Müslüman Mahallesi ve Diyanet’in Ayşe Özdoğan ile İmtihanı

0

Ortada kıyamete kadar varlığını sürdürecek ideal bir din var:

İslamiyet.

Haktan, hukuktan, adaletten, merhametten, sevgiden, vicdandan, insan haklarından, adil bir düzenden, düşkünleri koruyup kollamaktan, başkalarının yardımına karşılıksız koşmaktan…

Yalandan, gıybetten, dedikodudan, iftiradan, hayasızlıktan, hırsızlıktan, yolsuzluktan, arsızlıktan, enâniyetten, kibirden, gururdan uzak durulmasını tembihleyen;

Çerçevesi çok geniş, fikrine, zikrine bakmadan insanı önceleyen bir din.

“Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını göreceği, kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını göreceği” bir din. (Zilzâl Suresi 7-8)

Müslümanların bir türlü hakkıyla temsil edemediği; bırakın temsil etmeyi iş, fiil ve eylemleriyle ciddi zararlar verdiği bir din.

Boğazdan kalbe bir türlü inmeyen iman.

“Gırtlak Ağalığı” yapılarak dine hizmet etme bahtsızlığı.

Savaşta dahi kadınların, çocukların, yaşlıların, ibadetle meşgul din adamlarının öldürülmemesini, ibadethanelerin yıkılmamasını, ağaçların kesilmemesini ve hayvanların öldürülmemesini emreden;

“Ben, (başka değil, sadece) (iyi), güzel ahlâkı tamamlamak (uygulamak) için gönderildim” diyen;

“Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!” deyip bunu hayatına tatbik eden bir Peygamberin (s.a.v) temsil ettiği din.

Medine’de yaşanan kuraklık sebebiyle alnını secdeye koyup “Allah’ım benim yaptığım hata ve günahlarım sebebiyle Müslümanları cezalandırma” diye dua eden Hz. Ömer (r.a) gibi;

Evine gelen misafirin karnını doyurabilmek için ışığı söndürüp “Kendileri karanlıkta yiyormuş gibi davranan, kaşıklarını sofraya boş götürüp boş getiren ve o gece aç yatanların” temsilcisi olduğu bir din.

Allah’ın razı olduğu kullar.

Haşr Suresi 9. Ayette belirtilen “Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih eden” kişiler.

Ya Şimdi?

Gelinen noktayı Hasan-i Basri Hazretlerinin şu sözü çok iyi özetliyor:

“Vallahi, yetmiş Bedir’liye yetiştim, çoğu kez giydikleri sof idi. Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi ‘bunların ahirette bir nasibi yok’ derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, ‘bunlar hesap gününe inanmıyorlar’ derlerdi.”

Dindarlığını Allah’a insanlığını topluma gösteremedikten sonra;

İnsan olamadıktan sonra inancınızın, ırkınızın, cinsiyetinizin ne önemi var ki.

“Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (Kâfirûn Suresi 6. Ayet)

Ölüme terkedilen Ayşe Özdoğan.

Tekrar tekrar yazayım.

Yüzde 72 engelli, 4. derece kanser hastası.

Anne kanser.

Baba Alzheimer hastası.

Çocuğu kalp hastası.

Kocası hapishanede.

Şimdi de kendisi cezaevinde.

Hayatının kısa özeti böyle.

İki Cihan Serveri (s.a.v) şöyle buyuruyor:

“İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgarî gereğidir.”

Bugün Müslüman Mahallesinde yaşayanlar, bırakın kötülüklerle mücadele etmeyi imanın asgarî gereğini dahi yerine getirmiyor.

Duymadım, görmedim, bilmiyorum.

“Zalime merhamet, mazluma zulümdür” saçmalığına sarılmışlar.

Allah Resûlü’nün (s.a.v) “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” hadisini unuturcasına.

Madem dünya, Kur’an ifadesiyle imtihan yeriyse şu soruyu Müslümanlar hiç kendisine soruyor mu?

Fe-eyne teżhebûn(e): Hâl böyle iken, siz nereye gidiyorsunuz?

Enbiyâ Suresi 35. Ayet: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.”

O zaman Ayşe Özdoğan kimin imtihanı?

Kendisinin mi yoksa Müslüman toplumun mu?

Madem Diyanet İşleri Başkanlığı Cuma Hutbesi’nde Haşr Suresi 18. Ayetiyle sonsuz hayat Ahireti hatırlattı:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

Diyanet, yarın için Ayşe Özdoğan üzerinden ne hazırladığına bakıyor mu?

Yoksa ilgi alanına girmiyor mu?

Cami mimarisi standartları projesi çok daha mı önemli?

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş, “Camilerimizin imar ve inşasında israfa asla tahammülümüz yoktur.” diyor.

Peki ülkedeki bu kadar insan israfına bir diyeceği yok mudur?

Adaletsizlikler, hukuksuzluklar, mağduriyetler konusunda bir beyanatı olmayacak mıdır?

Sessizlik en iyi çıkış yolu mudur?

Ya hesap gününde?

Her mahalleye yürüme mesafesinde cami yapacağınıza kırdığınız, döktüğünüz, paramparça ettiğiniz gönülleri yapmaya başlasanız daha iyi olacak.

Bencillikte Everest Dağı’nı aşan bir toplum.

Bananecilik ruhumuzu sömürüyor.

“Cebrâil, komşu hakkı üzerinde o kadar önemle durdu ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak sandım.” hadisinin aksine çevrede olup bitenlere karşı müthiş bir duyarsızlık hâkim. 

Komşuyu geçtim artık insanlar birinci derece akrabalarının yüzüne dahi bakmıyor.

Kangrene dönüştü.

Herkes bir başkasına düşman.

Bu hastalıklı ruhtan kurtulmanın tek yolu enâniyeti hayatımızdan çıkarmaktır.

Çağrım Müslüman Mahallesi ile Diyanet’e:

Gelin insanlık namına, inandığınız dini değerler adına Ayşe Özdoğan’a sahip çıkın ve gözümüzün önünde ölüp gitmesine izin vermeyin!..

“Biliniz ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”

Önceki İçerikÜç puana hasret kaldık.. Türkiye 1 – 1 Norveç
Sonraki İçerikİdlib’de ne olur?
1978 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü mezunu; Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu; Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu mezunu. 2001 yılında gazetecilik hayatına başladı. Erzurum'daki yerel gazetelerin çeşitli birimlerinde 3 yıl çalıştıktan sonra Diyarbakır ve Ankara'da Parlamento Muhabirliği başta olmak üzere çeşitli alanlarda 11 yıl gazetecilik yaptı. 2017 yılından itibaren ise Ocakmedya'da yazmaya başladı. Halen Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktadır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here