Marx Vallahi Söylemişti*

1

Dünkü yazıma çok sevdiğim saydığım siyasetçi dostumdan itiraz geldi.
Yazıdan bankaları savunduğum sonucuna varmış. Güzel ve belagatli cümlelerle bana yaptığı eleştirileri okudum.
Ancak ben kimseyi savunan bir yazı yazmamıştım.
Sadece tek bir dileği dillendirdim.

Oyunu kuralına göre oynayın…
Kapitalizm oyunu mu oynuyorsunuz?
“Muş” gibi yapmayın.
Oyunun kurallarını koyun, değiştirmeyin ve riayet edin.
Siyasi iktidar; sürekli kural değiştirerek oynadığı oyunu, bize kapitalizm kisvesi altında pazarlamasın. Kural varsa herkes uysun, yoksa kural varmış gibi yapılmasın.

Bu basit talebi içeren dünkü yazıma yönelik bu biraz soldan biraz da yukarıdan (ilahi temelli) eleştiriyi kimin yaptığını söylemeyeceğim. Tahminler serbesttir.
Ancak yaşadığımız bu absürd günlerin esinlemesi ile dolaşan anonim bir yazıyı görünce yarın ne yazayım kararsızlığı ortadan kalktı.

Eminim çoklarınız bu alıntıya denk gelmiştir :
“Atılacak ne çok saframız varmış! Madem kocaman şirket işleri bir yemek masasına, bir dizüstü bilgisayara sığabiliyormuş, neden dikmişiz onca plazayı? Bir eşofman, bir terlikle de geçebiliyorken hayat, gardıroplara, giyinme odalarına ne gerek varmış? İş toplantıları video konferansla, alışverişler sanal marketlerle, eğitim uzaktan yapılabiliyormuş da neden işe, okula, alışverişe yetişmek için onca trafik çilesini çekmişiz, niye tonla egzoz dumanını yutmuşuz?Otomobilsiz de yaşanabilirken, o kadar parayı neden garajlara, kaldırımlara yığmış, yakıta, vergiye, bakıma onca masraf etmiş, trafik kazalarına savaşlardan daha çok kurban vermişiz? Madem hayat bir göz odaya sığıyormuş da, neden dünyayı talan etmişiz? Madem “Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi”ymiş de neden hırslarımızın emrinde birbirimizin boğazına çökmüşüz? Meğer sırtımızda atılacak ne çok safra taşırmışız da haberimiz yokmuş… İçinden araba geçecek kadar büyük petrol borularına değil, bir makinenin hava pompaladığı küçücük plastik boruya muhtaçmışız oysa… Meğer nefsimizin uğruna, nefesimizden vazgeçermişiz…”

Bu alıntı Korona günlerinin mecburi ev hapsine dair biraz romantik, biraz da ironik betimlemeleriyle çok insanı dolaşacaktır kuşkusuz.
Peki bu alıntıda ifade olunan gerçekliği bundan 176 sene önce kaleme döken biri zaten vardı desem siz ne dersiniz?

Hemen ilk alıntı ile başlayalım o vakit :
“Ne kadar az yer, içer, kitap okursan; tiyatroya, dansa, meyhaneye ne kadar az gidersen; ne kadar az düşünür, sever, kuram yaratır, şarkı söyler, resim ve eskrim yaparsan, o kadar fazla sermaye biriktirirsin. Hazinen öyle büyür ki ne böcekler ne de toprak onu yok edemez. Ne kadar az kendin olursan, o kadar çoğa sahip olursun; kendi hayatını daha az yaşadıkça, yabancılaşmış hayatını uzaklaşmış varlığını o kadar çok yaşarsın”

Sene 1844 ve daha ortada Kapitalizm’in K’sı ancak gezinirken bu cümleyi kuran tabii ki tüm zamanların en tartışılan filozofu.
Yani Karl Marx.
Bahsettiğim eser de 1844 El Yazmaları.
Kapitalizm’in bebekliğini görüp bundan adam olmaz diyen Marx’ın 176 sene önce ifade ettiği her neyse, bu günümüz diline ve sürreel gündeme dair yoruma birebir uymaktadır.

Herkes Korona’yı filmlerde, kitaplarda tahmin eden kahin ararken, Koronanın içine doğduğu Kapitalizm’in başına gelecekleri nerdeyse 2 asır önce yazan Marx için de iki kelam etmeden geçmek en hafifinden haksızlıktır.

Reklam

Marx’a çok haksızlık edilmiştir. Bu haksızlığı en çok da kendisine Marxist diyenler kurdukları dikta rejimlerine Marxizm süsü vererek yapmıştır. Bunun en vahim emsali Korona ihracatçısı sözde Halk Cumhuriyeti özde Parti Diktatörlüğü Çin’dir.

Belki Marx’ın kendisi de bu haksızlığa dahildir. Çünkü 1844 El Yazmalarında kurduğu teoriyi sonraki yıllarda ekonomik analizlerle yolundan biraz da olsa çıkaran kendisi olmuştur.

