Meclis adına kınayan bir açıklama yapılacak..

0

Meclis’te gazetecilerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile açıkladığı sözde Orta Doğu barış planına ilişkin sorularını yanıtlayan TBMM Başkanı Mustafa Şentop, “Dün ABD Başkanı, İsrail’in şu anda yolsuzluklarla ilgili olarak yargılanan başbakanını da yanına alarak, Filistin topraklarıyla hatta Suriye topraklarıyla ilgili bir açıklama yaptı. Bunun Orta Doğu barışı, İsrail-Filistin barışı için bir plan olduğunu söyledi ancak bu planın bölgede barışı değil tam aksine çatışmaları körükleyeceği açıktır.” diye konuştu.

İsrail’in bugüne kadarki iddiaları ve işgal altında tuttuğu topraklarla ilgili sahiplenme iddialarının ABD tarafından onaylanmış gözüktüğünü dile getiren Şentop, özellikle ABD Başkanı Trump’ın sanki dünyanın tapusunu elinde tutan bir kişi gibi hareket etmesi ve Suriye toprakları gibi üçüncü ülkelerin topraklarıyla ilgili kararlar verebileceğini düşünmesinin uluslararası hukuk bakımında çok vahim bir tablo olduğunu vurguladı.

Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uluslararası alanda her alanda olduğu gibi hukuk vardır. Hukuk yoksa güç kullanımı eşkıyalıktır. Bunun adı uluslararası eşkıyalıktır. Ayrıca Filistin halkının talepleri, bu konudaki tezleri, görüşleri de dikkate alınmadan tek taraflı bir beyanla adeta Netanyahu’nun seçim kampanyasına destek gibi anlaşılabilecek bir tavır vardır. Dün ben bununla ilgili görüşümü ifade etmiştim. Bugün de Meclisimizde grubu bulunan siyasi partilerimizin grup başkanvekilleriyle görüştüm. Bir ortak bildiriyle, parlamento adına da bunu kınayan, yanlışlığını ifade eden bir açıklama yapacaklar inşallah. Bu konu uzun bir tarihi olan konudur.

1947’den beri Filistin toprakları üzerinde İsrail’in işgali devam ediyor. Farklı farklı bölgeler daha sonraki çatışmalarda da işgal edilmiş bölgeler. Bu konuda uluslararası hukuk ve BM kararları açıktır. İsrail’in işgalciliği uluslararası kuruluşlar tarafından başta BM olmak üzere de ifade edilmiştir, karar altına alınmıştır. ABD’nin bu tavrı, tutumu sadece bölgede değil dünyada da barışın önünde önemli bir engel olarak karşımıza çıkacaktır.

Filistin-İsrail anlaşmazlığının geçmişine baktığımızda güç kullanarak bölgede birtakım kazanımlar elde etmenin bugüne kadar imkansız olduğu görülmüştür. ABD de elindeki gücü kullanarak aynı yolu denemeye çalışmaktadır. Geçtiğimiz 70 yıllık süre bunun mümkün olmadığını göstermiştir. Mümkün olmayacaktır. Ben bütün ülkeleri, uluslararası hukuka ve başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşların kararlarına saygılı davranmaya, ülkelerin egemenlik haklarına saygı göstermeye davet ediyorum.”

Şentop, bir gazetecinin, İdlib’de yaşanan gelişmelere ilişkin sorusu üzerine, Astana süreci kapsamında özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeler çerçevesinde bölgede bir çatışmasızlık durumunun tesis edildiğini anımsattı. TBMM Başkanı Şentop, “Buna tarafların uyması gerekiyordu. Rejim güçlerinin buna uymayan bazı eylemleri, ihlalleri olmuştu. Türkiye orada gözlem noktalarında da çatışmasızlığı kontrol eden bir görev üstlenmektedir. Bu mutabakatlar üzerine gerçekleşen bir durum. Bu mutabakatı bozan tarafla ilgili olarak da gereken görüşmeler, müzakereler yapılır.” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin halkının taleplerinin tamamen hiçe sayıldığı bir işgal planı

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Elazığ’da yaşanan depremde üzüntü veren kayıpların olduğunu hatırlatan Çelik, vefat edenlere Allah’tan rahmet, acılı ailelere de sabır diledi.

Yaralanan vatandaşlara da şifa dileyen Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın depreme ilişkin bilgi almasının ardından talimat vererek ilgili bakanların afet bölgesine gitmesini ve tüm kurumların koordinasyon içerisinde çalışmasını sağladığını dile getirdi.

