Mangalda kül, kafada akıl

0

Hikaye bu ya; insan en çok yakınlarıyla uğraşmaktan hoşlanır.

Neden mi?

Birbirini tanır, birbirini bilir ve o kadar çok ortak yanları vardır ki, bu, birbirlerine tahammül etmeyecek kadar fazla ve birbirlerini dinlemeyecek kadar ağırdır.

Ağırlık sözlerin ağırlığından değil, ortak olmalarından ve birbirlerinin suratına hep aynı hikayeyi anlatıp durmalarından gelir.

Ama ne cevval adamlarız, anlatır da anlatırız; mangalda kül, kafada akıl kalmayana kadar; biri şişip, biri de patlayana kadar…

Kim dinliyor ki bizi, bizi bizden başka.

Biz söyler, biz oynarız, lakin coşunca, karşımızdaki susar, asaletinden mi bilinmez, ama biz, onun da halayımıza katıldığı zannıyla gökleri titretir, yeri merkezine kadar teperek sersemletiriz.

Sersem biziz, ama bunu hiçbir sersemin suratımıza söyleyemeyeceğini bildiğimizden olsa gerek ki, tepinir de tepiniriz; çünkü “Tencere yüzün kara, seninki benden kara” olunca, hangi karanın ak olduğunu söyleyebiliriz?

Lakin hepimiz aynı ocakta, aynı ustanın elinde, aynı sözleri usanmadan pişirir de pişiririz. Oysa ses bizden çıksa da sesimiz ustanın pişirdiği aşın çıkardığı cızırtıdır da, lakin onu ne kimse söyler bize, ne de biz kendimize itiraf edebiliriz. 

Biz, Himalayalar’da Yeti’yiz, Sibiryanın bozkırlarında Kocaayak, Dullahan, Baba Yaga’yız bilmem neyiz, ama ve lakin ne Karberus, ne Jorogumo (Japon mitolojisinde fahişe bir örümcek) olduğumuzu herkesten önce kendimiz biliriz.

Ne maskeler kullanır ne şaklabanlıklarla birbirimizi alt etmeye çalışırız. Oysa biz biziz, bizden başka bir biz varsa da o biz değil, tepemizde sopasıyla bizi bir hizada tutamaya çalışırken, bizim biz sandığımız, bizim bizleştirmeye çalıştığımız bir taklacıdan başkası değildir.

Var mı bize yan bakan?

Alimallah bakanıydı, bakmayanı da gönderecek bir yer buluruz. Bu göndereceğimiz yer en kötü yer olarak ikamet ettiğimiz yer olsa da olsun daha kötüsü varsa oraya da göndeririz.

Biz, biziz, birbirimizi döverek sever, severken en hain darbelerimizi birbirimizin böğrüne indiririz. 

Biri düştü mü bizden, ne çok güler, ne çok seviniriz.

“Ah çok üzüldüm, vah çok üzüldüm” ama lakin “Ne oh oldu, ne oh oldu” der gönlümüz.

Biz, ne hiniz ah, biz ne hainiz, bunu bir biz, bir de bizleştirirken ötekileştirdiklerimiz bilir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here