ve 2015 yılları arasında Çözüm Süreci vardı. Çözüm Süreci, Kürt sorununda demokratik arayış konusunda en önemli girişimlerden biriydi. Eğer o süreç samimiyetle yürütülmüş olsaydı, yani hükümet çözüm konusunda samimi olsaydı bugün karşılaştığımız bu kirli düzen ortaya çıkmayacaktı.

Ama AKP Çözüm Sürecine hiçbir zaman barış odaklı yaklaşmadı. Çözüm Sürecini kendi hesaplarına araç kılmak istedi. AKP Çözüm Sürecini araçsallaştırdı, oradan kendini güçlendirecek imkanlar ve faydalar yaratmaya çalıştı. O nedenle süreci kurumsallaştırmayı kabul etmedi, sürecin yasal güvencelere bağlanmasını kabul etmedi ve sürecin daha derin, açık ve şeffaf bir toplumsal zeminde yürütülmesine yanaşmadı. Kendi kontrolünde ve çıkarına göre yürütmeyi amaçladı. Böyle bir tercihin bu kadar önemli bir süreci başarıya ulaştırması da mümkün değildi.

2015 konseptinin diğer boyutuna gelecek olursak; 7 Haziran seçimleri AKP’nin ülkede tek adam rejimini kurma hayallerini yıktı. HDP yüzde 13,1 oy oranıyla ve bu oy oranından çok daha büyük olan siyasi etkiyle AKP’nin hayallerinin önüne duvar ördü. Bu da AKP’nin unutmadığı bir acıdır. Bunun da intikamını almaya çalışıyorlar. 2015’ten itibaren devreye soktukları topyekün savaş politikası tıpkı 90’larda olduğu gibi mafyatik ilişkileri canlandırdı, devletin bütünüyle hukukun dışına çıkmasına yol açtı ve demokrasi adına ne varsa silip süpürülmesi politikalarının hayata geçirilmesine vesile oldu.

Devlette çöküş, toplumda çözülme ve çürüme esas kaynağını Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarından alıyor ve buna bağlı olarak topyekün savaş ve imha konseptinden alıyor. Çözüm Süreci ne zaman bitti? Bana göre Çözüm Sürecinin bittiği tarih 5 Nisan 2015’dir. O tarihte HDP heyeti İmralı’da Abdullah Öcalan ile son görüşmeyi gerçekleştirdi. Ondan sonra da görüşme olmadı.

Bugün yeniden karşımıza dikilen bu mafyatik düzen ve savaş politikalarının yarattığı yıkımlar çok boyutludur. Kürt sorununda çözümsüzlük ve savaş politikalarının sadece Kürt halkını hedef aldığını düşünenler büyük bir yanılgı içinde olurlar. Bu düzen, aynı zamanda ekonomide kaynakları bir avuç sermayeye ve yandaşlara peşkeş çekme düzenidir. Sömürü ve rant düzenidir. Çevreyi, ekolojiyi ve doğayı tahrip etme ve talan etme anlayışının somutlaştığı bir düzendir. Çetelerle, mafya örgütleri ile iç içe geçmiş bir yönetim aynı zamanda bu ülkenin ekonomisini çökertir, insanlarını yoksullaştırır, işini aşını elinden alır, kadın kıyımını sonuna kadar yürütür, gençlerin geleceğini karartır ve doğayı büyük büyük oranlarda tahrip eder.

Geniş çevreler gelişmeleri seyretmek niyetinde olsalar bile HDP durmayacaktır. HDP, geleneğinden aldığı güçlü direniş mirasıyla geleceği inşa etme mücadelesini kararlılıkla büyütecektir ve mutlaka başarıya ulaştıracaktır. Eğer güçlerimizi birleştirirsek kazanma imkanımız daha da büyüyecektir. Bu, düzeni değiştirme süresini kısaltacaktır. Faili meçhul cinayetleri hatırlıyorsunuz, biz o dönemle sembolleşen bir sözü tekrar sizlere sunalım. Uğur Mumcu’nun katledildiği olayın hemen ardından Mehmet Ağar ailenin yanına gitmişti ve Güldal Mumcu orada geçen diyalogları orada paylaştı.