Çelik, depremin ardından devletin, bütün imkan ve kapasitesiyle yaraları sarmak ve enkaz altındaki vatandaşları çıkarmak için büyük bir gayret içerisinde tüm kurumların koordinasyonuyla çok güçlü bir çalışma yaptığını söyledi.

Enkazda çalışan tüm kurum ve birimlerin büyük bir iş gerçekleştirdiklerini belirten Çelik, “Kayıplarımızdan dolayı büyük bir üzüntü duyuyoruz. Burada bir millet olmanın bize duygusunu tekrar hissettiren, tek bir millet olmanın kardeşliğini ve duygusunu tekrar hissettiren, çok önemli, sembolik anlamı çok yüksek çeşitli olaylarla karşılaştık. Her birinde insanlığımızla ilgili, milletimizle ilgili gurur duyacağımız hadiselere şahitlik ettik.” diye konuştu.

Deprem bölgesinde çalışanların herkese insanlık dersi veren fedakarlıklarda bulunduğunu kaydeden Çelik, “Burada milletimizin büyüklüğünü, gönül büyüklüğünü, millet olmasının büyüklüğünü bir kere daha hep beraber müşahede etmiş olduk. Tabii çeşitli olaylarda olduğu gibi burada da maalesef bu duygunun dışına çıkan, kendini kötülüğün hizmetine sokmuş, ahlaken ve vicdanen kabul edilemeyecek ifadeler kullanan birtakım kimselerin olduğunu gördük. Onları kendi kötülükleriyle baş başa bırakmak lazım.” dedi.

Deprem bölgesinde ortaya çıkan fedakarlık sahneleri, asalet ve dayanışma görüntülerinin herkesin hafızasında sonsuza kadar yer edeceğini söyleyen Çelik, “Canlarımız enkaz altında iken bu hassasiyeti gösteren herkese teşekkür ediyoruz. O kötülük yapanlar, ahlak dışı tavırlarda bulunanlar da kendi kötülükleriyle baş başa kalacaktır.” diye konuştu.

Çelik, Diyarbakır annelerinin deprem bölgesine giderek destek vermesinin de verilen en anlamlı desteklerden biri olduğunu vurgulayarak, “Aziz milletimizin başı sağolsun. Orada görev yapan her kesimden buradaki afette, insanımızın yardımına koşan herkese de şükranlarımızı sunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Belçika mahkemesinin kararı

Belçika Yüksek Mahkemesinin PKK terör örgütüyle bağlantılı 36 özel ve tüzel kişiye karşı savcılığın 2010 yılında başlattığı soruşturmanın yargıya taşınmasını önleyen Belçika İddianame Odası kararına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çelik, Belçika’da terörle mücadele konusundaki kavramları alt üst edecek, teröre doğrudan destek vermek anlamına gelecek birtakım gelişmeler yaşandığını söyledi.

“Ariadna Davası” davası olarak bilinen davada bu meseleyi yargıya taşımalarının önünün kesildiğini söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunlar terör örgütü PKK’yı, uluslararası normlarda bir ‘iç mücadelede devlet dışı aktör’ olarak tanımlıyorlar. Uluslararası hukuk normlarında, ‘iç mücadelede bir devlet dışı aktör’ demek, meşru bir devletle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bir terör örgütünü eş tutmak gibi, hukukla, herhangi bir uluslararası hukuk normuyla izah edilemeyecek kadar hukuk dışı, insanlık dışı bir tutumdur. Belçika’da insanlığın evrensel değerlerinin bir kere daha teröre kurban edildiğini açık ve net bir şekilde görüyoruz. Son yıllarda küresel ölçekte yaşadığımız acı tecrübeler, ‘senin teröristin, benim kahramanım’ anlayışının aslında en çok da bu anlayışı savunanlara zarar verdiğini, bu anlayışı savunanları zedelediğini göstermiştir. Bu anlayışın insanlık adına ne kadar tehlikeli olabileceğini, pek çok ülke yaşadığı gibi, teröre destek veren ülkeler de çeşitli sebeplerle yaşıyorlar.”

