Mazlum ve Mağdurların Duası!

4
gündogdu

Peki darda kalan kendisine yalvardığı zaman imdadına yetişen, sıkıntısını gideren ve sizi yeryüzünün yöneticileri yapan kim? Allah’tan başka bir tanrı mı? Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!”(Neml/62)

Bu ayet-i kerimede; Allah’ın insanlar üzerindeki iki türlü tasarrufundan bahsedilerek kudretinin sonsuzluğuna delil getirilmektedir.

Bunlar:

 a) Allah’ın, ihtiyaçtan dolayı kendisine dua edenin duasını kabul edip imdadına yetişmesi, sıkıntılarını gidermesi;

b) İnsanları yeryüzünün yöneticileri yapması veya nesilleri birbirinin ardından getirerek yeryüzünün sahipleri kılmasıdır.

Resulullah (sav) Hz. Muaz (ra)’ı Yemen’e gönderdi. (Giderken) ona dedi ki:

“Sen Ehl-i Kitap bir kavme gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey Allah’a ibadet olsun.. Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah’la bu beddua arasında perde mevcut değildir.” [Buhari, Zekat 1, 41, Sadaka 1, 63, Mezalim 9, Megazi 60, Tevhid 1; Müslim, İman 31, (19);]

Başka rivâyetler, mazlum âsi de olsa, fâcir de olsa duasının makbul olduğunu tasrîh eder. Ahmed İbnu Hanbel’in bir rivâyetinde: Mazlumun duası makbuldür, facir bile olsa, zira onun fücûru kendini ilgilendirir.” buyrulmuştur.

İbnu’l-Arabî der ki: “Bu hadis, mazlumun ve mağdurun  duasına icâbet edileceği hususunda mutlak gözüküyor ise de aslında bir başka hadisle mukayyeddir. O hadis şudur: “Duâ edenler üç kısımdır: Ya talebine hemen cevap verilir ya bekletilip daha iyisi verilir ya da kendisinden duaya bedel, misliyle günah affedilir.”

Nitekim, benzer bir durum Kur’an’da “darda kalana kendisine dua ettiği zaman icâbet edip sıkıntısını alan…” (Neml/62) olarak tanıtırken, bir başka âyette ise, “Dua ettiğiniz şeyi, dilerse giderir.” (En’âm, 6/41). buyurarak “meşîetiyle” kayıtlamaktadır.” (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, h. no: 2010)

Bediuzzaman da ; “Arkadaş! Bilhassa muztar (zorda darda kalmış)  olanların dualarının büyük bir tesiri vardır. Bazan o gibi duaların hürmetine, en büyük bir şey en küçük bir şeye musahhar ve tabi olur.

Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir mâsumun duası hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeye başlar” der. (Mesnevi-i Nuriye)

İbretlik bir hikaye;

Vakti zamanında kurak geçen bir yaz gününde Cuma namazı sonrası cemaat, cami imamı ile birlikte yağmur duasına çıkarlar. Hacet namazları kılınır, dualar edilir ve kurbanlar kesilir ama gökyüzünden tek damla yağmur düşmez..

Cemaat boynu bükük şekilde günlerce yağmasını bekler ama nafile. Güneş ortalığı kasıp kavurur.

Bir vakit sonra kasabalarına bir dervişin yolu düşer. Kasaba halkı dervişin yanına gelerek ondan yağmur duası etmesini rica ederler.

Derviş ise dua etmek yerine kasaba halkıyla birlikte kasabalarını birlikte gezmeyi önerir.

Ahali şaşkınlık ve merak içinde düşer dervişin peşine ve evleri dolaşmaya başlarlar.

3-5 evi dolaştıktan sonra damı çökük, kapısı kırık bir eve rastlarlar.

Derviş, kapıdan içeri doğru seslenip ev ahalisini dışarıya çağırır. İçeriden orta yaşlarda, üzeri yamalı bir kadın ve iki yetim kızı çıkagelir.

Derviş, hal hatır sorduktan sonra kadının iki yetim kızıyla birlikte yaşadığını ve beyinin erken yaşta öldüğünü öğrenir.

Derviş, iki küçük kıza dönerek onlara “benden bir isteğiniz var mı” diye sorar. Küçük kızlardan biri evlerinin çatısı için kiremit diğeri de yeni bir ayakkabı ister.

Derviş, hemen yanındaki cemaate evin damı için kiremit, diğer kız için ayakkabı almalarını ister.

Kiremitler ve ayakkabılar geldikten sonra derviş, kızlara “Söyleyin bakalım siz en çok ne için dua edersiniz?” diye sorar.

Kızlardan birisi “Yağmur yağdığında damımız eski olduğu için evimiz hep ıslanır, ben de o nedenle Allah’tan yağmur yağdırmamasını dilerim” demiş.

Diğer küçük kız ise ” Ben de Allah’tan yağmur yağdırmamasını dilerim. Çünkü ayakkabılarım delik, her yağmurdan sonra ayakkabılarım ıslanıyor ve ben hasta oluyorum” demiş.

Derviş, bu sözlerden sonra yanındaki cemaate dönerek “Sadece Allah’ın kudretinde olan bir duayı etmeden önce,  kendi kudretinizle birisinin duasını yerine getirmediğiniz sürece dualarınız kabul olmaz eyy cemaat!” demiş.

Eee bilinmez kim, nasıl,  hangi halde olduğu?  Nice kalbi kırıkların masum, mazlum ve madurların yüce Allah’a nasıl dua ve niyazda bulunduğu?

“Harabat ehlini hor görme Şakir, defineye malik viraneler var!” demiş, Erzurumlu İbrahim Hakkı.

Anadolu’nun irfan sahibi büyüklerinden Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın oğullarından biri dünya ehli, diğeri zühd ve takva ehlidir. İbrahim Hakkı bu cümleyi meyhaneyi pek seven Zakir’i küçümseyen diğer oğlu Şakir’e söylemiştir.

Vesselam

4 YORUMLAR

  1. Ellerinize sağlık hocam , çok güzel bı yazı olmuş. Hocam müsait bı zamanınızda faizle ilgili yazı kaleme alır mısınız. Diyanet açıklamasında enflasyonun altında ki faiz miktarının , faiz olmayacağına dair açıklama yaptı.

  2. Keşke günümüzde din adına konuşanlar/yazanlar da kıssadaki derviş rolünü üstlenseler de kendi kudretleri ile bir masumun duasını yerine getirseler, haksızlık karşısında konuşsalar.
    Belki vardır ben farketmemişimdir…

  3. Sayın Erhan kişisine;
    İnşallah ileride genişçe faizi yazmak isteriz.
    Ancak diyanetin fetvasını esas almak gerekir. Selamlar

  4. Yeni yıl duası yazınız şimdide mazlum ve mağdurların duası kaleminize sağlık Allah Razı olsun sayın hocam.
    Günümüzde damı delik ev ve ayakkabısı delik çocuk o kadar çok ki.eğer onlar yağmur yağmasın diye dua ediyorsa ülke olarak halimiz çok harap gözüküyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here