“Menajerimi Ara” ile ekranlarda bir uyarlama dizi daha

1

     Seyirci yepyeni bir dizi ile daha buluştu. Star TV ekranlarında yer alan “Menajerimi Ara” sinema-tv endüstrisini ve perde arkasında yaşananları ele alıyor. Orijinal adı “Call My Agent” olan bu dizi Fransız yapımı uyarlaması. Menajerlerin, oyuncuların ve set çalışanlarının kamera arkası dünyasını yakından gözlemleme şansı elde ettiriyor bizlere. İzleyiciyi böyle değişik bir konuyla karşılaştırmasıyla ve benzer senaryolar dönüp duran dizilerden farklılığıyla dizi sektörü için orijinal ve umut verici olduğunu düşünüyorum. Sinema, tv işleri ile ilgili dizi yapılma konusunda boşluğu doldurma adına atılmış cesur bir adım.

     Radyo Televizyon Sinema eğitimi alan, sinema sektöründe çalışma hayaliyle İstanbul’a gelen genç kızın ve prestijli bir yetenek ajansında çalışan mernajerleri merkeze alıyor hikaye. Dicle (Ahsen Eroğlu) ’nin yıllar önce terkeden babası (Kıraç) menajerlerden biri. Sektörde var olmak için hiç sevmediği babasından iş istemek zorunda kalıyor Dicle. Aslında en büyük köpekbalığı kendisi olan Kıraç kızına burada yapamayacağını ve köpekbalıklarıyla vahşi bir sektör olduğunu anlatıyor. Burasının süperlig olduğunu vurgulayarak, kendi amatör ligine dönmesini söyleyerek tersliyor. Bu işin peşini bırakmayan Dicle, ajansta tesadüfen menajer Feris (Canan Ergüder) ile karşılaşıyor. Asistan arayışında olan Feris Dicle’ye şans veriyor ve mülakata alıyor. Mülakatta sinema kültürünü, bu alana gerçek tutkusunu gösteriyor. Medya endüstrisinde işverenin işçiye konuşmaları gibi tahmin ettiğimiz Feris’in repliği:  “Telefonun asla kapanmayacak. Sabahın dördünde arasam bile açacaksın. Hata içi, hafta sonu, bayram, yılbaşı dinlemem. Bazen aylarca izin yapmadan çalışırım, çalıştırırım. Eğer kendime vakit ayırmam lazım diyorsan hiç başlamayalım.”

    Feris kriterlerine uyan Dicle’yi işe alıyor ve şartlarını ekliyor: “Bir aylık deneme süresi. En ufak beceriksizliğinde kovarım, hiç de vicdan azabı çekmem. Gizlilik sözleşmesi imzalayacaksın. Ha bir de seni kovarsam ya da istifa edersen iki yıl başka bir ajansta çalışmayacaksın. Bu da olacak sözleşmende.”

Bu sözler karşısında sektörün acımasızlığıyla ilk defa karşılaşan Dicle bütün şartları kabul ederek gözü kara bir karakter olduğunu gösteriyor izleyiciye.

     Asistan kız rekabet dolu güç savaşlarının arasında kendine yer bulmaya çabalıyor. Dicle hırsı ve kararlılığıyla işine sarılıyor.

     Dizinin türü komedi-dram. Dram kopuk aile bağları ve ekonomik zorluklar içindeki Dicle’nin kendi ayakları üzerinde durmaya çalışması. Komedi ise oyuncuların yüksek egolarını, zayıflıklarını alaylı şekilde ele alması ya da menajerlerin aralarında atışmaları. Sırf dizi endüstrisine değil, birbirlerine de mücadeleleri esprili bir anlatım katıyor. Menajerlerin durumu kurtarmak için oyunculara yalanları da komedi unsuru. Ünlü oyuncuların dizide gerçekteki kimlikleriyle kendilerini oynamaları da diziye özgünlük, komiklik ve hareket katıyor. Ajansın “Ego” adı ile bazı oyuncularla güçlü bağı olan uygun bir gönderme yapılıyor. Oyun içinde oyun olması yani bu dizinin de kamera arkası olması ama senaryosunun da kamera arkasını anlatması komedi türünü yansıtıyor. Gündemdeki magazinsel konulara da değiniyor. Menajeri Barış (Deniz Can Aktaş)’dan dizide sevgili oldukları gibi gerçek hayatta da beraberlermiş gibi rol yapmasını istediğinde Barış’ın Dicle’ye repliği dikkat çekiyor: “Kameralar çalışınca başkası gibi olurum, oynarım. Ama, kendi hikayemi başkasına yazdırmam. Oyuncuyum ben, yalancı değil.”

