Montrö Sözleşmesinin Önemi

0

13 Nisan 2021’de, Beyaz Saray‘dan çok ivedi ibareli bir açıklama yapıldı.”Rusya Başkanı Vladimir Putin ile Başkan Joseph R. Biden’ın telefon görüşmesine ilişkin açıklama” başlıklı duyuru Türkiye için de çok önemli.

17 Mart 2021’de, Amerikan ABC Televizyonuna verdiği mülakatta, Putin için katil diyebilir misiniz sorusuna “evet” diyen ve Başkanlık seçimlerine müdahalesi konusunda Rusya‘nın “hesap vereceğini” ifade eden Başkan Biden nasıl oldu da telefonla aradığı Putin’le görüştü ve onu üçüncü tarafsız bir ülkede görüşmeye davet etti?

Dış politikada çıkarlar sözkonusu olunca aralarında ne olursa olsun iki güçlü devletin karşılıklı iş birliği yapması kaçınılmaz oluyor.

ABD, ekonomik bakımdan Rusya’dan daha kuvvetli olsa da Rusya’nın da bir nükleer güç olması, doğal gaz gibi enerji kaynaklarına sahip olması, Putin’in kararlarını uygulamaktan çekinmemesi ve enerji kaynaklarını Ukrayna‘yı atlayıp Avrupa’ya özellikle Almanya’ya nakletme hazırlıkları yapması ABD’yi iş birliğine yönelten gerekçelerden bazıları. Rusya ekonomik bakımdan çok güçlenen ABD’nin rakibi Çin ile iyi ilişkiler içinde. Rus diplomasisi geleneksel olarak dengeleri kurma ve kullanması bakımından kuvvetli. ABD’nin de sınırımıza yakın bölgedeki Suriye petrolünü Yunanistan üzerinden nakletmesine ilişkin çalışmalarını burada kaydetmek gerekir. Rusya’nın Suriye/Tartus‘da Akdeniz Filosunu güçlendirdiği ve güney Suriye’deki petrolü buradan sevketmek istediği de unutulmamalı.

Rusya’nın 2014 Şubat ve mart aylarında Ukrayna’ya ait Kırım‘ı kendi topraklarına katması, aynı yılın mart ayı sonlarında Ukrayna’nın Donbass bölgesinde Rus yanlısı ayrılıkçı hareketi desteklemesi, Ukrayna Ortodoks Kilisesinin İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesine bağlanarak Moskova Patrikhanesinden ayrılması, Rusya’nın şimdi de Ukrayna’daki ABD yanlılarına ders vermek üzere Donbass sınırına asker yığması bölgedeki gerilimi arttıran olaylar arasında sayılabilir. Bu gerilimlere kısaca değinmekteki amacım Ukrayna-Rusya gerilimini ayrıntılarıyla anlatmak değil. Esas önemli konu Türkiye’nin bu gerilimde nasıl yeraldığıdır. Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky‘nin Nisan 2021 başlarında Türkiye’ye gelmesi, basına yansıdığı kadarı ile bu ülkeye talebi üzerine Türkiye’nin hava araçları SİHA ve İHA vereceği gibi haberler, ABD’nin Montrö Sözleşmesi uyarınca 21 gün önce Türk makamlarına verdiği Nota ile iki donanma gemisini Karadeniz’e sokmak istemesi Türkiye’nin bu gerilimin içinde yeralacağının  göstergeleri.

Biz bunları Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşamadık mı?

Birinci Dünya savaşının görünürdeki nedeni Avusturya Macaristan Veliahtı Franz Ferdinand’ın Saraybosna’yı ziyareti sırasında Temmuz 1914’te bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi görünüşte bir neden olmakla birlikte tarihin en kanlı savaşı, 1914-1918 arasında yapılmış ve bu savaş sonunda üç imparatorluğun ortadan kalkması veya parçalanması, Avrupa haritasının değişmesi ile sonuçlanmıştır.

Boğazların Almanlar tarafından kullanılması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu Anadolu topraklarına sıkıştırılmış, Sevr Anlaşması ile de parçalanmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ulu önderi Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşları ve aziz şehitlerimiz sayesinde Osmanlının küllerinden Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Osmanlı bu savaşa girmeseydi bugün her üç semavi din için Kutsal Topraklar sayılan Kudüs ayrıca Hicaz Osmanlının elinde kalabilirdi. O zamanlar Türk Denizi sayılan Karadeniz, Birinci Dünya savaşı ile Osmanlıların elinden kayıp gitmiştir.

Neden mi?

Osmanlı Donanması çok zayıflamış, kapitülasyonlar ve gereksiz harcamalarla Osmanlı Hazinesi tamtakır olduğundan donanma hantal ve güçsüz kalmıştı. Balkan Savaşları orduyu zayıflatmış, yapılan taktik hatalar ordunun yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Birinci Dünya Savaşı Osmanlıları en zayıf, askeri ve ekonomik bakımdan en çöktüğü bir zamanda yakalamıştı. Padişah Vahdettin, İstanbul‘u işgal eden İngiliz Generali Harrison‘a kendi el yazısı ile Osmanlıca yazdığı ve “Harrison Paşa Hazretleri” diyerek başladığı mektubunda, İstanbul’dan ayrılması için kendisine bir gemi tahsis edilmesini istemiş bu talep de zaten işgalcilerin ekmeğine yağ sürdüğü için hemen yerine getirilmiştir.

