MİT TIR’ları davasının sonuçları

5

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, “Adana ve Hatay’da MİT’e ait TIRların durdurulmasına” ilişkin davayı önceki gün karara bağladı.

54 sanık yargılandı ve toplamda 120 yılın üzerinde hapis cezası çıktı… Sanıkların hemen hepsi “Örgütsel faaliyet ile bu eylemi gerçekleştirdikleri ve FETÖ üyesi oldukları”na yönelik suçlarından dolayı cezaları infaz edilmek üzere tutukevlerine gönderildi.

Bu durumun üç farklı bakış açısı vardır aslında. İlki; FETÖ denilen örgütün yıllardan beri devletin “İstihbarat Örgütüne” oluşturduğu engel ve bu engelin varlığı kabul edilmiştir. İkincisi; “Devlet içinde devlet” kavramının ülke bağımsızlığına – bütünlüğüne ve bu amaç ile çalışan kurumların -operasyonel olarak hareket kabiliyetine- vurduğu gemin ortadan kalktığı resmileşmiştir. Üçüncüsü; bu amaç ve idea ile çalışan kurumların -operasyonel hareket kabiliyeti- oldukça rahatlamış, genişlemiş ve gizlilik derecesi bakımından daha da psikolojik olarak esnemiştir.

Devlet içinde bir devlet organik olarak nefes alıp verirken, sizin yapacağınız “Gizli” ve/veya “Çok Gizli” operasyonları, bu organik illegal devletten saklamanız mümkün değildir. Çünkü onlar her yerdedir. Her köşe tutulmuş, her odaya yerleşmiş hatta her evrak bir kere gözlerinin önünden geçmektedir. Böyle bir operasyonu yönetirken, siz o devlet içindeki diğer devletle öyle ya da böyle çıkarlarınız çatıştı mı, örgütsel olarak hareket eden yapının üst taşlarından alacakları emirle bu operasyonunuz çok kolay manipüle edilebilirdi. “Adana ve Hatay’da MİT tırlarının durdurulmasına” yönelik düzenlenmiş operasyon kesinlikle bu sebeple ortaya çıkmıştır. Bir şekilde, gerçek ve geçerli devletin, o devlet içindeki diğer illegal devletle çıkarları çatışmıştır. Buna dershaneler deyin, gazeteler deyin, bankalara el koyma deyin. Ne derseniz deyin. Bu çıkar çatışmasında “etik ve devlet terbiyesinden” uzak kalmış illegal örgütün sizin aleyhinizde yapacağı çirkinliklerin bir limiti olmayacağı gibi, ülke çıkarları adına düzenlenmiş olan “MİT Tırları Operasyonunda” -Devlet görgüsünden- uzak bir bakışla düğmeye basmışlar ve kendilerince “Madem öyle işte böyle…” diyerek son derece amatör – öfke tabanlı ve üçüncü sınıf intikam dürtüleriyle hareket edilmiştir. Sonuç ortadadır.

Uzun bir süre istihbarat faaliyetleri sonucu düzenlenmiş, hazırlanmış ve organize edilmiş bir operasyon, sizin dershaneler – bankalar – gazeteler gibi gelir geçer konular yüzünden kızmış – öfke nöbetlerine girmiş “illegal örgüt”ün manipülasyonu ile sonlanmıştır.

Yapılan zararın, oluştuğu enkazların ya da kişi ve kurumlarda meydana gelen sorunların üzerinde duramayız. Nitekim bilemeyiz de. Ancak; bu “zarar listesinin” hiç de öyle küçümsenecek miktarlarda olacağını sanmıyorum. Aylara – yıllara tezahür eden bir çalışmanın “amatörce” yıkılması farklı bir konudur, “Sebep – sonuç” ilişkisini düşünerek “hasar raporu” çıkarmak bambaşka bir konudur.

Şu da insanın aklına gelmiyor değil: Uzun yıllardır bir tabela şirketi gibi, tek derdi; bürokratların harcamaları – eşlerinin başlarının kapalı olup olmadığı ile ilgilenen bir istihbarat örgütünün, son 3-4 yılda (15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha da belirgin bir şekilde) muazzam operasyonlara imza atması, dünya Listelerinde hızla üstlere tırmanması ve gerek “Obserbiyonaj – Kontrespiyonaj” gerekse operasyonel olarak dikkat çekmesi acaba bu “devlet içindeki devletin” temizlenmesine bağlı olabilir mi? Peki ya bu “İllegal Örgüte” hiç izin verilmeseydi? Sadece MİT’te değil devletin diğer tüm kurumlarına girmelerine engel olunsaydı? Evet, herhalde sizin de aklınıza aynı çılgın soru geliyor; “Şu an nasıl olurduk?”

MİT örneği güzel bir başlık olabilir aslında… 15 Temmuz’dan önce futbol kulüplerinin telefonlarını dinleyen, kayıtlar yapan, bürokratların harcamalarını raporlayana, “kimlerin kendilerinden, kimlerin karşı taraftan olduğunu” tespit eden bir örgütken, 15 Temmuz “Devlet içindeki Devletin ayıklanma operasyonundan” sonra nasıl bir ciddi istihbarat teşkilatına döndüğü net bir şekilde gözükmüştür. Belli olmuştur. Buna şüpheye de gerek yoktur!

İşte dün gerçekleşen dava, aslında sadece “Hatay ve Adana’da MİT tırlarının durdurulması” davası değil, işin bu kadar basit kalmadığının bir davasıdır. Artık MİT, “kendilerinden olup olmayanın” derdinde değil; ülke bağımsızlığı – bütünlüğü ve yurt içi / yurt dışı çıkarlarının korunmasını amaç edinmiş bir istihbarat teşkilatı olduğunun kesinleştiği bir davadır.

Hepimize hayırlı olsun…

5 YORUMLAR

  1. Şu muazzam operasyonlar neymiş acaba bir öğrenebilsekde gururlansak.
    Bu arkadaş kim acaba ne kadar da bilgili.
    Devlet bilgilerine ne kadar da vakıf.
    Mesela şu an ülkemizde bulunan Suriyelilerin ne yaptıkları nerede yaşadıkları hakkında da bilgi verse iyi olur.
    Bu durum ülke güvenliğimiz için sorunlumu değilmi
    Milli istihbarata bu kadar vakıfsa en kısa zaman da kalbimizi ferahlatan bir yazı bekliyoruz.

  2. Merak ettim Serkan Yıldız Bey de Emevi Camiinde namaz kılındığında gazi fatih ünvanı ile ön saf cemaatinde mi ser mahfilde mi saf tutacaktı.
    Bir milyon suriyelinin katledilmesi de şu Suriye ülkesini İsrail’in emelleri ve güvenliği için Bop Eş Başkanı ve kapı kullarınca iç savaşa sürüklenmesi neticesinde değilde iki tırın durdurulması ile mi olmuştur?
    Çok derinlikli tahlil yapan yazarımız bizi aydınlatsa lütfen!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here