Müslüman Ne Kutlar?

4

Sosyal medyada, belki TV’lerde siz de Noel Baba kostümlü animatörlerin kovalandığı, hakaretlerle karşılaştığı ve hatta şiddet gördüğü görüntülere şahit olmuşsunuzdur… Az önce bir mağazanın promosyon amaçlı oluşturduğu organizasyonda sokağın ortasında bir grup, “Noel Baba” kostümlü animatörü kaçmak zorunda bıraktılar.

Hatta bu şaklabanlık öyle boyutlara geldi ki, sokakta yeniçeri kostümlü iki adam bir Noel Babayı senaryo gereği kovalıyor, yakalıyor, kollarından tutup, kafasında koca bir sarıklı adamın önüne çıkartıp, kelime-i şahadet getirtip, kulaklarını çekip gönderiyorlar. Sosyal medyada siz de görmüşsünüzdür. Bunu izlediğimde yıllar önce özel bir kanalın Papa’yı Müslümanlığa davet ettiği, hatta aynı özel kanalın haber sunucusunun yüzünü siyaha boyayıp Obama’nın da onu izlediğini düşünüp Kelime-i Şahadet getirip, Obama’yı Müslüman yapmanın gururu ile haber akışını kapattığı sahneler geldi aklıma… İnanın bana, bunları sadece bu ülkede görebilirsiniz…

Düşünemedikleri ya da düşünmedikleri, o kostümlü animatörün gerçek bir “Aziz Nikolas” olmayıpekmeğinde, işinde gücünde hatta evine ekmek götürme derdinde olan bir emekçi olduğuydu. Ama o kadar “kindar ve dindar” bir bakış açısıyla beyinleri kararmış ki, bunu düşünmenin çok uzağındaydı hepsi. Eğer o animatöre ücretini öderseniz tüm ekibiyle gelip 12 Havariler kostümüyle dans edip, şarkı bile söyleyebilir. Ya da semah dönebilir, hatta Mevlana’yı bile canlandırabilir. 

Şahsen ben bir Antalyalı olsaydım sokakta bir “Noel Baba”nın darp edilmesine çok bozulurdum. “Hemşerimi ne dövüyorsunuz?” derdim ve gücüm yettiği kadar bu olaya mani de olmaya çalışırdım. Buradan şunu mu çıkartmamız lazım; “Noel Baba bu toprakların kültürü değil”diyenlere güzel bir bilgi? Olabilir… 

Çünkü “Noel Baba” denilen Nikolas isimli din adamı tam olarak bu topraklarda, Antalya’nın Patara bölgesindeki küçük bir köyde MS 3 yy.da doğmuş, büyümüş, yaşamış ve aynı yüzyılın 22 Aralık tarihinde de ölmüştür.  Hatta çok zengin bir ailenin tek oğlu olarak, ebeveynlerini çok erken yaşta kaybetmesiyle tüm malını – mülkünü – elinde avucunda olanı satıp, ihtiyaç sahiplerine, çocuklara, yaşlılara, denizcilere dağıtmıştır. İsa’nın doğum gününde bazı evlere gizlice girerek gıda – örtünme – ısınma gibi ihtiyaçlarını bırakıp sessizce oradan çıkıp giden bir insandır. 

Evet doğru… Bu bizim kültürümüzde olmayan bir şey… Ama bu topraklarda var olmuş, yaşamış ve iyi bir PR çalışması ile tüm dünyada tanınan en ünlü tarihi kişiliklerden biri haline gelmiştir. Onun dünyaya gelip, bu topraklardaki ihtiyaç sahiplerine yardım etmesi ise günümüzde bu topraklarda taşlanarak mükâfatlandırılmıştır. Doğru söze ne gerek? Bizim kültürümüzde böyle şeyler yok… Ama bu topraklarda var… Şimdi asıl soru şu mu olmalı? Bu topraklar bizim mi? Bizim kültürümüz nerede? Arap yarımadasında mı? Hayır… Orada da değil… Biraz daha kuzeye mi çıkmak lazım? Ha evet olabilir…

