Maradona; efsane bir yaşam

2

Bazı yaşamlar hayatımızı etkiler, düşüncelerimizde sürekli olarak yer alır. Bir müslümanla flört ederken Paris’de şüpheli bir araba kazasında ölen Prenses Diana’nın gizemli ölümü, çocuğu olmadığı için İran Şahının boşadığı Kraliçe Süreyya, Türkiye’de, öldürülen profesörler, gazeteciler, yazarlar, devlet görevlileri, faili meçhuller, terörde ölen yüzlerce insanımız, eşleri, sevgilileri veya akrabaları tarafından vahşice öldürülen, hayattan koparılan her yaştan kadınlar, cinsel istismara uğrayan, öldürülen kız ve erkek çocuklar, mal olarak görülen can oldukları gözardı edilen hayvanlara yapılan her türlü işkence. Hepsi unutulmaz yaralar açar hafızalarımızda ve hayatlarımızda.

Bu yaşamlardan biri de hepimizin bildiği veya ismini duyduğu Arjantinli futbolcu Diego Maradona‘nın kısa (1960-2020) ama efsanevi hayatıdır.

25 Kasım 2020’de geçirdiği kalp krizi sonucu 60 yaşında hayata veda eden Arjantinli futbolcu Diego Maradona, Buenos Aires’in varoşlarındaki adı gibi şiirsel ve asla güzel olmayan Villa Fiorito semtindeki bir evde yedi çocuklu bir ailede dünyaya geldi. Aile o kadar fakirdi ki yaşadıkları ev suyu olmayan bir barakaydı. Barakaya dışardan su taşınır, Maradona yedi kardeşi ile aynı odada yatar, gündüzleri de onlara bakar, oynardı. Çocukluk anılarını anlatırken turkuvaz renkli sadece iki eşofman pantolonu ile büyüdüğünü söyler. Evlerinin duvarındaki tek resim ise Arjantin Devlet Başkanı Juan Carlos ve eşi Eva Peron‘un resimlerinin bulunduğu posterdi.

Onu böyle dünya çapında karizmatik kılan, ikinci sınıf bir Arjantin futbol takımını, hafızalara kazınan tek kişilik muhteşem oyunu ile 1986’da, Meksika’da oynanan Dünya Kupasında İngiltere’yi yenerek şampiyon yapmasıdır. Üstelik de ayak bileği şişmiş, şiş ayağına giydiği iki numara büyük oluşu nedeniyle rahatsızlık veren kramponuyla ve ayaktaki bu şişlik nedeniyle ağrı kesici iğnelerle ayakta zor durabilirken attığı muhteşem iki golle. O muhteşem golleri öldüğü gün yine gösteren Türk ve yabancı  televizyon kanallarından izleme fırsatım oldu. Sosyal medyada da mevcut. İzlemenizi tavsiye ederim. İngilizlerden daha kısa boylu ancak müthiş hızlı bu futbolcuyu tutmanın imkansız olduğu gayet açık.

Maradona, Arjantinli futbol taraftarlarının dikkatini 16 yaşında çekti ve onların idolü oldu. Yine bu yaşta giydiği  takım forması ile fakirlikten kurtuldu. İlk işi kalabalık ailesine bir ev satın almak oldu.  Arjantin’in ve Latin Amerika’nın en sevilen, sayılan ve en zengin futbolcusuydu. Yine kendisi gibi bir Arjantinli olan Küba Devrimi savaşçılarından Che Guevara‘nın resmini koluna dövme yaptırıp “artık Arjantin’in iki kahramanınının tek vücutta birleştiğini” gururla ilan etti.

Pele, George Best, Cruyff, Messi, Ronaldo gibi futbolcuların önündeki ilk isim olarak hala daha futbol uzmanlarınca anılan Maradona  aslında bir masal kahramanı gibiydi. Villa Fiorito‘nun çamurlu sokaklarında oynadığı futbol, onun profesyonel olmayan en karizmatik futbolcu ünvanını almasını da sağlamış ve vefatında da ülkede  üç günlük yas ilan edilerek Arjantin’in ona olan tükenmeyecek sevgisi dünyaya ilan edilmişti.

