Mehmet Ağar, Korkuyla Korkutan Adam

1

AKP’nin bizleri uzun süredir ikna etmeye çalıştığı, ‘Yeni Türkiye’ kavramı kime ne mana ifade ediyor? bilmiyorum. Ancak AKP’nin, başta değişmez lideri olmak üzere, ciddi bir Eski Türkiye eleştirmeni olduğunu söylemeliyim.

“Eski Türkiye deyince akla gelenleri sayın” desek, daha 10 olmadan ağzımızdan dökülecek isimlerden biri Mehmet Ağar olmalıdır.
Mehmet Ağar aslında oğlunun siyasete AKP saflarında dahil olması ile anımsanabilir. Ancak siyaset günümüzde babadan oğula geçen bir halef selef ilişkisi olarak düşünülmez, bu nedenle Ağar’ın oğlunun AKP’den vekil olmasını kendi kabiliyetinin büyük bir başarısı diye düşünmeliyiz.

Nitekim baba Ağar’ın zamanında pek de başarılı bulmadığı Tayyip Erdoğan siyasetini, bugün rakipsiz görmesi, aslında babanın ayrı-oğulun ayrı olduğunu bize hatırlatır.
Belli ki Ağar’ın oğlu babasını geçmişte karşı olduğu siyasete yatkınlaştırmış. Ya da zaman içinde Mehmet Ağar kendini bu siyasete kaynaştırmış ve oğluyla kol kola Erdoğan’la özleşen, AKP’ye yılmaz bir nefere dönüşmüş
Seçeneklerden hangisi doğru olursa olsun sonuç değişmiyor.

AKP bizi Yeni Türkiye’de dolaştırıp, sonunda Eski Türkiye’nin en bilinen duraklarından birinde indiriyor.
Bu durak, “Mehmet Ağar durağı”.
Ben Mehmet Ağar durağını iyi biliyorum. Benim babam da Mehmet Ağar gibi meslekten emniyetçi. Onun kadar yüksek mevkilere çıkmamış bir güvenlik görevlisiydi. Babamın mesul olduğu en korunmaya değen varlık ise kendi vicdanıydı.

Bana da emanet ettiği bu varlık; kadim Ortadoğu’nun tam merkezindeki kentim Mardin’in, ortak değerlerinde şekillenmişti.
Kürt, Türk, Arap, Sünni, Alevi, İsevi herkesin insan olmak dışında, yekdiğerine üstün olmadığı bilinciydi, bizleri bu anlayışa getiren.

Korkmamak ve korkutmamak üzerine bir cesaret öyküsüdür bu.
Yaptığınız işin; belinize taktığı silahtan değil, vicdanından korkan insanların öyküsü.

Mehmet Ağar; bundan 30 sene-40 sene önce olduğu gibi sadece korkutuyor.
1997’de korkutmak istediklerinin bugün yanında görünmesi bu gerçeği zerre değiştirmiyor. Onun için korku üzerine kurulmuş bir siyasetten ötesi yok.

2019 Türkiye’sinde siyasetin rotasını kendi doğrultusunda çizmek isteyenleri, bu sevdadan vazgeçmeye değil, birilerini onları vazgeçirmeye davet etmek ve bu yapılmazsa sonuçları ağır olur demenin başka bir tasviri olabilir mi?
Kim kimi neden nasıl vazgeçirecek?

Milliyetçi- Muhafazakar iktidarı (Her ne kadar bu milliyetçi iktidar Çin/Uygur deyince sessiz sinemaya bağlansa da) muhafaza etmek ve parçalatmamak için “siyasi teşebbüslere dur” demenin elzem olduğu ifade ediliyor.

Mehmet Ağar 1990’lardan fırlayıp sahneye çıkıyor.
O zamanlar nasıl konuşuyorsa aynı şekilde konuşuyor
Meşhur şarkıdaki “Süleyman” gibi, “Mehmet Ağar” da hep “başta”. Süleyman Demirel gibi en ön safta değil ama belli ki hep başlarda.

Ülke Mehmet Ağar’ın gözünde henüz rüştünü ispatlamayı becerememiş insanlar topluluğu. Bunlara eğriyi doğruyu göstermek şart. Bunun için siyasi teşebbüse yeltenenleri “vazgeçirmek” gerekiyor.

Halk kim ki?
Halk ne bilir ki?
Onun ne feraseti olabilir?
Bu soruların tek bir karşılığı var Mehmet Ağar terminolojisinde. Bu karşılığa herkes bir isim verebilir. Ama bunun tek adı vardır. “Korku siyaseti”. Bu siyaset 1997’de Erbakan’ın önünü kesmenin peşindeydi, bugün Erdoğan’ın önünü açmanın peşinde. 

Mehmet Ağar, her zaman kazanan kasa gibi. “Patron hep haklıdır” diyen 1. maddenin hemen altındaki ve “haklı değilse ilk madde geçerlidir” diyen 2. madde gibi.

Doğanın fizyolojik kanunları ile artık ömrün sonbaharı denilen zamanlara gelse de, ilkbaharında olduğu gibi cüret ve kudretle siyaset tanzim etmek isteyen bu akla bu özgüveni kim veriyor?

Mahdumunun da vekil olarak dahil olduğu AKP’nin, sonsuz iktidar etme imkanının kısıtlanacağı endişesine karşı “tiz bunları vazgeçirin” nobranlığı hangi cesaretin ürünü..?

Kuşkusuz ki AKP’nin en büyük başarısızlığı; ne faiz ne döviz, ne enflasyon ne bütçe açığı.
AKP’nin en büyük hayal kırıklığı; Mehmet Ağar ve onun korkuya sırtını yaslamış aklı ile, müttefik olmaktır.

Tarih AKP’ye öyle bir sınama cezası vermiştir ki, tek bir alan yoktur ki kınadığına dönüşmesin.

Rahmetli Oğuz Atay’ın “mış gibi yapanlarının ülkesinde, ‘Korkuyu Beklemekle’ mükellefiz” anlaşılan:
“Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır! dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.”

AKP’nin gerçek yüzü bizleri gelecekteki bilinmez belki çoktan öleceğimiz tarihlerde müreffehliğe layık görmesinden belliydi.
Oğuz Atay çok ama çok haklıydı.
Korkuyu bekleyen ülke, korkutan adam(lar)dan kurtulmadığı sürece, aynı kabusları yaşamaya devam edecekti.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here