Savaşlar, gerilimler ve suni krizler çoğunlukla zayıf, güçsüz devletleri hükümranlık altına almak ve onları sömürmek üzere çıkarılır. Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. 2000’li yılların başında kim Suriye parçalanacak ve zengin petrol yatakları ABD’nin eline geçecek deseydi inanmazdık. Ama oldu.

Üçüncü Dünya Savaşı da böyle bir nedenden çıkabilir. Yani Rusya, Donbass bölgesini alıp Ukrayna gibi baş kaldırabilecek özellikle Orta Asya‘daki diğer ülkelere gözdağı verebilecek. Böyle bir girişimde bulunup belki de tüm Ukrayna’yı da alıp Kırım gibi topraklarına katmak isteyecektir. Geçmişte yaşadıklarımızı tekrar gelecekte de yaşayabiliriz Bazen tarih maalesef tekrar olacak ama tekerrürden ibarettir. Onun için tarih bilmek, geleceği ona göre yorumlayarak strateji uygulamak çok önemli.

Bu bakımdan 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi sadece İstanbul Boğazı değil Çanakkale ve Marmara Denizinden geçiş kurallarını da saptar. Bugün Montrö Sözleşmesi ve Lozan Antlaşmasına “Türkiye’nin tapuları” denmesinin nedeni Montrö’nün Lozan Antlaşmasının eki olarak tescilinden dolayıdır. Montrö ile Marmara Denizi bir Türk denizi olmuştur.

Kanal İstanbul için kıyıdaş ülkelerin isteyebilecekleri düzenlemede Marmara Denizinin statüsü de tehlikeye girebilecektir. O nedenle Montrö’yü iptal etmek, kaldırmak gibi ifadeler Lozan’ın da kötü niyetliler tarafından masada gündeme getirilebilme olasılığına yol açabilir.

Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ı, ABD Başkanı Biden’ın Putin’i araması bölgedeki gelişmeler açısından önemlidir. Beyaz Saray açıklamasındaki, iki Başkanın bölgesel ve küresel sorunları görüşmelerini şöyle de deşifre edebiliriz; bölgesel sorunlara Ukrayna’nın yanısıra Montrö ve Kanal İstanbul da girebilir. Rusya, ABD’nin uzun bir süredir Türkiye üzerinde Kanal İstanbul baskısı yaptığını bilmektedir. Daha 2003’te, ABD Savunma Bakanı iken Ankara’ya gelen Condoleezza Rice‘ın Kanal İstanbul‘u gündeme getirdiği basın ve yayın organlarında yer almıştır.

Biden, Putin ile yaptığı görüşme sonunda yayınlanan açıklamada, Rusya’nın, ABD’ne yönelik siber müdahaleleri (nezaketen saldırı ifadesini kullanmamış olsa gerek) ve seçimlere etkisi gibi ulusal çıkarlarını ilgilendiren konularda Rusya’ya karşı ciddi bir şekilde savunma yapacağını açıklamıştır. Rusya’nın Kırım’ı alarak Ukrayna sınırına yaptığı askeri yığınaktan duyduğu endişeyi belirten Biden, ABD’nin, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine taahhüdünü ifade ile “ABD’nin çıkarları doğrultusunda”, Rusya ile istikrarlı ve öngörülebilir bir ilişki kurmak istediğini söylemiştir. Biden “üçüncü bir ülkede” iki ülke arasında yapılacak bir zirve de önermiştir. Bu ülke büyük bir ihtimalle tarafsız İsviçre olabilir. Beyaz Saray açıklamasını doğru okumak gerekirse; telefonla arayanın Biden olması dolayısıyla ABD’nin Rusya ile sıcak bir savaşa girmek istemediği anlaşılmaktadır. ABD’nin düne kadar “katil” olarak tanımladığı bir Devlet Başkanı ile masaya oturma teklifinde bulunması ise salgından büyük kayıplara uğrayan ve ekonomisini Çin rekabetine karşı toparlamaya çalışan ABD’nin şu sırada bölgesel krizlerde taraf olmak istememesinden kaynaklanmaktadır denebilir. Nitekim ABD’nin, Karadeniz’e iki savaş gemisinin geçmesi için Türk makamlarına verdiği Nota’yı, 14 Nisan 2021’de çektiği basında yeralan haberler arasındadır. ABD, artan tansiyonu düşürmüştür denebilir.

Rusya, hernekadar Kanal İstanbul, Türkiye’nin kendi içişlerini ilgilendirir diyorsa da bu konuda Türkiye’ye çıkarılacak faturanın bu zirvede ele alınacak olması muhtemel. Zira Kanal İstanbul‘dan Karadeniz’e geçmek isteyenler ABD zenginlerinin yatları değil ABD Donanmasına ait gemiler olacaktır.

