Murat Belge Yanılıyor veya İslamcılar da Kemalist

0

Uzun bir yaz, güneş, deniz, dağ tatili sonrası Murat Belge’nin “30 Ağustos ve Atatürk” yazısını zevkle okudum. Değer verdiğim Belge’nin yazılarını “Halkın Dostları” yıllarından beri bazen düşüne düşüne, bazen de tebessümle okurum. İşte bu son yazı beni düşündürmekle beraber tebessüme de sevk ettiği için Belge’ye teşekkür ediyorum.

Yazıda baktığı yönde bir yanlışlık olduğunu seziyorum:

“Ama daha “aşağıdan yukarıya” bir basıncın da payı olduğunu düşünüyorum. Bu, bu toplumda yaşayan nüfusun son derece geniş bir kesiminin Mustafa Kemal’i algılama, kabul etme, değerlendirmesiyle ilgili bir şey. Son analizde, Mustafa Kemal’in herkesten önce ve herkesten çok çalışarak oluşumuna katkıda bulunduğu bir hayat biçimine bağlılık bu. Bir “hayat tarzı” çok kocaman bir şey, her şeyi kapsayan bir tarz.”

  1. Cumhuriyet sonrası hayat biçiminin Cumhuriyet ile başlamadığını, II. Mahmud, III. Selim, Tanzimat, özellikle I ve II. Meşrutiyet dönemlerinin; Namık Kemal’lerin, Ziya Gökalp, Abdullah Cevdet ve benzeri pek çok düşünür, yazarların bir sonucu olduğunu bugün artık hepimiz biliyoruz. Özellikle II. Meşrutiyet’den sonra yayın hayatına başlayan pek çok gazete sütunlarında Cumhuriyet uygulamalarını, hatta çok daha ötesini bulabiliriz.
  2. Sadece Namık Kemal’in gazete makalelerini Cumhuriyet sonrası ile karşılaştıran bir çalışma yapsak; kadın haklarından, kuvvetler ayrılığına kadar, hürriyet anlayışından müsavat (eşitlik) anlayışına, çok uluslu bir toplum oluşumuzdan eğitime kadar pek çok konuda, Kemal’in fikirlerinin Cumhuriyet sonrası uygulamalarla yarıştığını görebiliriz.
  3. Mustafa Kemal’in bu iyice hızlanmış gidişe büyük bir ivme kazandırdığı ve bu yeni ideolojinin bütün hayatımızı etkilediği de bir gerçek.
  4. Murat Belge’nin Marksist olduğu halde Kemalist bir bakış açısıyla yaklaştığı; kendisinin ve Kemalistlerin asıl yanılgısı, İslamcıların Mustafa Kemal’in “herkesten önce ve herkesten çok çalışarak oluşumuna katkıda bulunduğu bir hayat biçimine” karşı oluşlarıdır.
  5. Bu noktada İslamcılar ile Dindar/Dinde hassas/Dini yaşama tarzı olarak benimseyen insanları ayırıyorum. İslamcıların Mustafa Kemal’e karşı duruşları ile, Dinde hassas insanların duruşları arasında çok açık farklılıklar var. Bu ayrı bir yazı konusu.
  6. Ben kesinlikle İslamcıların; Mustafa Kemal’in katkıda bulunduğu o “kocaman şey olan ve her şeyi kapsayan hayat tarzına” karşı olduklarını düşünmüyorum. Cumhuriyet’in ilk 28 yılındaki dine/dindarlara uygulanan tavırları, din karşıtlığını çıkarın; bu yıllar İslamcıların tam da yaşamayı isteyecekleri bir ortam doğurmuştur.
  7. Bugün Kemalistler, Milliyetçiler, İslamcılar, hatta Dindarların çoğu çocuklarını, Batı’yı temsil eden Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ; Galatasaray vd. üniversitelerde okutmak için oluk oluk para akıtıp yarış halindedirler. Daha fazla parası olanlar, çocuklarını gözünü kırpmadan “Gavur, Kafir, Çıplak, İçkici, Emperyalist, Kapitalist (!)” gördükleri Avrupa ve ABD’de okutmak için yollar aramaktadırlar.
  8. Müdürleri İslamcı belediyelerin, devlet dairelerinin eliyle Arabistan’a, Mısır’a, İran’a değil; Avrupa ve ABD’ye gitmeyi ve gezmeyi marifet kabul etmektedirler.
  9. Buyurun İslamcı hatta pek çok Dindar’ın evine. Kemalist insanların evlerinden hiçbir fark olmadığını göreceksiniz. Belki tek fark Kemalistlerin evinde bir Atatürk resmi vardır, İslamcıların evinde yoktur. O kadar. Bindikleri lüks Alman, İngiliz arabalarının bir kısmında Cevşen asılı, diğer kısmında M. Kemal imzası.
  10. İslamcılara sorun bakalım kaç kişi ülkeyi Şeriat (!) ile yöneteceğini söyleyen Taliban yönetimi altında yaşamak ister? Kaç İslamcı kadın, kızları, oğulları Afganistan’da, Suudi Arabistan’da, İran’da doya doya dinlerini yaşamak ister?!
  11. Cumhuriyet’i kendisine göre şekillendiren Atatürk ilkelerinden biri devletçilikse İslamcılar bugün en az Kemalistler kadar devletçidirler. Diğeri milliyetçilikse İslamcılar milliyetçilikte herkesle yarışa girebilirler. Laiklik konusunda ise aralarında sadece küçük nüanslar vardır.