Çelik, PKK’nın, Avrupa’da uyuşturucu ticaretinin baş faili olduğunu, asker sivil pek çok insanı öldürdüğünü, PKK’yı Avrupa Birliği’nin de açıktan terör örgütü olarak kabul ettiğini hatırlatarak şöyle devam etti:

“Sürekli olarak bir terör örgütü faaliyeti içerisinde olan bir PKK terör örgütüne dönük olarak Belçika mahkemelerinin aldığı bu karar Belçika mahkemelerinin hukuki her türlü angajmandan, hukuki her türlü normdan uzaklaştığının açık bir ifadesidir. Belçika’nın, üyesi olduğu Avrupa Birliği başta olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya gibi pek çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul edilen bir örgütü bu şekilde aklamaya çalışması, Belçika yargısının terör karşısında içine düştüğü zaafı göstermektedir. Yarın bir gün Belçika’da bir terör örgütü çıksa, Belçika devletini hedef alsa, ki bunu asla istemeyiz, Belçika’daki asker sivil kişileri öldürmeye kalksa, bu terör örgütü oradaki çocukları zorla dağa kaçırmaya çalışsa, uyuşturucu ticareti yapsa ve başka bir ülke Belçika’da ortaya çıkmış bu terör örgütüne ‘uluslararası hukuk normlarında iç çatışmanın tarafı olan devlet dışı bir aktör’ dese bu Belçika için ne kadar meşruysa bu kararla o şekilde yüzleşmeleri gerekir.”

“Bu mantıkla bakarsanız bu karar DEAŞ’ı da terör örgütü olmaktan çıkarır, DEAŞ’ı da sadece bir çatışmanın tarafı haline getirir.” ifadesini kullanan Çelik, Belçika mahkemesinin bu kararının, terör örgütleriyle kol kola bir yaklaşım içerisinde olduğunu gösterdiğini kaydetti.

Çelik, şöyle konuştu: “İnsani ve hukuki değerlerle asla bağdaşmayan bu karara karşı, bu kararın siyasi sonuçlarına karşı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu akıl dışı karara tepki göstermeye, bu kararı her ortamda dile getirmeye ve terörizme karşı terörün olmadığı bir dünyayı, terörle mücadelenin güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini, insan hayatının üstünlüğünü tabii ki savunmaya devam edeceğiz. Bu karar Belçika mahkemesi, Belçika yargısı için ağır bir lekedir. Belçika yargısının bir terör örgütünü aklama, terör örgütünü bırakın aklamayı, hukuki birtakım argümanları kullanarak hukuk dışı destek vermesi anlamına gelmektedir.”

“Bir barış planı değil”

ABD Başkanı Trump’ın dün gece saatlerinde uzun süredir taslak olarak ortada dolaşan barışla hiçbir alakası olmayan bir planı açıkladığını hatırlatan Çelik, ilginç bir sahneyi baştan sona izlediklerini söyledi.

Filistin halkına karşı buyurgan üslubun herkesin dikkatini çektiğini ifade eden Çelik, “Filistin halkının meşru taleplerinin tamamen hiçe sayıldığı bir işgal planının açıklanmasıdır. Bu işgal planının karşısında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın tavrı açıktır. ‘Kudüs satılık değildir’ diye net bir tavır koymuştur. Plana baktığımızda, somut olarak işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail varlığını meşrulaştırmaya çalıştığını görüyoruz.” diye konuştu.

Sözde barış planının gayrimeşru işgali meşrulaştırmaya çalışan bir plan olduğunu ve Filistinlilere soyut bir devlet vadettiğini belirten Çelik, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Toprağının, başkentinin ne olduğu belli değil. Birtakım kelimeler, adresler var ama tamamen bir köleleştirme planı şeklinde ortaya çıkıyor. Kudüs’ü bir yandan İsrail’in somut ve bölünemez başkenti olarak ilan ediyor. Kudüs’e büyükelçiliğin taşınmasıyla başlayan provokasyon aynen devam ediyor. Arkasından da başkenti Doğu Kudüs olan soyut Filistin devletinden bahsediliyor. Kudüs somut ve bölünemez başkentiyse İsrail’in o zaman başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti nasıl ortaya çıkacaktır. Bu yaklaşım bile başlı başına Filistin halkının kazanımlarının, meşru taleplerinin nasıl yok edilmeye çalıştığını göstermektedir.”

Sözde barış planına göre, İsrailli yerleşimcilerin işgalciyken birden bire yerleşim sakinlerine dönüştüklerini ifade eden Çelik, “Filistinli mültecilerin asla kendi ülkelerine dönemeyecekleri maddesi kayda geçiriliyor. Dün Netanyahu’nun en iştahlı biçimde telaffuz ettiği cümle buydu. İsrail’in oluşturduğu saldırgan fiili durumun yasallaştırılmaya çalışılmasından başka bir şey ifade etmiyor bu plan. Açık ve net bir şekilde bir barış planı değil bir işgal planıdır. İsrail’in güvenliği adı altında İsrail’e yeni bir saldırganlık zemini oluşturmaktadır. İşgalciliğe ve saldırganlığa Netanyahu’nun güvenlik demesinin hiçbir manası yok.” diye konuştu.