Oraya çıkıp baktığımızda o topraklara, bize ait olan o kültüre baktığımızda şu da karşımıza çıkar: “Ağaç süslemenin binlerce yıldan beri Türk geleneği olduğu…” Ama bugün Çam Ağacı alıp üzerine süs takanları “vatan hainliğiyle” hatta “Din düşmanlığı” ile yargılıyoruz. Oysa o kadar uzaklara bakmamıza gerek yok. Anadolu topraklarına bakarsanız, bazı ıssız yerlerdeki ağaçlarda bir sürü kumaş parçası, çaput bağlandığını görürsünüz. Netice olarak o ağaç süslenir. Ve oraya gelip “Noel’i kutlayan”lar tarafından değil bizzat oranın yerlileri tarafından yapılır bu ve adına da “Adak” derler. Noel Ağacının süslenme sebebi ise, Noel Baba eve girdiğinde güzel süslü bir ağaç gördüğünde daha güzel hediyeler bırakma umududur. Yani o da bir adaktır. Görüldüğü üzere amaç aynı, “Adak”… Süslediğin ağaç eğer “Çamsa” din düşmanısın. Ama o ağaç bir “Söğütse” tamam, bu bize uyar. En nihayetinde ikisinin de odun olması çok büyük fark gibi gözükmese de “muhafazakâr” kesime söylemeyin bunu çok kızıyorlar. Ben söyledim, oradan biliyorum. 

“Ne zaman ki bir Hıristiyan bir danaya ortak girip kurban kesti ben de o gün hindi kesip, yılbaşını kutlarım” diyenler var bir de. Evet, çok doğru…Mantıklı da düşününce. Ve size kötü bir haber vereyim mi? Bir Kurban bayramında İstanbul Kadıköy’de bulunan, Hıristiyan cemaate ait olan bir kilise toplanıp koca bir dana kesip, aynı kilisenin önünde hepsini kavurma yapıp yoldan geçenlere ikram ettiği olaya birebir şahit olmuşluğum var. Evet, çok spesifik bir örnek. Ama zaten ben bunu yukarıdaki cümleyi söyleyenlere ithafen yazdım. Sizle bir ilgisi yok yani… Ben de bu cümleyi şöyle yazmak istiyorum: “Ne zaman ki bir Hıristiyan, hindisini sokağın ortasında kesip, bağırsaklarını ve yenmez organlarını çöpün kenarına atıp, günlerce leş kokmasına sebebiyet verip ve o hindiyi ihtiyaç sahiplerine dağıtmak yerine buzdolabına gömüp “tıksırıncaya kadar” yemeye başlarsa işte ben de o gün yılbaşını kutlayacağım!” Çünkü yukarı da yazdığım gerçek olan… Olan buyken karşı tarafa adil olma adına tam olarak da bu istenmeli? Haksız mıyım? Çünkü bizim yaptığımız bu…

Reklam

Başka bir parodiden daha bahsetmek istiyorum. Hatta bu paradonin başrolünde bu sene; Erzurum Büyükşehir Belediyesi var. Resmi twitter hesaplarından Mekke’nin fethini kutlamışlar. Hatta bu olay öylesine bir boyuta ulaştı ki, “eğitimsiz” Müslümanlar için “Yıl Başı” alternatifi olarak oluşturuldu. “Eğitimsiz” dediğim için lütfen kızmayın, çünkü 11 Ocak 630 tarihinde yapılmış bir Fetih’i siz 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece kutlarsanız bu düpedüz “eğitimsizlik” hatta “cehalettir”. Mekke’de bile bu olay bu tarihte kutlanmazken bizim böyle bir şey yapmamız kesinlikle art niyetli bir çıkıştır. İnsanları daha da bölmek, sivriltmek hatta “kindar” yapmanın başka bir sahnesidir. “Biz yeni yıl kutlamıyoruz, biz ailecek Mekke’nin fethini kutluyoruz” demek yeni yıl kutlayan Müslüman bir ailenin karşısında nasıl bir nefret doğurur varın siz düşünün.

