Metafizik saçmalıkların erişilmez gizi

1

Hiçbir dava yoktur ki metafizik saçmalıkların erişilmez gizinden yararlanmamış olsun. 

Buna milliyetçi doktrin, din, komünizm ve hatta demokrasi kuramı bile dahildir.  

Birinden başlayalım: 

Örneğin milliyetçilik egemenlerin devlet şahsında tutundukları bir doktrindir. Amacı vatan sevgisi üzerinden bireyin devlete itaatini sağlamaktır. 

Bilirsiniz, birey bir tek vatan, millet denildiğinde heyecanlanmakta, verilen görevleri sorgulamadan bir emir olarak mütalaa edebilir duruma gelmektedir.  

Devlet, bu bireyi istediğinde hem emperyalist güçlere karşı kullanabiliyor hem de emperyalist emeller için.  

Bu yönüyle milliyetçi doktrin esas itibariyle akla hitap eder, ama kendisini elinden geldiğince metafizik söylemlerde ikame etmekten de geri durmaz, çünkü geriye metafiziğin o erişilmez gizinden de biraz almadı mı yol gitmesi kolay olmayabilir. 

Oysa milliyetçi doktrin faydacı bir kuramdır, merkezinde devlettin faydası vardır ve söylemleriyle her ne kadar insanların ruhuna hitap etse de o birilerin akıl ürünüdür. 

Yani milliyetçi doktrin ruhi güçlerden her ne kadar destek almaya çalışsa da bu onu fayda esaslı bir doktrin olmaktan çıkarmamaktadır ve metafiziğin o erişilmez gizlerinden güç aldığı sürece de bundan vaz geçmesi beklenemez. 

Eğer milliyetçi doktrin yalnızca akla hitap etseydi muhtemelen tutunmaz, oda diğer pek çok doktrin gibi insan bilincinin keskin sorgusu karşısında ezilir ve dağılırdı.  

Bu nedenle milliyetçi doktrin insan aklına hitap ettiği için bir ideal olmakla birlikte o bir amel mefkûresidir.  

Örneğin insanların çoğu komünizmin başarısını materyalist kuramın yalın gerçeklerine borçlu olduğunu düşünür.   

Bu doğru değildir, kaldı ki; “herkese emeğine göre, herkese ihtiyacına göre” sözü zaten metafizik bir söylemdir, merkezinde materyalist bir rasyonelcilik değil, metafizik bir inanç vardır ve komünist kuramın geçmiş başarısı da aslında o inançtan gelmiştir. 

Sonuçta komünizmde diğer din ve kuramlar gibi insanlara gelecek umudu üzerinden bir amaç vermeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyor, temelinden rasyonel kuramların olması bir farktır, ama zaten ona reel bir görünüm veren şeyde odur. 

Ama komünizmde diğer kuramlar gibi mücadele amacını ve gücünü bir inançtan alıyor ve tüm rasyonalist muhtevasına rağmen onu bir doğmaya dönüştüren şeyde aslında budur.  

Bu inancın insanlara gelecek umudu vermesi diğer doktrinler gibi komünizmi de bir idealle dönüştürüyor ve doğrusunu isterseniz tüm o rasyonalist savlarına rağmen onu başarıya götüren şeyde o metafizik saçmalıkların erişilmez gizidir.  

İnsanlar ideolojilerinin karşıtıyla özdeşleştirilmesinden hoşlanmayabilirler, ancak gerçek budur, kaldı ki bir davaya inanç yoksa başarma şansı da yoktur. 

Ne yazık komünistlerde din keşişleri gibi insanlara tasasız bir gelecek vaat ediyorlar. Bunu metafizik gizlerin saçmalıklarından değil de inşa edilebilir bir toplum modelinden aldıklarını söylemeleri yalnızca bir farktır ve zaten kuramsal temeli o farka dayanmaktadır.  

Komünistler gelecek utkusu için diğer doğmalardan farklı olarak insana inanmak istiyor; ancak tamda iş gelecek güzel günlerin hatırına o insanları bu günlerden vazgeçmeye ikna etmek olunca onu da diğer doğmalar gibi bir inanç, metafizik bir mefkure yapıyor. 

 Komünistlerin diğer doğmalardan farklı olarak insanlara sözünü ettikleri gelecek ileri nesillerin görebileceği uzak bir gelecektir ki bu, bu nesillerin başkaları için kendi hayatlarından vaz geçmelerine karşılık gelmektedir.  