Göz önünde tutmamız gereken bir konu da Rusya ile ekonomik ilişkilerimizdir. Enerji, ihracat ve turizm bakımından bağlı olduğumuz Rusya, Türkiye’ye Rus turist getirecek uçuşlarını “salgın nedeniyle” 1 Haziran 2021’e kadar iptal etmiş veya kısıtlamıştır. Gerçek neden salgın mı yoksa Ukrayna ve Türkiye arasındaki yakınlaşma nedeniyle verilen açık bir göz dağı mıdır? Bunu da 1 Haziran 2021’den sonra öğreneceğiz.

Kanada‘nın Türkiye’ye sattığı SİHA ve İHA’lardaki gerekli teknolojiyi vermeyeceğini ilan etmesinin arkasında da ABD var diye düşünüyorum. ABD üstü kapalı da olsa üçüncü ülkeler üzerinden Türkiye’ye ambargo uyguladığını göstermek istiyor. Azerbaycan, Türkiye’den aldığı İHA ve SİHA’ları Dağlık Karabağ‘da kullanmıştı ama savaşın üzerinden epey bir zaman geçti. Bu kadar süre bekleyen Kanada’nın bu kararının zamanlaması da manidar. NATO üyesi olmayan Ukrayna’nın dili Ukraynacanın NATO internet iletişim dilleri arasına alınması da ABD’nin Rusya’ya bir mesajı olmalı. Rusya’nın göz diktiği, hukuki statüsü iki ülke arasında tartışmalı Donbass bölgesinin maden ve kömür kaynakları bakımından Avrupa’dan daha zengin olduğu yabancı kaynaklarda kayıtlı.

ABD’nin geçtiğimiz aylarda topraklarında (Dedeağaç) üs kurduğu Yunanistan‘ın Dışişleri Bakanının önce Libya’ya gitmesi, bu ülkedeki yabancı askerlerin Libya’dan çekilmesini istemesi, 14 Nisan 2021’de Türkiye’ye gelmesi herhalde Yunanistan’ın kendi başına aldığı / alacağı stratejik kararlar değil. Bu ziyaretlerin arkasında da ABD’nin olduğunu düşünüyorum. Tüm bunların, Sayın Cumhurbaşkanını dört aydır aramayan Biden’ın Türkiye’ye tam bir baskı uygulaması diyebiliriz. Ayrıca Halkbank davasının da arada bir Demokles’in kılıcı gibi basın yoluyla hatırlatması ayrı bir konu. Türkiye, uygulayacağı istikrarlı bir dış politika ile bu baskıların üstesinden gelebilir. Bütün çözüm muhalefetin de bilgilendirileceği dikkatli, dengeli bir dış politika uygulamasında yatmaktadır. Tabii bu süreçte iç politikadaki kısır çekişmelerden uzaklaşmak gerekmektedir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’yi bu tür gerilimlerde kuvvetli ve tarafsız kılar. Kanal İstanbul ise Türkiye’nin Trakya bölgesinin dolayısıyla Anadolu’nun da savunma stratejisini zayıflatır. Gerek Büyükelçiler gerek emekli Amiraller ve 100’e yakın eski Milletvekili, bu konudaki uzmanlar ve birçok akademisyenin açıklamaları da bu yöndedir.

Gelin yol yakınken Kanal İstanbul için kullanılacak kaynakları, fonları, salgından zarar gören işletmelere, esnafa, işsizlere, hastalara, aşıya ve çiftçilere harcayalım. Montrö’nün verdiği güç ve bağımsızlıkla ayakta durmaya devam edelim. Zirve ile tehlike çanlarının hangi taviz için çalacağını merak etmeyelim. Biden ısrarla neyi tekrar ediyor?

“Amerikan çıkarları”nı bölgenin çıkarlarını değil. Biden’ın her vesile ile tekrar ettiği “ABD çıkarları”dır.

Uluslararası ilişkilerin doğası gereği her ülke kendi çıkarlarını düşünür ve öncelik verir.

Dış politikada stratejiler ve diplomasi çıkar dengeleri üzerine kuruludur. Montrö ve Lozan, bu dengeleri kollayan ve kullanan Ulusal Kurtuluş dönemi Komutanları ve Diplomatları tarafından zorlu ama ustaca müzakereler sonucu imzalanmıştır. Burada yine efsane Hocamız Profesör rahmetli Seha Meray ile tanımak şerefine ulaştığım eski Bakanımız Büyükelçi rahmetli Osman Olcay‘ın derledikleri ” Montrö Boğazlar Konferansı: Tutanaklar, Belgeler” kitabının hem bilgi edinmek hem müzakere teknikleri açısından o zamanın zorlu koşulları da dikkate alınarak okunmasını tavsiye ederim. Bu tutanaklarda karşılaşacağınız İngiliz, Amerikan, Fransız ve Rus görüşleri ile bugünkü görüşleri arasında bir fark olmadığını göreceksiniz.

Bu nedenle Türkiye, dış politikadaki gerekli dengeleri geç olmadan kurmalı ve ulusal  çıkarlarını kollamalıdır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here