Maradona aynı zamanda bir milliyetçiydi. Che Guevara‘nın Küba Devrimindeki başarısından çok etkilenmişti. Sık sık kendisinin de Marksist olduğunu belirtir, servetinden utanç duyduğunu dile getirirdi.

Maradona, İngiltere’nin, 1982’de, Falkland Adaları veya İspanyolca ismiyle Malvinas Adaları nedeniyle Arjantin’e savaş açmasına ve Arjantin’in bu savaşı kaybetmesine çok içerlemişti. Bu savaşta 250 Britanyalı asker ölmüş, 600 Arjantin askeri hayatını kaybetmişti. Savaş, Arjantin’de büyük bir ulusal travmaya yol açmıştı. Meksika’nın Aztek Stadyumunda İngiliz takım oyuncularının bile neredeyse alkışlayacaklarını daha sonra açıkladıkları o efsane goller, Falkland Savaşından dört yıl sonra alınan bir intikamı olarak görüldü.

1986’da, Dünya Kupasında, ağrı kesicilerin yapıldığı şiş ayağı ile oynadığı maçın ikinci yarısında Britanya’nın yıldız futbolcularının aralarından müthiş çalımlarla sıyrılarak attığı ikinci gol hala İtalya’daki futbol okullarında ders olarak gösterilmekte. Maradona ilk golünü eliyle atmıştı. O zamanlar kamera sistemi, teknik ekipman zayıf olduğu için bunun elle atıldığı ispatlanamamıştı. Maradona seyircilere dönerek gol attığı elinin “Tanrı’nın Eli” olduğunu belirtti. “Tanrı’nın Eli” efsanesinin hikayesi de böyle gelişmiştir.

Küba Devlet Başkanı Fidel Castro da onu çok sever ve konuşurlarken ona “oğlum” diye hitap ettiği basında yer alır. Bir keresinde Maradona’nın tedavisini de üstlendiği söylenir.

Maradona’nın hayatının dönüm noktası Napoli’de top oynarken değişir. Roma’nın güneyindeki liman şehri ve bölgenin eğlence merkezi Napoli’nin kozmopolit dokusu içinde etrafını çevreleyen bir kısım kötü niyetli insanın onu uyuşturucuya ve alkole alıştırması sonucu hem hayatının gidişatı, hem mesleği bu kötü alışkanlıklarla inişe geçer.

2006 Dünya Kupasında Arjantin takımının formasını giyerek saha kenarından takıma destek verir. Hiçbir yıldız futbolcunun yapmadığı ve yapmayacağı bu hareket Maradona’nın Arjantin’i ne kadar sevdiğinin ve onunla özdeşleştiğinin de bir göstergesi olmuştur. 2010’daki Dünya Kupası için Arjantin takımını hazırlama görevi ona verilir.  Bu sefer antrenördür. O kadar iddialıdır ki Arjantin şampiyon olmazsa Buenos Aires sokaklarında “çıplak koşacağını” bile söyler. Ancak takımı Almanya’ya 4-0 yenilince görevine son verilir. Bir daha da iş bulamaz. Gimnasia isimli mütevazi bir Arjantin takımını kısa bir süre çalıştırır. Bağış toplantılarına davet edilir. Hayatına ilişkin bir belgesel çekilir. Adına şarkılar yazılır.

Alkol tedavisi gören Maradona vefatından bir süre önce beyin ameliyatı geçirir. Ancak ağır bir kalp krizi sonrası  60 yaşında hayatını kaybeder.

Arjantin gazeteleri onun diğer dünyaca tanınmış Arjantinli tango kralı Carlos Gardel, Eva Peron, Che Guevara ve şarkıcı Rodrigo Bueno gibi erken yaşta vefat ederek hayata ve Arjantin’e genç yaşta veda eden Arjantinli kahramanların yolunu takip ettiğini yazdılar.

