Nasihat Dinlemeyen Zorbalar: Hıcr Halkı

0
gündogdu

Hıcr, sözlükte “menetmek, engel, yasak, himaye, korunan şey” mânalarına gelir.

Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli sözlük anlamları yanında (meselâ bk. el-En‘âm 6/138; el-Furkān 25/22, 53; el-Fecr 89/5) özellikle yer adı olarak da zikredilmekte ve burada yaşayanlardan “Ashâbü’l-Hicr” diye söz edilmektedir (el-Hicr 15/80).

İslâmî kaynaklarda Medine ile Şam arasındaki Vâdilkurâ’da bulunduğu belirtilen Hicr, Arap yarımadasının kuzeybatısında, Medine-Tebük yolu üzerinde Teymâ’nın yaklaşık 110 km. güneybatısında, içinden Hicaz demiryolunun geçtiği sarp kayalıklarla çevrili vadinin ve bu vadideki korunaklı beldenin adıdır; bugünkü yerleşim merkezi Alâ’nın 15 km. kuzeyine düşmektedir (M. Beyyûmî Mihrân, s. 490). Burada yaşayan milletin adı Semud kavmidir.

Hicr ashabına Hz. Salih  gönderilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de belirtildiğine göre Ashâbü’l-Hicr; dağlarda oydukları güvenli evlerde yaşayan, Allah’ın âyetlerinden yüz çevirip peygamberlerini yalanlayan azgın, sapkın, zalim bir kavimdi.  

“Andolsun biz, ‘Allah’a kulluk edin’ diye (uyarması için) Semûd kavmine, kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.” (Neml, 27/45)  

Müfessirler, birbiriyle çekiştiği bildirilen iki gruptan birinin Sâlih peygambere iman eden güçsüzler ve zayıflar, diğerinin ise ona inanmayan güçlü, mağrur, mütekebbir kimseler olduğunu belirtmişlerdir (bk. Taberî, XIX, 170; ayrıca krş. A‘râf 7/75).

Semûd milleti, kayaları oymuş, tepelere saraylar kurmuştu. Ovalara inmiş, köşkler dizmişti. Taş oymacılığının en şaheser örneklerini sunmuştu. Ayrıca bol servetlere, parlak ve göz alıcı bahçelere ve akarsulara da sahiptiler.

Ancak onlar, kibiri, zulmü, sapıklığı tercih etmişler, tevhid inancını unutup Allah’a ortak koşmuşlar, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapar hâle gelmişlerdi (A’râf, 7/74; Şuara, 26/146-152).

Salih (a.s) onlara Allah’ın nimetlerini hatırlatarak kurtuluş ve saadet yolunu gösterdi. Kavmi  arasında teamül gereği, adet olan, Dini  tebliğ karşılığında ücreti de reddederek, Putlara tapmayı engellemeye çalıştı.

“Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin! Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” (Şuara, 26/143-145)

“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.” (Hûd, 11/64) diyordu.

Ancak insanların çoğu Hz. Salih’in kendilerine verdiği tüm öğütlere yüz çevirerek onu yalanladılar, onu sihirbaz olmakla itham ettiler. Babalarının dinini terk  etmek istemediklerini belirterek, kıyamet ve hesap günü olacağı düşüncesini de reddederek onunla alay ettiler, ihanetle suçlayıp,  yurtlarından kovmaya çalıştılar, Hıcr’ı terk etmeye zorladılar (Hûd, 11/62; Şuara, 26/153-154; Kamer, 54/24-25).

Bunun üzerine Hz. Salih şöyle dedi:

“Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatte bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.” (A’râf, 7/79)

Hz. Salih kavmini hak yola yöneltebilmek için ciddi bir mücadele verdi. Ancak Hz. Salih’in uyarılarına aldırış etmeyen Semûd milleti sapıklıklar içinde yüzmeye devam etti. Üstelik bir de, Hz. Salih (a.s)’ten, kendisinin doğruluğuna tanıklık edecek bir mucize getirmesini istediler. O da, onlara “deve mucizesini”  haber verdi.

