Memleketimden Sürrealist AKP Manzaraları

1

Sürrealizmi sanatsal bir akım olarak bilirdik. 18 Şubat 2020’de ülkede yaşananları, konuşulanları ve ima edilenleri alt alta koyduğumuzda, sürrealizmin bir sanat yolu olarak değil siyaset metodu olarak da literatüre girmesi için ortada hiçbir engel bulunmuyor.

Türkiye’de gücünün zirvesinde olan iktidarın; neredeyse tüm destekçilerinin tek ağızdan “darbefobi” diyebileceğimiz psikolojik bir travmaya tabi izlenimi verdiği bir açılışla başlayan gün, ilerleyen saatlerde uzun süredir beklenen Gezi Davası kararı ile bambaşka bir hale evrildi.

Günün sonunda ise, reel bir başarısız darbenin hatırası ile beraat eden Kavala henüz tahliye olmadan gözaltıyla karşılaştı.

Bu özetin içine dış politikanın savaşla diplomasi arasındaki sarkacını, çöp kutularından yemek, eski giysi konteynerinden eşya toplayan yoksulluk manzarasını, artık ciddi bir sağlık sorunu haline gelen intiharları eklediğimizdeyse, bu surreel tablo daha da karmaşıklaşıyor.

AKP’nin ve onun arkasındaki geniş medya aparatının ülkeyi gerçeklikten kopartan bu panaromaya dair açıklamaları ise takipçilerin kafasını daha da karıştırıyor.

Dünya genelinde büyük oyunlar kuran ve kurgulayan iktidarın adeta her an bir gayrımeşru müdahaleye maruz kalabileceğine dair paranoyaya varan bir ruh hali ile yüzyüzeyiz.

Yerel seçimleri açık ara kaybetmiş olmayla yüzleşmekten ısrarla kaçınmanın yan etkisi olduğuna kuşku duymayacağımız bir paranoya bu. Seçimler en pratik ve güvenilir anketlerdir. 3 büyük şehirde 3-0 yenilen bir iktidar aslında eskisi kadar iktidar olmadığını iyi bilir.

Ortalama demokrasiler ve ortalama demokratlar bu tür seçim yenilgilerinde halktan tazelenme talep ederler.

Reklam

‘Bize bir bakın bakalım gerçekten yönetme konusunda yeterli tabana sahip miyiz?’ diye sorma ihtiyacıdır bu.

İktidarın 31 Mart seçimlerindeki yenilgisini 23 Haziran’da teyit etmesine karşılık ısrarla görmezden geldiği bu basit demokratik gelenek bir çok sorunu ve sıkıntıyı çözebilirdi.

İktidarın seçim kaybettiğinin farkında olmamasının arkasında, yazık ki kurulan medya düzeni en önemli müsebbib.
Varlığını iktidarla kovalent bağlamış sözde medyada kayıpların üzeri örtülmekte.
Yerel seçimin ciddi bir güvenoyu olduğu gerçeği hasıraltı edilmekte.

İktidarın varlığı ile asıl işlevi gerçeği bükmek olan medyalar kendi söyleyen ve kendi dinleyen bir fasit dairenin bütün özelliklerini bize gösteriyor.

Hukukun gözleri bağlı tanrıçasının elindeki hassas teraziye tekmeyi yapıştırmaktan geri durmayan bu anlayışın işine gelmeyen tüm gerçekliği elinin tersiyle itmekten kaçınmadığını artık anladık. ‘Gezi olmadı darbe verelim’ denilerek tahliyesi iptal edilen Osman Kavala’nın başına gelenleri tarif ise gerçekten müşkül.

Türkiye bir Dali tablosu kadar gerçekle bağını koparmış görünüyor.
Onun meşhur rüya tablosunun içinde kaybolmuş gibiyiz.
Birilerinin gördüğü rüyaları gerçeklik olarak hazmetmemiz bekleniyor.
Görülen rüyanın her bir karesinde karanlık ayrıntılar gizli.

İnsan doğasının sıkıntılı ve umutla bağını koparmış izlenimi veren derinlerinden gelen bir belirsizlik haline tabi olunması bekleniyor.

Seçimde yenilmiş iktidarların yapması gereken ya yolu değiştirmek ya da en azından güveni tazelemektir.
Her ikisini de yapmadan halkı ikna etmek demokratik bir tutum değildir, olamaz.

Reklam

Yargının kararlarına aleni bir biçimde müdahale ederek sonuç da alan iktidarın ve ona bu sürreel algıyı armağan eden medya aparatının yanıldığı en önemli husus gerçeğe müdahalenin gerçeği değiştiremeyeceğidir.

Herkesi bazen, bazılarını her zaman kandırmak mümkündür.
Herkesi her zaman manipule edebilen bir yetenek ise henüz dünyaya gelmemiştir.
Büyük olasılıkla gelmeyecektir.

Bu sürreel tablonun sözel ifadesini yapan hükümet sözcüsü oldu:
“Seçilmiş bir makamı terör örgütünün siyasi ayağı olarak nitelerseniz, milli iradeyle kavga etmeye başlarsınız.”

Bu sözleri AKP’den değil HDP’den duysak, aslında şaşırmazdık. Aynı sözcünün ‘Atatürk’ün vasiyeti ilga edilerek, Atatürk’ün hatırasına riayet edileceği’ ifadesi de en az bir önceki kadar Dali’yi andırmaktaydı.

Sonuçta 19 Şubat’ın başladığı saatler itibariyle Türkiye Dali’nin eserleri kadar sürreel.
Gerçekle derdi olanlar için sürreellik bir tercih olabilir. Sanatta sorun yaratmasa da siyaset ve sürrealizm arasında hiç de iyi bir akrabalık olmadığını itiraf etmek ve iyice anlamak lazım.

1 YORUM

  1. Bence dünle ilgili olarak ıskaladığımız bariz bir şey var, ben tek başıma bir birey olarak buradan ahkam kessem hadsizlik olur doğal olarak. Ama ülkemiz medyası da klasik milletimiz gibi 3 kuruşa 5 köfte peşinde koştuğundan olsa gerek ne araştırmaya ne aydınlatmaya prim vermiyor zira 5 kuruşa 3 köfte yeme ihtimalinin düşüncesine bile tahammül yok.
    Kimmiş bu Kavala aslında önce onu tanısak, neden medya sürekli bu adamı işliyor, manşetlere taşınıyor, köşe yazarları tarafından mazlum ilan ediliyor? Gezi olayları bir kaç ağaç bahane edilerek mevcut seçimle gelmiş meşru yönetime karşı bir ayaklanma girişimi değilmiydi? Ülkeye verdiği zararlar milyar dolarlarla ifade edilmiyormuydu. Diyelim ayaklanma başarılı oldu, ülkenin yarısının iradesini zor kullanarak gaspetme olmuş olmayacakmıydı. Bence azmettiriciler hangi kaygı ya da amaç birlikteliği olursa olsun katılımcılarla birlikte yargılanmalı oluşan tüm zararlar bu kişilerden katılımları oranında tahsil edilmelidir. Beraat etmesi zaten diplerde olan yargıya güveni daha da zedeleyecektir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here