Maradona Türkiye’ye ilk kez 1993’de çocukları ve eşi ile gelmiş Galatasaray- Sevilla maçını izlemiştir.  İstanbul’a hayran kaldığını sık sık ifade etmiştir. Daha sonra 1999’da geldiğinde ise Çarkıfelek programına çıkarak Beşiktaşlı Oktay ile top sektirmiştir.

Türkiye’ye her iki ziyaretinde de “Tanrı’nın Eli”ni sıkmak için büyük izdiham olmuş, gazeteler ve televizyon programları ona “Türkiye’den bir efsane geçti”, ” Müthiş Maradona” gibi başlıklarla yazı ve TV programlarında geniş yer ayırmışlardır.

Maradona’nın bu inişli çıkışlı hayatını yazmak için araştırma yaparken daha bir çok bilgiye ulaştım. Örneğin asla bir İngiliz takımında oynamak istememesini, Arjantin’in Falkland Adaları savaşında İngiltere’ye yenilmesi ve çok sayıda Arjantinli askerin ölmesinden dolayı çok üzülmesine bağlayan yabancı basın haberleri ile karşılaştım.

Topu alınca gol atana kadar ayağından bırakmayan futbol efsanesi, ülkesi Arjantin’in en iyi tanıtımını yapan Maradona hakkında daha çok yazı yazılacaktır. Bükemedikleri eli yani “Tanrı’nın elini” öpen İngilizler ise Maradona’nın arkasından, hayatta olduğu zaman yazdıkları gibi ölümünden sonra da  en güzel yazıları onun için yazdılar. Bu bilgilerin bir kısmını 28-29 Kasım 2020 tarihli İngiliz Financial Times gazetesinden derledim. Bu gazetede yazan tanınmış İngiliz gazeteci Simon Kuper’ın onun arkasından yazdığı anma yazısının (obituary) Maradona’yı en iyi anlatan yazı olduğunu düşündüm. Kaderin garip cilvesi derler ya Britanya’yı tek başına 1986 Dünya Kupasından silen Maradona’yı yine en iyi  anlatan  tanınmış bir Britanyalı yazar gazeteci olmuştur. Maradona bir kez daha kendinden bahsettirerek “Tanrının Eli” ile Britanya’ya  son  bir gol atmış ve dünyaya veda etmişti.

Futbola ilgim nerden mi geliyor?

Hollanda’nın Deventer şehrinde konsolos ( 1988-92) iken Deventer Türk Gücü (Deventer Turkse Kracht) takımının ne kadar başarılı olduğunu gördükten sonra bu ülkedeki amatör Türk futbol takımları arasında Başkonsolosluk Turnuvası düzenlerken kuralları öğrenmem, fikstürler, çekilişler ve gruplar derken üç yıl turnuva ile meşgul olmam bu bilgileri bana kazandırdı. Maç öncesi bana yaptırılan ilk top vuruşları ise şimdi en güzel anılarım arasında. Bu turnuvaları hazırlarken yardımlarını esirgemeyen bu ülkede yaşayan Sayın Ali Esin, Sayın Ali Çağlayan ve Sayın Sabri Varan‘a teşekkürü borç bilirim. Turnuva düzenlememin amacı ise hoşca vakit geçirtmek değil farklı inanç, siyasi görüş ve etnik yapıdan gelen  insanlarımızı  bir araya getirmekti.

Maradona’yı anarken Hollanda’nın başarılı futbol takımı Deventer Türk Gücü ve diğer başarılı amatör Türk futbol takımlarına buradan selam olsun .

2 YORUMLAR

  1. *******
    ….
    Arjantinli Maradona,
    Demek sen de geldin sona..
    Fırtına bir top cambazı,
    Şanın helal olsun sana!..

    Tamam, belki efsaneydin,
    Ama sen de nefsaneydin!
    Esrarkeşe boyun eğmiş,
    Futbolda sen bir taneydin!…
    ….

    • ….
      Mekik gibi çalım atar,
      Çalım yiyen yere yatar,
      Bunu gören seyirciler,
      Sezsizliği birden bozar;

      Kulak yırtan ıslıklarla,
      Kalkan el ve yumruklarla,
      Hele fıle bir kalkınca!
      Gol gol diyen çığlıklarla…
      ….

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here