Mucize olarak getirilen devede, Hz. Salih (a.s)’in doğruluğunu gösteren birçok büyük alametler vardı. Çünkü deve, sert bir kayanın içinden çıkmıştı. Kayanın nasıl yarıldığını ve içinden hamile bir devenin çıktığını gözleriyle görmüşlerdi. İstedikleri mucize gelmişti. Şaştılar!

Esasen onlar Salih’i aciz bırakmak istemişlerdi. Ancak kendileri aciz kaldılar. Şahit oldukları  bu mucize inanmalarına yetmedi.

Salih (a.s), milletinden deve’ye dokumamalarını, serbestçe otlamasının teminini ve kendi sularından ona su vermelerini de istedi. Aksi halde Allah’ın azabının kendilerine geleceğini söyledi (Hûd, 11/64; Şuara, 26/155-156; Şems, 91/11-15).

Bütün bunlara rağmen nasihat kabul etmeyen, isyan ile azgınlığın ve taşkınlığın gözlerini kör ettiği, Allah’ın davetini kabul etmekten kaçıp kulaklarını sağır kıldığı zorbalar, deveyi öldürmekten başka bir şey düşünmüyorlar ve çabucak onu boğazlamak istiyorlardı. Nitekim bu durum Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır:

“Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve ‘Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir’ dediler. Derken, onları o kuvvetli çığlık yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.” (A’râf, 7/77-78)

Ne varki sabah vakti korkunç bir sesle gelen felâketle cezalandırılmışlar, yaptıkları şeyler ve kazandıkları kendilerine fayda vermemiştir (el-Hicr 15/80-84).

Hıcr halkının dokuz elebaşından oluşan bir grup, geceleyin bir baskınla, uğursuz saydıkları Sâlih aleyhisselâm ve ailesini öldürüp yok etmeyi,  kan davasında bulunacak olan akrabasına da, “Biz Sâlih ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik” veya farklı kıraate göre, “Onun ailesini kimin öldürdüğünü görmedik” demeyi planlamıştılardı.

Onlar bu planları kurarlarken Sâlih kendisine inananlarla birlikte yurdu terkedip kurtulmuş, Semûd kavmi ise şiddetli bir çığlık ile  yok olup gitmiştir (Kur’an Yolu; A‘râf 7/78; Hûd11/66-67).

“Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.” (Hûd, 11/67-68)

Evet, Semûd milletini bir çığlık alıp götürdü. Fakat Salih’e inananlar kurtulmuştu.

“(Helâk) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helâkten ve o günün rezilliğinden kurtardı. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Hûd, 11/66; ayrıca bk. Fussılet, 41/16-17)

Semûd milletinden geriye kalan ise harabe bir şehir, yapılmış kötülükler, zulümler, azgınlıklar, çökmüş bir medeniyet, alınacak ders ve ibretler… Selam Salih (a.s)’a ve ona tabi olanlara olsun…

Hz. Peygamber Tebük Gazvesi sırasında Hicr’den geçerken ashabına buradan su almamalarını söylemiş, onların, “Biz bu kuyunun suyundan alıp hamur yoğurduk, kaplarımızı doldurduk” demeleri üzerine, “Öyleyse hamuru atın, aldığınız suyu da dökün” buyurmuştur (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 17; Tecrid Tercemesi, IX, 135; Müslim, “Zühd”, 1).

Başka bir rivayete göre ise Resûlullah Hicr’den geçerken, “Kendilerine zulmedenlerin meskenlerine, onların başına gelen felâketin sizin de başınıza gelmemesi için ağlayarak girin, aksi halde girmeyin” demiş ve devesini hızla sürerek oradan uzaklaşmıştır (Buhârî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 15/2; Müslim, “Zühd”, 1).

Vesselam.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here