Mitinglerde kaç bin kişi vardı? Partilerin derdi bu. Oysa siyaseti de etkileyen bir devrim yaşanıyor…

0

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Mersin’de, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Siirt’te düzenledikleri mitingler gündeme damga vurdu.

Hangi miting daha çok ilgi gördü, hangisinin kalabalığı daha fazlaydı, merak konusu.

Rakip saydığı partinin mitingine katılan kalabalığın kendi mitingine ilgi gösterenlerden daha az olduğunu özellikle AK Parti bilmek ister gibi.

Mersin valiliği CHP mitingine katılanların 21 bin kişi olduğunu açıkladı.

Siirt valiliğinden herhangi bir açıklama gelmedi. 

Kulağım bu ağız dalaşında, gözüm ise belleğimden eski görüntüleri çıkartmakla meşgul.

En kalabalık mitingleri hep iktidar partileri yapar.

Devletin memurları, iktidarla yakın durmak gibi bir dertleri bulunan patronların fabrikalarının işçileri muhalefet partilerinin mitinglerine gidemez de ondan…

Cumhuriyet’i kuran parti olmakla iftihar eden CHP’nin, kaybettiği ilk seçimin (1950) öncesinde İstanbul’da düzenlediği miting kalabalığının muhteşem olduğunu siyasetle ilgili kitaplardan biliyoruz.

O yıllarda İstanbul valisi olan Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, aynı zamanda belediye başkanı ve CHP il başkanıydı. Sempatikti, boyu kısa olduğu için kendisi hakkında “Mini mini valimiz, ne olacak halimiz?” türü tekerlemeler icat edilmişti. 

Psikiyatri hocası olan Gökay, Saraçhane’de düzenlenen mitingin kalabalığını, CHP genel başkanlığı sıfatına da sahip Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye, kürsüden mitinge katılanları eliyle göstererek, “İşte Paşam İstanbul” sözleriyle hatırlatmıştı.

Seçimde İstanbul halkı CHP’ye değil rakip Demokrat Parti’ye oy verdi.

Demem o ki, miting kalabalıkları fazla önemli değildir.

İlk kez mitinglere 1957 seçimi öncesinde götürüldüğümü hatırlıyorum. 1960’da, ihtilalden az önce, İzmir’de, iktidardaki DP’nin düzenlediği mitingin kalabalığını, babamın omuzu üzerinden hayretten açılmış gözlerle izlediğimi bugün gibi hatırlıyorum.

Partiler arası rekabet zirvedeydi ve İzmir halkı Başbakan Adnan Menderes’e olan hayranlığını mitinge koşarak göstermişti.

Sonraları Adalet Partisi’nden yerel siyasete katılmış, 10 yılı aşkın il genel meclisi üyeliği yapmış olan babam, kendi partisi yanında bir başka partinin mitingine daha ilgi gösterirdi. 

Osman Bölükbaşı’nın genel başkanı olduğu partinin…

Bölükbaşı’nın yaşım küçük olduğu için bazısını anlamakta zorlandığım fıkralarla bezediği konuşmasını dinlemek için mitingin düzenlendiği meydana koşmuş olanlar, sandık başına gittiklerinde, oylarını yine kendi partilerine verirlerdi. Bu yüzden olacak, Bölükbaşı, konuşmasının bir yerine “Biliyorum, beni dinlemeye geldiniz ama yine bildiğinizi okuyacaksınız” eleştirisini sıkıştırmaktan kendisini alamazdı.

Vefatından hemen önce, Ankara’daki Bayındır Hastanesi’nde yatarken ziyaret ettiğimde, ilk kez bitkin halini müşahede edeceğim Osman Bölükbaşı, mitinglerinde hep bir siyaset aslanı gibi görünmüştür gözüme.

Her seçimde tek başına oradan oraya mitingler düzenleyip partisine grup kuracak kadar milletvekili çıkartmayı başaran Bölükbaşı’nın, her adayından “Partimden ayrılırsam” diye başlayan bir yazılı yemin aldığı bilinirdi.

O yemin bile partili milletvekillerinin iktidar partisine kaçmalarını engellemeye yetmezdi.

Bu sebeple, “Benim sinem Karacaahmet mezarlığı gibidir” diye yakındığı bilinir rahmetlinin…

Çok gerilere gitmeye gerek yok; AK Parti’nin kurulması üzerinden henüz bir yıl bile geçmemişken gidilen 2002 seçimi öncesini hatırlayalım. Seçimde herbiri yüzde 10 barajına takıldığı için Meclis’e tek bir milletvekili bile sokamayan partilerin mitinglerini göz önüne getirelim.

En kalabalık mitingleri Cem Uzan’ın katılanlara döner-ekmek ısmarladığı Genç Parti düzenlemiştir.

İzlediğim birkaç mitingindeki kalabalıklar beni ürkütecek boyutlardaydı.

Nitekim, arkasında doğru dürüst bir parti teşkilatı bulunmadığı halde, Cem Uzan, tek başına, yüzde 7’inin üzerinde oy alabilmişti.

Mitinglerin günümüzde devam etmesine şaşırıyorum.

Köylerden kasabalardan meydanlara taşınan insanların, kentlerdeki işi gücü olmayanların da katılımıyla bir araya toplandığı bir etkinliktir miting; kısacası katılanlar açısından da zahmetli bir iştir. 

Her gün gazeteler ve TV kanallarında görüşlerini açıkladıkları, üstelik taraftarları olan yorumcuların da propagandaya katılmalarıyla bir ses kirliliğine de sebep oldukları için, partilerin günümüzde mitinglere ihtiyaç duymalarını anlayamıyorum.

İllaki kalabalık bir taraftar kitleleri olduğunu gösterecekler.

Oysa pekala her eve girmelerini sağlayacak, herkesin kolaylıkla izleyebileceği teknolojik imkanlar var bugün.

Videoları milyonun üzerinde kişi tarafından izlenen sosyal medya kullanıcıları etki yönünden mitingleri aratmazlar.

Üşenmedim, biraz önce Youtube’da yeniden baktım, ‘140 Journo’ tarafından hazırlanmış DEVA Partisi lideri Ali Babacan‘la ilgili bir video tam 4 milyon 200 bin kişi tarafından izlenmiş. 

Hangi parti o kalabalığı meydanlara toplayabilir?

İktidar partisi ile de bir videosu var ‘140 Journo’nun; onu izleyenlerin sayısı da 4 milyon 300 bin…

Herhalde ilk seçimde meydanlar yerine Youtube popüler olacak.

Millet siyasi kanaat belirlemek için meydanlara değil internete koşacak.

Neyse.

Mersin ve Siirt’teki mitinglerine kaç kişinin katıldığını mesele eden partiler de, seçim yaklaşınca, iletişimde ‘devrim’ yaşandığını fark edeceklerdir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here