Neden failler bulunmuyor, neden bunlar yaşanıyor sorusuna Mehmet Ağar’ın verdiği cevap: ‘Bir tuğlayı çekersek duvar yıkılır’ şeklindeydi. Maalesef o dönem o tuğlayı çekmeyi başaramadık ama şimdi bunu başarmak zorundayız. Gelin hep birlikte tuğlayı çekelim bu karanlık düzen yıkılsın. Tuğlayı çekin failli meçhuller aydınlığa kavuşsun, hakikat ortaya çıksın. Gelin hep birlikte tuğlayı çekelim, kirli savaş politikaları son bulsun. Tuğlayı çekelim, Kürt sorununda inkar ve imha politikası sona ersin. Tuğlayı çekelim, barış ve demokrasi yolunu açalım, bu mafyatik düzeni tarihe karıştıralım. Tuğlayı çekelim, iş, aş, ekmek ve özgürlük yolunu sonuna açalım. Tuğlayı çekelim, doğa talanına son verelim, kadın kıyımına son verelim. Tuğlayı çekelim, çözümsüzlük ve tecrit politikaları son bulsun, siyasi rehineler özgür kalsın.

23 Şubat’ta inisiyatifler öncülüğünde bir kampanya başlatmış. HDP dahil Kürt partileri katılmıştı. Kampanyanın adı ‘Kürt dili resmi dil olsun ve eğitim dili olsun’ şeklindeydi. Bir imza kampanyasıyla hayata geçirilmişti, o imza kampanyası devam ediyor ve şimdi daha önemli hale geliyor. Pervasızca Kürt dilini aşağılama cesareti bulanlar yüzlerini gizleme gereği bile görmüyorlar. Biri çıkmış efendim Kürtçe anadilde eğitime pedagojik olarak uygun değildir diyor.

Bakın tarihteki bütün önemli ırkçı gelişmelerin, düzenlerin temelinde de biyolojik bakış açısı vardır. Mesela siyahlara karşı ırkçılık, ister Amerika kıtasında isterse Güney Afrika’da, siyahların biyolojik olarak eşit olmadığı tezine dayanıyordu. Bu biyolojist bakış aynı şekilde 1900’lerin ilk yarısında Yahudilere karşı başlatılan ırkçı kampanyaların ve soykırımla sonuçlanan ırkçı düzenin temelinde de vardı. Diyorlardı ki Yahudiler biyolojik olarak aşağı insanlardır. Şimdi biri çıkmış Kürtçe anadilinde eğitim pedagojik olarak uygun değildir. Bu söylediğim görüş sadece o kişinin temsil ettiği bir zihniyet de değildir.

Kürt düşmanlığında birleşmiş bugünkü iktidar başta olmak üzere milliyetçilik, ırkçılık adına sahaya çıkan, söz söyleyen herkesin sessiz veya yüksek sesle savunduğu bir anlayıştır. Irkçı bir anlayıştır. İşte bu ırkçı anlayışa karşı da demokratik çözüm ve anadilde eğitim bizim temel talebimiz olmaya devam edecektir. ‘Kürtçe resmi ve eğitim dili olsun’ kampanyasına bulunduğumuz her yerde daha sıkı sarılalım, daha çok sahip çıkalım. Biz bu ülkede bu düzeni, bu mafyatik kirli düzeni, bu rant ve talan düzenini, savaş ve yağma düzenini değiştireceğiz. Çünkü bundan en çok zarar görenlerin ve mağdur olanların partisiyiz. En başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’de bütün ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, ırkçılığa maruz kalanların, şiddete maruz kalan kadınların, geleceği elinden alınan gençlerin, doğaları talan edilen köylülerin, kuraklıkla geçim kaynakları kurutulan çiftçilerin partisiyiz. Büyüyerek yolumuza devam edeceğiz ve bu düzeni değiştireceğiz. Bu ülkeye barışı, özgürlüğü ve demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Bu toplantı bu açıdan tarihi bir toplantıdır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here