Milleti duyan yok

3

Bizler ne yazık ki hâlâ şu yüzyılda tartışma sanatının inceliklerini öğrenememiş bir toplumuz.

Bir konu hakkında fikrimizi bildirirken enerjimizi problemin nedeni, niçini, nasılı ya da çözümüne odaklamak yerine kendimizi birdenbire didişmeciliğin ve çekişmeciliğin arsız lügatini okurken buluveriyoruz.

Düşüncelerimizi açıklarken elden geldiğince ince ve nazik bir üslup kullanmak şöyle dursun; damarımıza basıldığı anda gözü karartıp, işi cazgırlığa vardırmamız ise an meselesi.

Bizim de bahtımıza uzlaşılmaya çalışılan konuyu çözmek yerine kışkırtıcılık, manipülasyon, kindarlık, dindarlık ve envayi çeşit yalan dolan çıktı. Amaan olsun.

Son zamanların en moda ruh durumu: Kendin çal, kendin oyna.

Dinlemek zorunda kaldığımız artık Allah ne verdiyse upuzun, bomboş lakırdılar ardından düğüm çözülmediği gibi günün sonunda cepte başa çıkmamız gereken bir dolu sorunumuz daha oluyor. Hep kazanmak olmuyor. Bu sefer kaybeden kaybedene!

Bir bakıyorum sağdan soldan kurşun yiyip yiyip bir türlü ölmeyen Cüneyt Arkın misali kafa tutup, direniyorum hayata. Bir diyorum “Ya sabır!” çek.

Ne sihirdir ne keramet. Ortada kuyu var yandan geç.

İletişimden anlayan, akıllı insanlar kişilerin ne söylediğine değil, ne yaptığına bakar. Ve ummadığınız taş baş yarar.

Uzun yıllardır bizi yöneten seçilmiş isimlerin dini kendi çıkarları, dünyevi emelleri için kullanırken İslamiyet’e ne kadar çok zarar verdiğine hep birlikte şahit oluyoruz. Artık toplum içerisinde deist olduğunu beyan edenlerin oranı gün geçtikçe artıyor.

İnsanların din deyince tüylerinin diken diken olmasının nedeni milletten oy devşirmek için eline Kur’an-ı Kerim’i alarak meydanlara çıkandan, esnaf, işçi, madenci maddi sıkıntılar içinde inim inim inlerken bunlara en duyarlı davranması beklenen bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kargı koyunda denize nazır yaptırdığı külliyenin maliyetinin şimdiden 100 Milyon’u aşmış olmasının da payı olabilir mi?

Ya da AKP’nin Başkent Ankara’da yapmış olduğu milyarlarca dolarlık batık yatırımlar mı insanları çileden çıkaran?

Kim bilir!

Nasıl olsa duymayacaklar ama biz gene de seslenelim: Eyy Milleti yönetmek için bir taraflarını geyik derisi yumuşacık koltuklara yaslamış, sırtı pek, karnı tok bir grup insan!

Artık dilimizde kulaklarımıza çalınmaz olmuş fakat bir zamanlar ağızlardan düşmeyen bir sözümüz vardı. Pek inanıyorsunuz ya! O zaman deyiverin bakalım.

Hani, “Hak deyince akan sular dururdu!”

Hak dendiğinde öylesine derinden sarsılıp, her ne hâl üzerindeysen kendimizi öyle bir huzur ve huşu içinde toparlamaz, adeta içimizde bir asker ayağa kalkmaz mıydık?

Bu durum sadece yaşayana değil cihanın dört bir tarafına zuhur etmez miydi?

Hak varsa orada vicdan var, merhamet vardı değil mi?

Çözemiyorum, acaba büyüklerim bana bazı şeyleri yanlış mı öğretti?

Yaralı ruhumuzdan bir delik açıp örseleye örseleye içimizden söküp aldığınız özgürlük, umut, hukuk, adalet, cesaret, inanç gibi yoksa şimdi de tutunacak tek dayanağımız olan Rabbimize mi göz diktiniz?

Çünkü insanın içinden siz kime inanıyorsanız, ben ona inanmıyorum demek geliyor da o bakımdan.

Eğer bir insanın içi Yaradan’a ait olan güzelliklerle dolu olsa milletinin şu zor zamanda çektiği azaptan bir nebze olsun etkilenir, sorumluluk duyar gibime geliyor. Çocuk gibi elini göğsüne sürüp sürüp “Oh işte, oh işte” diye göbek mi atar?

Köy meydanındaki dibek taşına çıktım. Boğazım yırtılırcasına, damarlarım patlarcasına bağırıyorum.