Çelik, uluslararası devlet güvenliği kavramıyla İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bahsettiği güvenlik kavramının tamamen birbirine zıt bir şekilde gerçekleştiğini vurgulayarak, “Filistinlilere bir devlet vadedilmesi diye bir şey söz konusu değil. Burada İsrail’in güdümü altında Filistinliler için bir işgal yönetimi mekanizması vadedilmektedir. Filistinlilerin tamamen hiçe sayılması, topraklarının gasp edilmesi, yasa dışı yerleşimlerin meşrulaştırılması anlamına geliyor. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ‘Filistin satılık değildir’ açıklaması son derece yerinde bir açıklamadır.” ifadelerini kullandı.

İsrail’in bir ırkçı devlet haline getirilmesinin bütün dünyanın gözü önünde gerçekleştiğinin altını çizen Çelik, demokrasiden, hukuk devletinden bahsedenlerin İsrail’in kendisini ırkçı bir Yahudi devleti olarak tanımlaması karşısında sessiz kaldıklarını ve bunun adına da demokrasi dediklerini söyledi.

Barış planı denilen işgal planında bahsedilenlerin yeni bir şey olarak sunulduğuna dikkati çeken Çelik, şöyle devam etti: “Fiilen İsrail’in saldırganlığının maddelerini alt alta yazmışlar. Hatta İsrail hükümetinin belki de hayal edemeyeceği, cesaret edemeyeceği unsurları bile yazmışlar. Ondan sonra da buna barış planı demişler. Halbuki bu işgal planı. Bu saldırganlık maddeleri İsrail tarafından fiilen uygulanıyor. Daha önce Sayın Cumhurbaşkanımızın İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olduğumuz dönemde yürüttüğü yoğun diplomasiyle Türkiye, ABD’nin Kudüs kararına karşı İslam ülkeleri nezdinde ve bütün dünya nezdinde çok ciddi bir diplomasi yürütmüştü.”

“İki tarafın bir arada olmadığı birşeye plan demek doğru değil”

ABD başkanlarının şimdiye kadar her zaman iki tarafı da yanlarına almaya özen göstererek müzakere yürüttüklerini ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

“İlk defa bir Amerikan Başkanı, Filistin tarafına sormadan, işin içine katmadan, Filistin davasını destekleyen Türkiye gibi güçlü bir ülkenin fikrini almadan böyle bir plan açıklıyor. Yanında sadece İsrail Başbakanı var. El sıkışmalar ve alkışlar eşliğinde bir işgal planı orada kutlanıyor. İki tarafın bir arada olmadığı birşeye plan demek doğru değil. Planın ortaya çıkması için müzakere lazım. Müzakerenin olması için anlaşamayan tarafların orada olması lazım. Anlaşamayan taraflar orada yok. Ortada müzakere yok, plan diye dayatılan sadece İsrail tarafının saldırgan tutumunu meşrulaştırmaya çalışan bir maddeler bütünü var. Yaklaşık 80 sayfa, her bir maddesinde İsrail’in talep ettiği yeni güvenlik politikası aslında saldırganlık politikasının daha pervasızcı hayata geçmesi, Filistinlilerin hakkının daha çok gasp edilmesi için ortaya koyulmuş yaklaşımlar var. İsraille el ele veriyor ama hiçbir şekilde Filistinlilerin temsil edilmediği, Filistinlilerin anında tepki gösterdiği bir plan kuruluyor.”

AK Parti Sözcüsü Çelik, açıklamanın zamanlamasının ilginç olduğunu da dile getirerek, şöyle konuştu: “İktidara gelemeyen, yenilenen seçimlerde hükümeti kuramayan, geçici başbakan olarak görevine devam eden Netanyahu’ya ilginç bir zamanlamayla yeni seçimler öncesinde destek vermek üzere Orta Doğu’da yeni çatışmaları destekleyecek bir tutumun ortaya çıktığını görüyoruz. Olmayan bir devlet vadediyorlar, soyut bir devlet vadediyorlar. Filistinlileri köleleştirme planı var. İsrail istediği her şeyin fazlasını alıyor. Filistin hiçbir şey almıyor. Gerçek bir barış zemini kurulmak isteniyorsa, geçici olan bir başkanla değil, gerçekten seçilmiş bir başbakanla, Filistin tarafının da mevcut olduğu bir platform kurularak, iki tarafın özgür müzakeresine destek verilerek ortaya çıkacak planın hayata geçmesine çalışırdı.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here