     Oyuncuları, yönetmenleri, yapımcıları ve set çalışanlarını gerçekmiş gibi yansıtıyor dizi. Yoğun tempolu ve telaşlı hayatlarını izlerken dizinin içindeymiş gibi hissettiriyor. Oyuncularının doğal, samimi, oynamayan adeta yaşayan performansları seyircide gerçekçi duygu oluşturabilmesinde çok etkili. Etkilenmiş olmalıyım ki diziyi izlerken aklıma set deneyimlerim geldi. Dicle’nin bölümüyle ilgili okuduğumdan benim de hevesle merak ettiğim ve çalışmak istediğim yerdi dizi sektörü. “Menajerimi Ara” dizisini izlerken uyarlama konulu yüksek lisans tezimi hatırlattı bana. Metin analizlerim için röportaj yapmam gerektiğinde sektördeki önemli kişilerle Dicle (asistan kız) gibi çalışma fırsatım olmuştu. Dizilerin uyarlanması ile ilgili değerli yönetmen Kerem Çakıroğlu ile uzun sohbetler yapmıştık. Tezimin savunmasında gerekli olan röportajla ilgili desteğini ve bana yardımlarını unutamam. Tezimin konusu Dawson’s Creek’in Kavak Yelleri’ne uyarlanırken kültürel farklılıkların gözetilmesi ile ilgiliydi. Bu tür farklılıkları, kültürlerarası etkileşimleri açıklamada önemli bir isim olan Hofstede’in kültürel boyutlarıyla açıkladım. Aynı zamanda tezimin savunmasını Kerem Çakıroğlu ile yaptığım röportaja da dayandırdım. Yönetmen senaryoyu uyarlarken nasıl süreçlerden geçtiğini detaylı anlatmıştı. İlk bölümlerini kendisinin yazdığını, hazır “Dawson’s Creek” senaryosunun seyirciye sunulmadığını belirtti. Uyarlamaya dair makalelerden ve kitaplardan da araştırma yaparak bu röportajı yapmıştım yönetmenle. Kavak Yelleri dizisinde kültürel öğelere dikkat edildiğini görmüştüm. Yönetmen de senaryoyu yazarken bunları ön plana aldığını onaylamıştı. Hazır senaryoyu alarak, asla aynen kopyalamanın olmadığı, ciddi emek ve yaratıcılık gerektiği ile ilgili yorumlar bulmuştuk beraber tezim için. Uyarlarken seyircinin kabul edebileceği şekilde sahnelerin ve diyalogların Türk ahlak yapısına uygun hale getirildiği ile ilgili düşüncelerimi de onaylamıştı. İbrahim Kendirci röportajda dizideki karakteriyle ilgili Türk kültürünü göz önüne bulundurduğu için seyircinin benimsediğini söylemişti. Kerem Çakıroğlu ve İbrahim Kendirci’nin tezimin içeriğini donanımlı hale getirmek ve akademik alana katkı için sette ellerinden gelen özveriyi, her türlü desteği gösterdiklerini de unutamam. Tezimi yazdığım zamanlar Kerem Çakıroğlu “Rengarenk” dizisi için çekimlere başlayacaktı. Dizisinin konusunda da “Menajerimi Ara”’daki gibi oyuncuların kamera arkasında yaşadığı hayatlar gösteriliyordu. Çekimler için şehirden uzak, doğayla iç içe bir yer arayan yönetmen Kerem Çakıroğlu’na kooperatifimizin Urla arazisindeki ahşap modül projesinin fotoğraflarını gönderdim. Çok güzel göründüğünü söyleyerek, dizinin ekibinden olan yapım koordinatörü Engin Acuner ve sanat yönetmeni Tolga Pakman ile yerimizi görmeye geldiler.

Kooperatifimizde görsel iletişim uzmanı olarak çalıştığımdan medya ile ilgili işlerle ilgilendim. Görüşmelerle yerimizin çekimler için kiralanmasını sağladım. Yönetmen bana “Rengarenk” ekibinde rejide çalışma fırsatı verdi. Tam da “Menajerimi Ara” dizisinde gösterildiği gibi kamera arkası çalışanlarının yoğun temposuyla karşılaşmıştım sette. Çalışma saatlerinin ve şartlarının zorluğunu gözlemlemiştim. Dizinin sanat yönetmeni kamera arkası işini yurtdışında yapmamı tavsiye etmişti. Oradaki çalışma saatlerinin daha iyi olduğundan, Türkiye’deki dizilerin yurtdışına kıyasla gereksiz fazla uzun olduğundan bahsetmiştik. O sıralarda sektörde bu konuda oyuncular da sosyal medyada paylaşımlarda bulunuyordu. Önceki yıllarda başka bir setteyken de çalışma koşullarından yakınan yönetmen Şenol Sönmez bana set yerine akademik hayatı tercih etmemi önermişti. Hevesle çalışmak istediğim dizi sektörünün zorluklarını kamera arkası çalışanlarla beraber yaşayınca anlamıştım. Çalışma şartları çok zor olduğundan ve aileme vakit ayırmaya zamanım kalmadığından setlerden şimdilik uzaklaştım açıkçası. Bir gün dizilerin saatleri ve setteki ağır çalışma şartları değişir mi bilmiyorum ama umarım iyileşmeye yönelik adımlar olur.   