Müslüman yeni yıl kutlamaz! Kutlar efendiler kutlar. Eğer canı isterse Paskalya bayramını bile kutlar. Ki “Cadılar Bayramı” kutlamaya başladık milletçe çok şükür, Paskalya ve Şükran günü de yakındır. 

Gelmeyin bu oyuna, Mekke 1 Ocak’ta değil 11 Ocak’ta feth edilmiştir. Ben bu olayın kutlanması ya da kutlanmamasında değilim. Kim neyi ne zaman kutlarsa kutlasın. Hatta gidip Bolivya’nın başkenti La Paz’ın İspanya’dan kurtulmasını bile kutlayabilirsiniz. Zerre umurumda değil ikisi de. Ama lütfen bu tip “Provokatör” eylemler yapayım derken kendinizi “Eğitimsiz ve Cahil” durumuna düşürmeyiniz. Dünyaya kendimizi güldürmeyelim. Gerçi son zamanlarda yaptığımız en iyi şey de bu ama neyse… 

Şahsım adına diyebilirim ki, mecburi ve resmi “Yıl Başı” Törenleri – resepsiyonları dışında hiç kutlamadım “Yeni Yılın Gelişini”. Benim için hiçbir önemi olmayan bir tarih… 11 Nisan’dan, 21 Şubat’tan, 07 Ekim’den hiçbir farkı olmayan bir gece… Özel bir etkinlik yapmadım. Kendi isteğimle böyle etkinliklere gitmedim. Neden gideyim ki? Yeni yıl geliyor… Peki? Bu neyi değiştirecek? Değişen tek şey, telefonlarınızın takvimlerinde rakamlar olacak… Abartılacak bir şey değil. Yeni yıl size umut falan da vermeyecek. Çünkü sizin bu kutlamalarınızdan ne yeni yılın haberi var ne de 2020’nin… Dini vecibeleriniz gereği yapacağınız ayinler de beni ilgilendirmez. Gelip evimin salonunda yapmadığınız sürece neye – nasıl inandığınız önemli değil. Tek isteğim şudur ki, birbirinizi yemeden yapınız. Biriniz diğerini kovalamasın. Yakalamaya çalışmasın. Zorla dine almasın. İster hindi kessin, ister Santa Clara ile coşsun eğlensin, isterse de bir şehrin fethini yalan yanlış tarihte yapsın. İşte benim yeni yıldan hatta bundan sonraki her yeni yıldan beklentim bu…

Ne yapıyorsanız, birbirinizin özgürlük haklarına tecavüz etmeden yapınız…

4 YORUMLAR

  1. Serkan bey 2020 yılına müthiş bir yazı ile başladınız.
    2020 yılı ülkemiz için barışın adaletin bolluk ve bereketin yüksek olduğu bir yıl olsun.

  2. insan kutlama yapar, düğünde yapar, bayramda,
    yas tutar, eğlenir, neşelidir, üzgündür…
    bunu başkalarıyla paylaşmak ister,
    başkalarının da güzel olandan yada hüzünden bir nefes almasını ister.
    insanlar birbirini kesmesin diye kurban olarak koç ta karar kılmış yaratıcı.
    en azından önce canını kurtarmış insanoğlunun.
    bi zahmet eğlencenide kendin akılediver be ademoğlu!..
    binyıllardır sana peygamberlerle doğruyu öğretmiş, artık yapı paydos..
    artık bşkalarını taklit etmekten vazgeç, kendin ol!
    kitabı aç, ilk cümleyi OKU!
    sadece bu..

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here