Sonuç olarak: Aslında düşünce şekli ve yaşayış itibarıyla Kemalistler ile İslamcılar arasında öyle büyük farklar yok. Biri başörtüsü takıyor, öteki mini etek giyiyor. Biri şarap içiyor, öteki Coca-Cola. Ben Batı ve Kapitalizm anlamında tarihin sonunun geldiğini düşünenlerdenim. Ve Batı önce Amerika, Japonya, Rusya, Çin ve İslam ülkelerini kendisine benzeterek bu mücadeleyi kazandı. Artık Batılı olalım veya olmayalım şeklinde bir kavga hükmünü kaybetmiştir. Sonuç ayan beyan ortadadır: Aslında Kemalistler de, İslamcılar da, Dindarlar, Dinsizler, Milliyetçiler, Marksistler, Sosyalistler de yaşayış ve düşünme biçimi bakımından bal gibi Pozitivist, Modernist ve Batıcıdırlar. İdeolojik olarak olmasa da düşünce ve yaşayış şekli olarak.

Ve hayat tüm ideolojilerin üstündedir.

Teklif: Birbirimizden çok da farklı olduğumuzu düşünmüyorum. Murat Belge Marksist, ben Dindar iken Kuşadası’nda Gazi Beğendi Tepesi’nde (Ki orada benzerlerinin zevksizliğine karşıt güzel/estetik yapılmış bir Atatürk heykeli de var) çaylarımızı içerek zevkli bir sohbet eşliğinde manzaranın tadını çıkarabiliriz. Ben evinde kocaman bir Mustafa Kemal resmi olan komşumda yemek yerken hiç de rahatsızlık duymuyorum. Ben namaz kılarken de o bir rahatsızlık duymuyor. Hatta beraber ara sıra Cuma’ya da gidiyoruz. Birbirimizi yaşama tarzı bizim gibi değil diye yobaz veya dinsiz görmekten vazgeçelim.

Gelin düşüncelerimiz, inançlarımız, yaşama şeklimiz ne olursa olsun birbirimizin yaşama tarzına, düşüncelerimize saygılı olalım.  Hak, hukuk, adalet, demokrasi, eşitlik, hürriyet, insan haklarında birleşelim. Karşı olacaksak da bizden veya ondan olduğu için değil, haksızlığa, adaletsizliğe, adam kayırmaya, istismara, eşitsizliğe, zorbalığa antidemokratik tavırlara karşı olalım.

Kuşadası’nda Gazi Beğendi Tepesi’nde buluşalım.  

Önceki İçerikMilli takım 4 maç sonra kazandı..
Sonraki İçerikHadi buyur; yesen öleceksin, yemesen öleceksin
(Özgeçmiş ve özgelecek) İzmir'in yokuşlu sokaklarında doğdu. Kuşadası'nın denizlerinde sonsuzluğun lezzetini tattı. İstanbul'da okudu. Ordu, Zonguldak, İstanbul, Şanlıurfa'da dersler yaptı. Hayatı, edebiyatı, Kur'an ve Risale (okumayı değil) çalışmayı önemsiyor. Bunların monotonlaştırılmalarına,sıradanlaştırılmalarına, dünyevileştirilmelerine karşı çıkıyor. Artık okuyarak değil, okuduklarımız üzerinde çalışarak, kafamızı çatlatırcasına düşünerek, tahkik ederek bir şeyler öğrenebileceğine inanıyor. Cenneti de cehennemi de önce bu dünyada görüyor. Varlığı, insaniyetini, duygularını ve düşünceyi önemsiyor. Artık nutuk, vaaz, ben en iyi bilirim zamanlarının bittiğine inanıyor. Hakikati eşit bir ilişki içinde; beraber, arayarak, bir masa etrafındaki çalışma grupları ile yakalayabileceğine, en azından hissedebileceğine inanıyor. Hayatı, dünyayı, varlığı, insaniyeti vs. anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Allah'ı, âlem-i gaybı ve ölümden sonrasını çok özlüyor ve merak ediyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here