     “Menajerimi Ara” dizisine gelince Dicle (asistan kız) kaprisler, yüksek egoları ve iş arkadaşlarının birbirlerinin kuyusunu kazmaları arasında kalıyor. Bir taraftan da yardımını esirgemeyerek yanında olanlar da oluyor. Gerçekten de ben de sette kibirlisiyle de karşılaştım, alçak gönüllüsüyle de. Destekleyen de var, ayağını kaydırmak isteyenler de. “Menajerimi Ara” kamera arkasını anlatan diziler içinde sektörü tüm açıklığıyla, gerçekliğiyle anlatan tek dizi desem abartmış olmam. Yakaladığı güzel tempo sonraki yayınlanacak bölümlerde de düşmez umarım. Kamera arkası işleri hareketli olduğundan sürükleyiciliğinin oluşmasında kuşkusuz büyük bir etken. Durağanlıktan uzak ve merak unsuru var. Çekimlerin farklı mekanda geçmesi de canlılık katıyor. İyi bir sinematografi, şık dekorlar, iç tasarımda kullanılan renkler, oyuncuların kostümleri özenilmiş sinema filmi tadında çekimleri anımsatıyor.

     Dizide işlenecek Dicle (asistan kız) Barış aşkı hikayeye daha da hareket katacağa benziyor. Ayrı dünyalar temalı bir hikaye olacağı kesin. Barış zorluklar görmüş yoksul bir aileden gelen, fakat daha sonra yakaladığı şansla ünlüler hayatına sürüklenmiş biri. Etrafındakilerden tek gerçek ve samimi kişinin sadece Dicle olduğunu zamanla anladığında heyecanlı bir aşk hikayesi izleyeceğiz sanırım. Ünlü bir oyuncu ve hayata atılmış yeni bir asistan bakalım nasıl bir senaryo ile bir araya gelecek?

     “Menajerimi Ara” ve son yıllarda kanallardaki uyarlama diziler ile medya endüstrisinde dizi adaptasyonlarının öneminin büyük bir hızla artış gösterdiği görülüyor. Yeni bir senaryo yazmak yerine daha önce dünyaca ya da ülkece tanınmış bir sinema, dizi ya da edebiyatı uyarlamak tv endüstrisi açısından daha az riskli. Tezimdeki dizinin uyarlanmasında Amerikan yaşam stili ve Türk seyircisinin geleneksel kültürel değerleri arasında denge kurulduğunu görmüştüm. “Menajerimi Ara” uyarlaması da aynı şekilde kültürel yakınlık, küyerelleşme ve batılılaşma gibi kavramlarla doğrudan bağlantılı görünüyor. “Call My Agent” ve “ Menajerimi Ara” dizilerinin ilk bölümlerinden incelediğimde de yabancı versiyonunun Türk versiyonuna çevrilirken Türk kültürüne uygun hale getirildiğini fark ettim. Fransız yapımının senaryosunun ya da diyaloglarının uyarlanırken Türk ahlak yapısına uygun şekilde replikler yazılmaya dikkat edilmiş. Bazı sahneler atlanmış ya da Türk izleyicisinin yadırgamayacağı, kabul edebileceği şekilde düzenlenmiş.

     Ne zaman yabancı bir dizi Türkiye’ye uyarlansa, cast seçimi yabancı versiyonundaki oyuncuların yüzlerine benzer şekilde ayarlandığı dikkatimi çekiyor. “Menajerimi Ara”’da da benzeyen yüzler görüyoruz. Ancak, oyunculuk performansları benziyor diyemem. Bu bakımdan “Menajerimi Ara” daha başarılı bence. Daha inandırıcı, doğal, içten ve rollerinin hakkını vererek oynuyorlar. Duygusallıklarını ya da coşkularını yüzlerine daha iyi yansıtıyorlar. Buradan anlaşılıyor ki yabancı oyuncuları taklit etmeyerek, özgün performanslarını ortaya koyuyorlar. Türk versiyonunda çekimlerin kurgusu ve kullanılan dekorasyon daha dinamik görünüyor. Bütün bunlar karakterlerin arasındaymış hissi gibi izlemeyi ve gerçekçiliği sağlıyor.

     “Menajerimi Ara” sezonun iddialı yapımları arasında yerini alıyor. Kaliteli bir dizi, iyi oyunculuklar ve iyi bir senaryo. Kamera arkasını çarpıcı şekilde sektördeki ego savaşlarıyla, mücadelelerle, umutlarla, hayal kırıklarıyla anlatıyor. Büyük hayallerle işe başlayan Dicle (asistan kız) sektörde tutunabilecek mi? Sinemaseverler ve kamera arkasında çalışmak isteyenler, spot ışıklarının içindeki bu parıltılı dünyada neler olduğunu merak edenler için “Menajerimi Ara” doğru bir dizi seçimi.

Melike Bülbül

1 YORUM

  1. Her yeni dizide ne arar seyirci bilir misiniz?
    Bir Türkan, bir Kadir.
    Yada Kemal Sunal’ı geçebilecek, hem güldüren hem ağlatan yeni bir dost.
    Ömrümüz aramakla geçiyor hep, Peygamberimiz gibi bir sevgili, Atatürk gibi bir dahi.
    Tv’den mi çıkıp gelecek? Ben mi arayıp bulacağım bilemiyom.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here