Mavi Vatan’a ne oldu, niye ortalık sessizleşti? Acaba sözler mi verildi?

0

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Mersin İl Kongresinde konuştu. “Şu andaki hükümetin dış politikası yok. Hiçbir konuda bir politikası yok.” diyen Babacan, şunları söyledi:

“Dış politika kavga değildir. Sorunları barışçıl yollarla çözmektir dış politika. Dış politikada başarının yolu itibardan geçer. Biz o itibarlı günleri yaşadık, bunun ne anlama geldiğini gördük. Uluslararası arenada maalesef yalnızlaştık. Haklı olduğumuz konularda dahi bizi destekleyen ülke bulamaz olduk. İşte Doğu Akdeniz’de başımıza geldi. ‘Ben onun elini sıkmam, ben onun masasına oturmam, ben onun katıldığı yemeğe gitmem, zalim Sisi’ dedi. Sonra bizim aleyhimize, baktık Mısır-İsrail, Mısır-Rumlar, Mısır-Yunanistan Akdeniz’i ikili anlaşmalarla aralarında bölüşmeye başladılar. Keskin sirke küpüne zarar.

Mavi vatan böyle mi korunur. Eğer Doğu Akdeniz’de bizim haklarımız varsa bu haklarımız herkesle kavgalı olarak korunmaz. Bu haklar uluslararası hukukla korunur. Bu arada şu son haftalarda bakıyoruz, Mavi Vatan gündemden düştü. Ne oldu acaba? Bizim gemiler limanlara çekildi. Ne değişti? İnsanın aklına bin türlü şey geliyor. Acaba bu başa baş toplantılarda, gizli toplantılarda, devlet kayıtlarına alınmayan toplantılarda ‘bir sözler mi verildi’ diye aklımıza geliyor. Biden’la görüşüyor, baş başa. Not tutulmuyor, devlet kaydına girmiyor. Putin’le konuşuyor, ülkenin Dışişleri Bakanı heyette yok, baş başa. Üstelik bu görüşmeler diğer ülkelerin mekanlarında yapılıyor. Ben merak ediyorum, soruyorum; Mavi Vatan’a ne oldu? niye ortalık sessizleşti? Acaba sözler mi verildi birilerine merak ediyorum.

Biz Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı savunmak, korumak zorundayız. Ama bunun yolu kavgayla değil, onu bunu düşman belleyerek değil konuşarak, medeni bir şekilde konuşarak bu hakkı savunmak zorundayız. Bunlar, vaktiyle ‘değerli yalnızlık’ gibi bir kavram ortaya attılar. Böyle bir tezi dayattılar. Biz değer meğer görmedik. Bilakis itibarımızın nasıl eridiğini, bu ülkenin uluslararası arenada nasıl güven yitirdiğini gördük.

Taliban Afganistan’da. İlk önce ‘Afganistan’da Kabil Havaalanı’nın savunmasına talibiz’ dedi. Demek ki Taliban düşman ki öyle görüyor ki ‘Ben Kabil Havalimanı’nı korumak istiyorum’ diyor. Aradan iki hafta geçiyor. Taliban Afganistan’daki yönetimi ele geçirince ‘Kabil Havaalanı’nı işletmek istiyorum, buna talibim, çünkü Taliban’a meşruiyet kazandırmak lazım’ diyor. 15 gün önce düşman bellediği, kendisine karşı havaalanını savunmak istediklerine 15 gün sonra meşruiyet kazandırmanın derdine düşüyor. Ben hicap duyuyorum. Senin düşmanın mı, yoksa meşruiyet kazandırmak istediğin dostun mu? Bunu açıkla ondan sonra dış politikanı oluştur. O gün aklına ne geliyorsa…

Dış ilişkilerde kavgadan başka kullandıkları yöntem kalmadı. Nerede bir kavga görseler hemen kollarını sıvayıp yumruk atmaya çalışıyorlar. İçerideki bu kutuplaştırıcı tutum var ya içerde ötekileştirme, taraf tutma, aynı dış politikaya yansıdı.  

Bugün, eski otoriter laiklik anlayışının artık hiçbir önemi kalmadı. Milletimiz kendisini sığdırmaya çalıştıkları o dar gömlekleri, sağduyusu ile yırtıp attı. Bizim vatandaşlarımız, din ve vicdan özgürlüğünün tam sağlandığı bir ülkede yaşamak istiyor. İşte o yüzden biz DEVA Partisi olarak, bir yaşam tarzının diğerine parmak sallamadığı bir düzeni inşa etmek istiyoruz. Vatandaşlarımız hangi dine ve mezhebe mensup olursa olsun, inansın veya inanmasın devletin yaşam tarzına müdahalesinin kesinlikle olmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Devletin her yaşam tarzına eşit yakınlıkta olduğu bir düzeni tesis etmeyi hedefliyoruz. Devleti yönetenler, dönem dönem kendi dar bakış açılarını topluma dayatmak veya insanların yaşam tarzını düzenlemek gibi bir görev kendilerine biçebiliyor. Devlet, vatandaşını olduğu gibi kabul etmek zorundadır. Devlet, millet için vardır; devlet, insan için vardır. Devlet, milletine zorla dar kalıp gömlek giydiremez. Devletin görevi temel insan hakları açısından ve özgürlükler açısından her bir vatandaşının hakkını derhal defaten tanımaktır. İşte bu nedenle biz özgürlükçü laiklik anlayışıyla hareket ediyoruz.

Kurumların çöktüğü, ortak aklın rafa kaldırıldığı, keyfi yönetim anlayışının egemen olduğu bir dönemden geçiyoruz. Şu anda ülkemiz çok ciddi bir demokratik gerileme sürecinde. Bizim dönemimizde Türkiye, itibarlı bir ülkeydi. Ülkeler arasındaki sorunları çözmek veya ülkelerin iç gerginliklerini sona erdirmek için uzlaştırıcı olduk. Çatışma çözümü için uluslararası toplumdan defalarca davet alırdık.

Uluslararası ilişkilerde itibar; kimi zaman, askeri gücün de ekonomik gücün de sağlayamayacağı başarılı ülkeyi getirir. İtibar; uluslararası hukuka saygılı olmakla, hep hakkı konuşmakla, iyi bir diplomasi ve siyasi diyalogla, iyi yönetilen bir ekonomiyle sağlanır. İtibar, hukuk devleti olmakla sağlanır. Daha dün açıklanan uluslararası bir endekste ‘hukukun üstünlüğü’ endeksinde Türkiye 139 ülke arasında 117. sırada çıktı.

Bugünkü iktidar, kendi iş bilmezliğini, kendi kavgacılığını görmeyelim diye ikide bir ‘beka meselesi’ diyor. Ortada tek kişinin dürtülerine ve şahsi ilişkilerine bağlı yürüyen, hatalar dolu bir dış ilişkiler, uluslararası ilişkiler var. İtibar, istikrarlı bir duruşla kazanılır. Uluslararası toplumda müttefiklik kurabilen, onları ikna edebilen, hatta iş birliğini sağlayabilen ülke ancak itibarlı ülkedir. Türkiye’yi dış politikada barışın sözcüsü yapacağız. Türkiye sadece bir askeri güç değil, bir akıllı güç olacak. Ülkemizi tekrar güvenilir ve barışa katkı sunan bir uluslararası aktör yapacağız.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here