Yani o gelecek uğrunda mücadele verenlerin değildir ve komünistler o gelecek için insanlardan bu günlerinden vazgeçmelerini istemektedirler. 

Bu kuşkusuz dinlerin insanlardan istediği fedakarlıktan öte bir inanç ve adanmışlık gerektiriyor ve doğrusunu isterseniz böyle bir adanmışlık için komünist ütopyadan biraz fazlası gerekiyor.  

Komünizmin en büyük zaafı reel olması, saf akıldan medet ummasıdır; oysa gelecek uğrunda mücadele verenlerin olmayacaksa hangi doğma bir insanın bugününü aydınlatabilir, onu onca fedakârlık yapmaya ikna edebilir? 

Komünistler burada bir ruhbandan daha inançlı bir şekilde “insanlık” diyor, ama kaçırdıkları şey şudur: insan kendisinin olmayacak bir gelecek için çalışınca bu günlerinin anlamını da kaybediyor ve günün anlamını kaybeden insan ise umudunu, yani yaşama gayesini kaybediyor. 

 Komünist ülkelerin mutsuz yurttaşlar ülkesi olmasının nedeni o umutsuzluğun aşılamamasından kaynaklanıyordu; zira “ben” yok edilmiş, her şey “biz” potasında eritilmişti. 

Gerçek ise şudur: “ben” yoksa “biz”de yoktur. 

Gerçekte sormak gerekir; kim insanlara kendilerinin olmayacak bir gelecek için bugünlerinde vazgeçmelerini isteyebilir ki?  

Muhtemelen “ruhbanların yaptığı bu değil mi” diyeceksiniz; kesinlikle öyle, ancak en azından o ruhbanların vaz ettikleri gelecek o insanların kendi geleceğidir.  

Dinler belki öte bir dünya için uzun bir mükâfat listesi sıralıyor, ama en azından her kişiye kendi emeğinin mükâfatını taahhüt ediyor.  

Peki komünizm onca fedakârlığı ne için istiyor? 

Elbette gelecek nesiller için istiyor, ama sorun şu ki, geleceği daha bugünden başkalarının olanlar, yaşama heyecanını bugünden kaybediyor, mutsuz birer ruha dönüşüyor.  

Bu mutsuz ruhlarla -komünistlerle- çalışmış biri olarak sormak hakkım olmalı; kim geleceğe kefil olabilir ki?  

Belki “Dinlerde tam olarak bunu yapıyor” diyeceksiniz; ama dinler saadeti öte bir dünyada arasa da insanların elinden gelecek umutlarını almıyor, aksine hem o umudu veriyor hem de onlara ilerde ne olacaklarına dair sorularının cevaplarını veriyor.  

Evet, din erişileceğini umduğu öte bir dünyanın saadetiyle ruhların yatışmasını sağlarken egemenlerin menfaatlerine -isteyerek veya istemeyerek- hizmet ediyor. Ki dinin sosyal evrimine bakıldığında bu menfaate hizmet etmekten başka bir şey yapmadığı da ileri sürülebilir, çünkü iktidar gücü yalnızca dinlerle değil, hiçbir davayla bir uygunluk arz etmiyor. 

Komünizm dinlerden farklı olarak saadeti bu dünyada aramakla aslında isabetli bir çıkış yapıyor, çünkü bugünden vaz geçenin bir yarına sahip olması en saçma doğmanın mantığına bile hizmet etmiyor; kaldı ki bu vaz geçiş dinlerinde en zayıf karnıdır, çünkü egemen olana istediği her şeyi yapması fırsatını tam olarak bu vazgeçiş veriyor; ancak ne var ki dinlerde olduğu gibi komünizmde güçle buluşunca şirazesinden çıkıyor, aradan sıyrılan bir grup diğer insanları iktidarlarının rehinesi durumuna getiriyor.  

1 YORUM

  1. Sayın İbrahim bey;
    yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum, çok başka alemlere açıyorsunuz bizleri. Bu yazınızda
    “Buna milliyetçi doktrin, din, komünizm ve hatta demokrasi kuramı bile dahildir.” demişsiniz ama demokrasiden bahis yok. Merakta kaldık, cevap bekleriz doğrusu. Saygılarımla iyi çalışmalar,

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here