10 Aralık günü Samsun’un Canik ilçesinde avucunun içine iş – aş yazarak kendini İMKB Anadou Lisesi önünde boynuna bağladığı iple asarak intihar eden Metin (45) kardeşimin, ailesinin, çocuklarının, sevdiklerinin sizden geri alacağı bir hayat var. Daha önünde yaşanacak güzel günler varken gencecik bir yaşta ölümü seçen bir insanın çaresizliği, acısı, çilesi hepimizin boynuna geçirilmiş görünmez bir urgandır. Çöz çözebilirsen!

Ne diyebilirim ki… Sözün bittiği yerdeyiz. Bu millet benim gördüğüm ve inanıyorum ki görebileceğim tarihinin hiçbir evresinde böylesine hor görülerek ve hoyratça, ufuksuz ve vizyonsuz bir biçimde yönetilmedi.

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki sözün söylendiğinde itibar edilecek bir itibarı dahi kalmamıştır.

Pandemi dönemi, ekonomik kriz derken geldiğimiz süreçte birçok insan işsiz kalmışken, vatandaş 20 liralık faturasını bile ödeyemiyorken, cebinde bebeğine mama alacak parası yokken başımızdakilerin TBMM kürsüsüne çıkıp aralarında Hacivat’la Karagöz misali atıp tuttuğu gölge oyunlarına hepimiz ‘benim karnım tok” deyip boş geçiyoruz. Ciğerparem, milleti duyan yok.

TBMM kürsüsünde konuşan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın AKP sıralarına seslenerek “Millet aç deyince hoplamayın. Arkadaşlar millet aç, perişan. Evet, herkesin midesine bir şey giriyor; kuru ekmek giriyor.” sözlerine AKP Denizli Milletvekili Şahin Tin, “O zaman aç değil demek.” yanıtını vermesi ise ne denli bir terbiyesizlikle karşı karşıya kaldığımızın kanıtı gibi.

Ağzından çıkan lafın nereye gideceğini bile kestiremeyen bir takım insanlar kalkmış bu ülkenin geleceğini belirliyor. Del oldum. İsyanlardayım!

İş yapıp, sorun çözmek yerine halktan kopuk bir bakış açısı ile yeter ki bir topluluğa aidiyet ruhunu korusun da ötesini berisini incelemeden, sorgulamadan sallabaşı al maaşı zihniyeti ile ülke yönetenler o meclis sıralarını doldurduğu müddetçe içinden geçtiğimiz bu kritik süreci az hasarla, zarar ziyansız atlatmamız mümkün görünmüyor.

Görünen o ki ortada ağır bir hasta var. Ve bu hastanın iyileşmesi için genel başkanından, milletvekiline, işçisinden, öğretmenine, berberinden, fırıncısına, beyaz yakalıdan, mavi berelisine kadar hepimizin dehşetle irkilip sormamız gereken sorular var.

İçimizde meydana gelen çürümenin sorgulanması ve dur denilmesi için yapılacakların ivedilikle yapılması gerekiyor diye diye dilimizde tüy bitti devletimiz ancak 10 ay sonra esnafa arka çıkmaya hazırlanıyor. Hiç yoktan iyidir. E bu da bi’şey deyip gene kendimizi şükre gömüyoruz. Öldürmeyen Allah öldürmez.

Artık sığ düşünceler ve derme çatma çözümlerle değil her durumun incelikle ele alınıp, çözüme ulaşması gereken bir zaman.

Toplumu oluşturan her bir bireyin şu adamsendecilik hastalığından sıyrılıp aklını, fikrini, emeğini, maharetini neyi varsa işte onu tam anlamıyla ortaya koyması lazım.

Evet, biliyorum birinin elimizdeki kıt kanaat imkânlarla bu zor günlerde ülkedeki cılız, ses getirmeyen şu yandan yemiş seferberlik halinden neyin ucundan tutarak geçeceğimize yol göstermesi gerekiyor.

Benim pandemi sürecinde duyarlı davranmaktan, kendimce iki satır yazı çızıktırıp, bu ülkenin hangi meselesi olursa olsun ehlinin eline geçmesi ve üzerinde serpili olan ölü toprağını havalandırıp dağıtması için dua etmekten başka yapabileceğim birşey yok.

Merak ediyorum, sizin ne fikriniz var?

3 YORUMLAR

  1. Bu dönemde toplumsal cinnet hali yaşadığımızı düşünüyorum, azgın bir güruhla beraber uçuruma doğru hızla yol alıyoruz. Umarım son dönemece girmeden bu feleketin önüne geçebilirsek ne alâ yoksa hep beraber ızdırabını uzun yıllar boyunca unutamayacağımız bir felakeketi nesiller boyu yaşayacağız.

  2. Benim pandemi sürecinde duyarlı davranmaktan, kendimce iki satır yazı çızıktırıp, bu ülkenin hangi meselesi olursa olsun ehlinin eline geçmesi ve üzerinde serpili olan ölü toprağını havalandırıp dağıtması için dua etmekten başka yapabileceğim birşey yok.
    Bunu yapabilmek bile çok güzel…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here