Marx’ın tüm yazdıkları olmasa da olur. Ama incecik 1844 yoksa tüm kuram sepetinin dibi delinir.
Shakespeare’in şu sözünü anımsar orada :
“Paranın iki özelliği vardır:
(1) Bütün insanı ve doğal nitelikleri karşıtına çevirebilen göze görünür Tanrı, nesnelerin evrensel dönüştürücüsü ve değiştiricisidir; “olmayacakları birbirine yakıştırır.”
(2) Evrensel fahişe, insanların ve ulusların kadın satıcısıdır.”
Daha ne desin?

Ama sözleri burada dahi bitmez.
Buyrun dinleyin :
“Karşılıklı bağlantıları içindeki nesnelerimiz, konuştuğumuz tek anlaşılır dildir. İnsana özgü bir dili anlamazdık ve o dil etkisiz kalırdı; bir yandan bir dua, bir yalvarma, öyleyse bir küçük düşme olarak görülür ve duyulur, öyleyse utançla, alçalma duygusu ile konuşulur ve öte yandan bir sakıntısızlık ve bir zirzopluk olarak alınır ve yadsınırdı. Biz hepimiz insansal varlığa öylesine yabancılaşmışız ki, insani varlığın dolaysız dili bize insan onuruna bir saldırı ve tersine maddi değerlerin yabancılaşmış dili ise, bize kendine güvenen ve kendini öyle gören doğrulanmış onur olarak görünür.”

Bu da yetmedi diyene kapitalizmin mucidi Adam Smith’e karşı şu cümleyi hatırlatalım :
“Smith’e göre, çoğunluğu acı çeken bir toplum mutlu olamaz. Oysa toplumun en zengin durumu bile çoğunluğun acı çekmesine yol açıyor. İktisadi sistem (ve genel olarak özel çıkar üzerine kurulu bir toplum) bu en zengin duruma götürdüğünde göre, çıkan sonuç, iktisadi sistemin amacının, toplumun ‘mutsuzluğu’ olduğudur.”

1844 El yazmaları 176 sene önce yazıldı. Ama hergünkünden daha taze olarak karşımızda. Korona günlerinde de öncesinde de bize yol göstermek için yazıldı.
Bakmayın bizim oportünist sağcı siyasi iktidar sözcülerimizin yeni düzen söylemlerine.
Onların hayal bile edemeyeceklerini komünizmin fikir babası bundan çağlar önce söyledi.
Hem komünizm sandığınız kadar kötü bir şey de değildir. Manası toplumculuktur.
Daha iyisi varsa buyrun siz icat edin.

1 YORUM

  1. Kimse adına konuşmak istemem. Evet, komunizm, adı üstünde toplum düzeniyle ilgilidir. İdeal toplumu arar. Ancak tatbikat olarak denenmiş ve sonucu ortadadır. İflas etti. Niye? Komunizm kendi yandaşlarını, sözde idealistlerini yarattı (elit tabaka!). Ancak, insan neticede nefsine uydu, azgınlaştı. İdealizm kalmadı. Pusulayı şaşırdılar, pilleri bitti.

    Daha iyisi var, ancak arayacaksın. İcad etmeğe gerek yok. Hazır mama yok, çalışacaksın! Bölük börçük zaten var aslında. Mesele, ideal insanı yetiştirmek. Adı da konmuş; Eşref-i Mahlukat! Yetiştireceksin! Şu Marx efendinin demeğe çalıştığı şeyler, toplum sağlığı zaten Kur’anda devamlı üstünde durulan bir konu. Hem de Marks’tan kaç asır önce (Asıl ona dikkat çek milat olarak, Marks’ınki 1.76 asır!).

    İşin püf noktası; Nefsin muhafazası, hakimiyeti. Pozitivizm ve azim. İtici güç iman ve akıl. Her ikisi de “Akıl*İman Sentezi”nin kritik bileşenleri…. Bu, “Akıl*İman Sentezi” gözlüklerini takıp Kuran’ı oku, Marks ve Adam Smith’ten daha iyisini keşfedersin. Adam Smith’in de Marks’ın da haklı olduğu noktalar şüphesiz var. Çünkü bunlar “akl”ı kullanmış düşünürler. “Akl”a saygı duyulur. Ancak, akıl yetmez(di)! Dünya’nın geldiği durum meydanda. Bu sentez insanı, Adam Smith ve Marks’ın hedeflerine, Allah Rızası kapsamında ve toplum adına ulaştırabilecek potansiyelde ve en güvenilir sentezdir. “Daha iyisi varsa, buyrun siz icat edin” demişsiniz. Üç paragrafa sıkıştırmağa çalıştım. Yeni bir icat değil. Sadece keşif! Bilmem anlatabildim mi? M.K. Atatürk Paşa’nın ve CHPsinin elinde bir fırsat vardı. Heba ettiler! Hatalar, CHP elinden neticede AKP’yi doğurdu. Onlar da fırsatı heba ettiler. Bu ana yolda olmuş olsaydılar, oyları %90 lara çıkar, orada dengeye ulaşır ve orada asılı kalabilirdi.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here