Muhasebe

1

İnsan beşer, kuldur, şaşar.

Peki, insan geçmişe dönebilseydi hatalarının telafisi için uğraşır mıydı?

Mehmet Akif Ersoy ne diyor:

Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

Reklam

“Bütün Ademoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30)

“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9)

Asıl marifet de düştüğü hatadan pişmanlık duyup tövbe kapısını çalabilmektir.

Hayatta o kadar çok yanlışa düşüyoruz ki bunlardan ders almadığımız için de zamanla hatalar, alışkınlıklarımız oluyor. Sonra da kötülüklerimizi hakikat sanıyoruz.

Siz hiç geçmişe yolculuk yaptınız mı?

Şöyle bir düşünün!..

Ülkemizde insan ömrü ortalama 65 ile 75 yaş sınırı arasında değişiyor.

Ortalama 70 yıllık ömürde, iyisiyle kötüsüyle bir hayat yaşıyoruz. Pişmanlıklarımız, mutluluklarımız, üzüntülerimiz, başarılarımız ve sayamadığım nice duygular.

Reklam

Geçmiştekiler de bu duyguları yaşadılar şimdi bizler de yaşamaya devam ediyoruz. Değişim devam ediyor fakat insan değişmiyor.

Tekrarlanan hatalar, anlık hissiyatlar, düşünülmeden gerçekleşen davranışlar, telafisi bir ömür giderilemeyecek yanlışlara yol açıyor.

Sonrası malumunuz.

İhtiyarlar, gençlere sürekli tecrübelerini anlatıyor.

Ama gençler, aynı hatalara düşmeden doğruları göremiyor.

Atalarımız insanın şifresini çözdüğü için “Bir musibet bin nasihatten iyidir.” demiştir.

Münir Üstün’ün dediği gibi “Hayatta en pahalı şey tecrübedir. Çünkü kazanmak için kaybetmek gerekir.”

Çocuğun aklı ayaklarında

Gencin aklı belinde

Yaşlının aklı ise başında olurmuş.

Musibeti yaşamadan, nasihatlerle hayattan dersler çıkaramıyoruz.

Bu durum, insan fıtratından mı kaynaklı?

Fıtrat demek, kolaycılığa kaçmak olmaz mı?

Bir televizyon filminde, küçük yaşta okuduğu okuldan alınan bir çocuğun yaşlandığı vakit sürdürdüğü hayat tarzını izlemiştim.

Okuldan alınışı, onu derinden sarsmış ve babasına karşı düşmanlık hislerini uyandırmıştı.

Öte yandan okuldan istemeden alan babasının yaşadığı duyguları, çocuğu hiç öğrenememişti.

Bu çocuk, yaşlanınca çevresiyle uyum sorunu yaşayan, başkalarının malını çalan, merhametten uzak biri olup çıkmıştı. Fakat çevresindeki insanlar yine de ona sevgi besliyorlardı. Oysa o, herkesi kendisine düşman biliyordu.

Bu yaşlı adam, yaptıklarını babasının kendisine söylediği bir sözle özetliyordu:

“Dünya kolay yaşanılacak bir yer değil.”

Yaşlı adam, hiç sevmediği bir Noel arifesinin gecesi geçmişiyle yüzleştiriliyor.

Gece rüyasında ömrü boyunca yaşadıkları gösteriliyor ve kendisine düşman diye nitelendirdiği insanların hakkındaki söylediği güzel sözler duyuruluyor.

Yaptığı hırsızlıklar, karısının kendisini neden terk ettiği, babasının çocuğunu okuldan aldıktan sonra yaşadığı duyguları, kendisinin ticarette yapmış olduğu sahtekârlığı.

Bir nevi ölmeden önce hayat muhasebesi yaptırılıyor.

Fakat yaşlı adam, ısrarla yaptıkları yanlışların doğruluğunu savunuyor ve kendini haklı çıkarmaya çalışıyordu.

Buna karşın öyle bir an geldi ki artık yaşlı adam yaptıklarının iyi bir şey olmadığını kabul etti.

Hatta bağırarak “Yeter artık, yaptıklarımı düzelteceğim. Bundan böyle değişeceğim.” diye feryat etti.

Zaten hayatta bir film değil mi?

Herkes bu yaşlı adam kadar şanslı olmayabilir.

Bu sebeple başkaları, bizlere hayatımızın muhasebesini yaptırmadan bizler, kendi hayatımızın muhasebesini yapmalıyız.

Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir:

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Büyük duruşma için hazırlık yapın. Ahiretteki hesap, ancak dünyada nefsini hesaba çekmiş olanlar için hafif ve kolay olacaktır.”

Erdemli ve ahlaklı bir insan olmak için iyisiyle, kötüsüyle sürdürdüğümüz bir ömrün, hangi noktaya geldiğini görmeliyiz.

Şu üç günlük fani dünyada, herkesin bir kısır döngü gibi birbirini tekrar ettiğinin ispatı ise aşağıda yazılı:

4 Yaş: Babam herşeyi bilir.

5 Yaş: Babam çok şeyi biliyor.

6 Yaş: Benim babam, senin babandan daha çok şey biliyor.

8 Yaş: Babam galiba bazı şeyleri biliyor.

10 Yaş: Babamın gençliğinde her şey çok farklıymış.

12 Yaş: Aslında babam bu konuda hiçbir şey bilmiyor.

14 Yaş: Babamı dinlemeye gerek yok! O, artık tamamen çağ dışı.

21 Yaş: Babam mı? O, hiçbir şeyden anlamaz.

25 Yaş: Babam bu konuda az da olsa bir şeyler biliyor. Ama o yaştaki insanın bir şeyler bilmesi zaten normal…

30 Yaş: Bu konuda babamın fikrini alsak iyi olur. Oldukça deneyimli görünüyor.

35 Yaş: Babama sormadan hiçbir şey yapmasam iyi olacak!

40 Yaş: Acaba babam bu konunun üstesinden nasıl gelirdi? Ne kadar akıllı ve deneyimli bir insandı.

50 Yaş: Babamın yanımda olması ve bu konu hakkında fikir vermesini çok isterdim. O’nun ne kadar akıllı olduğunu hiç takdir etmemiştim. Oysa O’ndan çok şey öğrenebilirdim. Meğer babam her şeyi biliyormuş.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here