Mide İlaçlarının Hayatımızdaki Vazgeçilmez Yerleri

0

1960’lı yıllara kadar mide ülserleri ile mücadelede geçici çözümler ile idare eden tıbbi çevreler, 20 yıl içinde iki ayrı güçlü ilaç keşfetmiştir. Önce cimetidin/ famotidin  (Histamin 2 reseptör blokerleri) ile oldukça başarılı sonuçlar elde etmiş; ardından da 1980’lerin başında omeprazol (proton pompa inhibitörleri) keşfi ile mide- barsak ülserlerinde çağ atlanmıştır.  Asit yoksa ülser de yoktur prensibi, günlük tıp literatürüne girene kadar, ne işe yaradığı, nasıl fayda sağladığı bilinmeyen tedaviler ile adeta zaman geçirilmiştir. Düşünsenize, 20 yy. başında mide ülserlerinin esas nedeninin dominant, baskıcı anneler olduğu konusunda hemfikir bir toplum vardı…  

Bugün, dünyada en çok satılan ilaçlardan birisi olan proton pompa inhibitörleri (PPI) üzerinde durmaya çalışacağım. Amerika piyasasındaki ilacın ticari değeri 3 milyon dolara yaklaşmış durumda ve önümüzdeki beş yıl içinde %5’e yakın bir artış beklenmektedir.

PPI’ların uzunca bir zamandır mesane kanseri yaptığı, mide endokrin kanseri riskini arttırdığı üstünde duruldu. Eldeki bilimsel veriler, fil dozu kullanan farelerde, uzun yıllar sonrasında mesane kanseri riskini arttırabileceğini söylerken, mide endokrin kanserleri ile ilgili direkt bir ilişki ise hiçbir zaman bulunamadı. Midede yer alan bazı endokrin fonksiyonu olan hücrelerin büyümesi ise kansermiş gibi suistimal edildi.

“Mide asidi sindirim için gereklidir, mide asidini yok etmek insana ihanettir!” hashtag’i ile sosyal medyada gezinen sözüm ona bilim insanları, komplo teoricilerine taş çıkarttılar, uzun yıllar boyunca. İnsanın modern hayattaki koşuşturmacasının, dengesiz ve düzensiz beslenmesinin,  endüstriyel ürünlerden oluşan ürün tüketmesinin, hareketsiz yaşamın her türlü sonucu mide ilaçlarına kesildi umarsızca.

Bilim ne yaptı peki? Çalışmaya devam etti elbette. İlaçları kullanan insanlar üzerindeki etkilerini inceledi, veri üretti (Faz 4 tıbbi çalışma). Mide asidinin gereğinden fazla baskılanmasının sadece sindirim sorunlarına yol açmadığı gösterildi. Aynı zamanda vücutta bakterilere karşı ilk savunma mekanizmalarından birisinin mide asidi olduğu anlaşıldı; gereksiz ilaç kullanımının önüne geçin, yoksa hastanede yatan yoğun bakım hastalarında zatürre riskinin artacağı uyarıları yapıldı. Hatta son çalışmalara göre COVID-19 ilişkili sorunların ve ölüm riskinin bile PPI kullanımı ile daha yüksek olduğu görüldü.

PPI’lar ilk piyasaya sunulduğu zaman kısa süreli kullanım öngörülüyordu. Oysa insanlar ne yaşam stillerinin değiştirdi, ne de ağrı kesici bağımlı bir topluma dönüşmemek için çaba sarf etti. Sonuç olarak, on yıldır kesintisiz PPI kullanan hastaların sonuçları bilimsel tıp literatüründe paylaşılmaya başlandı. İşte bu çalışma sonuçlarına göre, uzun süreli mide ilacı kullanımı, özellikle kemik erimesi (osteoporoz) riski yüksek kadınlarda, kemik erimesine bağlı kırık riskini arttığı tespit edildi. Yani, uzun süreli PPI kullanan kişilerde kemik erimesine karşı ek önlemlerin alınması gerekliliği anlaşıldı.   

Mide asidinin varlığı, diyetten aldığımız gıdalardan B12 vitamini elde etmek için de olmazsa olmaz. Yani, gereksiz bir şekilde uzun süreli PPI kullanımı ile B12 vitamini eksikliği ortaya çıkıyor ki, unutkanlıktan ellere veya ayaklara kadar uzanan sinir uçlarında hasara, derin kansızlık (megaloblastik anemi) sorununa kadar çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Ben yeterince et ve süt ürünü tüketiyorum deseniz de, mide asidiniz yetersiz ise maalesef vitamin dengesizlikleri ile de uğraşmak zorunda kalacaksınızdır.

Hazımsızlık, şişkinlik, karında gaz sorunu yaşıyorsanız, barsak düzeniniz bozulmuş ise, kullandığınız ilaçlar arasında mide adisine etki eden ilaç var mı diye bir kez daha bakmanızda fayda vardır.

Peki, gelelim bugünkü sorumuza! Bunca sorunlara yol açan PPI’lar neden bu kadar yaygın kullanılmaktadır? Her eve bir şekilde mutlaka girmiştir desem yanılmam sanırım…

Birincisi; mide ekşimesi dediğimiz olay, öğünlerden sonra görülen fizyolojik bir durumdur; ama geçici, yani kısa süreli olmalı ve her öğünden sonra da görülmemelidir. Bazen yemeği fazla kaçırırsınız mide yanması olur; bazen acı, baharatlı yiyecekler veya gazlı içeceklerden sonra görülür. Yani, her mide ekşimesi veya yanması, ilaç alınmasını gerektirmez. Yedikten sonra bedenimizi dinleyip, bedenimizin neyi sevip neyi sevmediğini ortaya koymak daha faydalıdır! Biraz kolaycılığa kaçmış durumdayız insanoğlu olarak…

İkincisi;  özellikle iş ortamlarında, fabrikalarda, toplu hazırlanan yemeklerde kullanılan kalitesiz malzemeler nedeniyle de sorunlar ortaya çıktığı görülmektedir. Her ürünün fabrika üretimi olmasının doğal sonucudur bu. Özellikle son yıllarda glüten içeriği çok artmış unlu ürünlerin, artık mide barsak sistemimize ağır gelmesi çok normaldir. Bunun yanında, tamamen glütensiz beslenmenin, çölyak hastaları ve glüten hassasiyeti olan bir grup dışında bir yararı olmadığı da bilimsel çalışmalarca ortaya konmuştur. GDO’lu ürün tüketince midesi yanan veya hazımsızlık yaşayan görmedim; olayı başka taraflara çekmeyelim; ama benzer sorunların köy hayatı yaşayanda da görülmesi, bize sorunun tek kaynağının doğal beslenip beslenmeme olmadığını, ama önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Yani, ağızdan neyin girdiğine dikkat edelim, bu sayede mide ilaçlarına ihtiyacımız kalmaz…

Üçüncüsü; sigara ve alkol, mide ve barsak sorunlarında başköşede oturmaktadırlar. Her ikisi de midedeki koruyucu mukozanın ortadan kalkmasına yol açmaktadır. Vücuttaki hiçbir hücre asidik ortamda yaşayamazken, mide hücreleri nasıl yaşıyor, hiç düşündünüz mü? Midenin iç kısmında mide hücrelerini koruyan bir mukoza var ki, asit zarar vermesin. İşte, sigara, alkol, ağrı kesiciler ve damar hastalıkları, bu mukozanın hasarlanmasına yol açmaktadırlar. Pasif sigara içiciliği de buna dâhildir, unutmayalım… Yani, mide ilaçlarına savaş açmadan önce, bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçmemiz daha önemlidir.

Dördüncüsü; obezite… Dünyada açlıktan ölenlerden çok aşırı yemeye bağlı sorunlardan ölenlerin olduğunu okuyunca irkilmeden edemiyor insan! Aşırı tüketim, sadece kalın barsaklardaki kötü bakteri oranını arttırmıyor veya şeker kalp hastalığı riskini arttırmıyor; aynı zamanda mide barsak sisteminin aşırı zorlanmasına ve reflü gibi hastalıkların ortaya çıkmasına da yol açıyor! Yani, biraz kilo verin, reflü nedeniyle bir türlü kesemediğiniz ve bağımlı hale geldiğimiz mide ilaçlarından da kurtulmuş oluruz! Bir de, yatmadan önce 2-3 saat boyunca yemek yememe alışkanlığı kazanmak, emin olun hayatınızda dönüm noktası olacaktır.

Beşincisi; biz ne kadar yukarıda sırladıklarıma dikkat etsek de, inişiyle ve çıkışıyla ünlü bir hayat yaşıyoruz. Stresten tamamen kurtulmayı kim başardı, ben bilmiyorum. 

Yani demem o ki, bir şekilde PPI’ları kullanacağız. Kullanacağız ki, artık hastalarımızı mide ülserlerine bağlı kanamalardan veya mide delinmelerinden acil ameliyatlara almak zorunda kalmayalım! Ülserlere bağlı komplikasyonlardan hastaları kaybetmeyelim. Eskiden cerrahların günlük ameliyatları arasında olan mide ülseri ilişkili cerrahiler, artık çok nadiren yapılıyorsa bu PPI’lar  (ve tabii ki H2 reseptör bloker’leri) sayesindedir.

“Ağızdan giren her ilaç, bir kimyasaldır!” prensibini unutmayalım. Dikkatli olalım elbette, ama bilimsel veriler ışığında gerekli durumlarda, sınırlı süre ve dozlarda mide asidini baskılayıcı ilaçlara hayatımızda yer açalım. Siz üstünüze düşeni yapın ki, kimse de size tekrar tekrar PPI reçete etme kolaycılığına kaçamaz olsun…

Sağlıkla kalın

Önceki İçerikBel çevresi yağlanmanız kortizol yüksekliğinden olabilir!
Sonraki İçerikİslam’da Yönetim/Hükümet Biçimi
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here