Ne çektin be Fatoş Bebek!

7

Iııgh rahat durur musun Fatoş’cuğum, kirpiklerini de hallettim mi tamam!

Niye kızıyorsun ki gözünün tekini oyduğum için? Bak sen sus diye parmaklarına kat kat renk renk oje bile sürdüm.

Gel seni salıncağında sallayıp, uykuya yatırayım.

Aa ayıp ama bu yaptığın, gene mi altına çiş yaptın! Yaramaz kız, al sana!

Tamam tamam ağlama gel öpeyim de geçsin. Zırlama.

Tahminen altı yedi yaşlarındayken bebeğim Fatoş’la aramızda geçen diyaloglarla bugün sizlere merhaba demek istedim.

O tarihlerde kimse bana yüksek sesle hiçbir şey söylemiyordu ama ben annemin her gün biraz daha donuk bakan gözlerinden anlıyorum, gün geçtikçe kötüleşiyor. Evimizden artık fersah fersah uzaklaşan ruhunun buz kestiren ayazı önümüzdeki günlerin çok sert geçeceğini pencere ile pervazın aralığından ıslıkla haber ediyor.

Çok korkuyorum. Annemi kaybedecek olmaktan deliler gibi korkuyorum.

İsmini Fatoş koyduğum teni vanilya gibi kokan bebeğimi evdeki olan bitene aklım iyice ermeye başladığından daha az üzüleyim diye muhtemelen ya bizi ziyarete gelen Almancı dayım ya da deniz yollarında çalışan babam yurtdışına gidip döndüğü o uzun seferlerden birinden dönerken hediye getirmişti.

Janjanlı paketi henüz açılmadan içindekini tahmin etmiş, daha kucağıma bile almadan havalara uçmuştum.

Yüzünün büyük bir bölümünü kaplayan kirpiklerinin sırça köşküne kurulan kocaman kahverengi gözlerinin altında kondurulmuş minicik hokka gibi bir burnu vardı. Ağladığında sesini kesmesi için emziği bile hazır olan ağza, karnından şarkılar söylerken hareketsiz duran tozpembe dudaklara sahipti. Tüm bu meleksi ifade parlak kahverengi kendinden dalgalı saçlarla çerçeveleniyordu.

Ama ben kahrolası güzellikte bir bebek değil; ona her ihtiyacım olduğunda bana şefkat gösterecek bir anne istiyorum. Beni koruyacak, kollayacak ve özgürce yuvadan uçuracak.

Daha doğar doğmaz adil olmadığını kavradığım, acı çekmenin ne demek olduğunu bana daha altı yaşındayken öğreten dünyaya hatta canım anneannemin çok iyi biri olduğunu iddia ettiği bizi yaratan şu Allah’a bile çok kızgınım, öfkeliyim. Ne biçim iş yapıyor?

Neden benim annem?

Gencecik annemin aklı başından usulca giderken, ben onun evden artık tek başına çıkamayacak olduğu gerçeği ile yavaş yavaş yüzleşip içimdeki nefret dalgalarına kapılan uslu ve minnoş bebeğimin kolunu ve bacağını acımadan sayısız defa koparıp, yerine taktım.

Bana ne!

Niye yaramazlık etmeyeyim ki? Madem annem olmayacak bana konulan hiçbir kurala uymayacağım. Hem o benim en iyi arkadaşım, Fatoş bana ses çıkarmaz. Siz karışmayın!

Defalarca hırpaladığım cansız bebeğimin dahi canı yanınca üzülen suratındaki koca kahverengi gözlerinden akan saydam yaşları öptüm. Küçük kollarımla kucakladım, mis kokan tenini içime çekip, sarıldım.

Günler akıyor, devran dönüyor ama bizim evde hiçbir şey değişmiyor. Anneme üzülmekten ben ölüyorum.

Çok enteresan Fatoş bütün bunlara rağmen bir türlü ölmüyor. Evde olan biten her şeyi minik çillerin gezindiği daima gülümseyen yüzüyle sessizce izlemeye devam ediyor. Iy seni inatçı şey. Salak. Aptal. Şımarık. Çirkin.

Ne dediğinizi duyar gibiyim!

Olsun, o benim. Ben de masum bir çocuğum. Ne yani, abarttıkça abarttım mı?

Üff!! Hanım ablalar bey babalar bana kafa tutup kızmayın. Susun be! O bebeğin adını bile ben koydum. Canım ne isterse onu yaparım.

Yüzünü karaladım, kirpiklerini kestim. Kalemin ucuyla bir gözünün akını çıkardım. Parmağının ucunu dişleyip bi’ güzel kopardım. Elbiselerini soyup çırılçıplak bıraktım. Donunu alev alev yanan sobaya attım.

I ı tık yok.

Balkonda bıraktım, koltuğun altına attım, gardıroba tıkıp üstüne yorgan bastım.

Yüzünü annemin kremiyle yağladım, boğazından kolonya akıttım.

Gece yatarken koynuma aldım, canım sıkılınca tekmeleyip attım.

Bana mısın demiyor!

Ben üzüntüyle dolup, için için ağlarken karşısında uzun uzun oturup onun içinden yıldızlar, galaksiler geçen gülen gözbebeklerine baktım. Haylazlık saatimde yanımda sessizce oturmasına hiç ses çıkarmadım.

Soruyorum size: Ben “yarın ne olacak” diye içimde volta atan, ağzını açınca alev saçan dinozor kılıklı belirsizlik canavarı ile mücadele etmeye çabalarken, Fatoş’un yan yatıp hiç durmadan neşeli şarkılar söylemesi ne kadar doğru? Bence hiç değil.

İtirazım var. Annem çok hasta ve benim yaşamanın güzel olduğunu hatırlatan hiçbir şeyi görmeye bile tahammülüm yok.  Ne demek efendim!  Ben gülmüyorsam o da gülmeyecek.

Ama yo yo ben iyi bir kızım biliyorum bu yaptıklarım çok ayıp. Ara sıra kendime çok kızıyorum.

O zaman alayım da güzel Fatoş’um salonun en güzel yerine evin sahibi gibi otursun dedim. Olmadı. Tek kolu yokken, her yanı yara bere içindeyken bir bebeği divanın en yumuşak yerine oturtup ona uzaktan bakmanın ne demek olduğunu siz nereden bileceksiniz? Ben güzelce anladım.

En sonunda bilmediğim bir dilden hiç bitmeyen bir müzik eşliğinde, neşeli şarkılar söyleyip sinirlerimi sürekli bozan bebeğimi banyodaki su dolu bakır kazana sokup işimi tamamladım. Çalan melodi Fatoş suya iyice batarken bir müddet daha işitildi, tekledi ve en sonunda sonsuza dek sustu.

Oh olsun ona! Madem bu kadar mutlu, o bunu çoktan hak etti!

Bakıın şimdi onun da bir gözü yok, kolunun biri kayıp, bacağının biri diğerinin yerinde takık, kirpiği yoluk, saçı kırpık, aya benzeyen yüzündeki çillerinin üstünde şimdi benim marifetim mavi zikzaklar dans ediyor. Tamam çırılçıplak soydum filan ama vanilya kokulu bedenindeki hatlar hâlâ yerli yerinde. Eskiye nazaran görüntüsü biraz değişse de o kaybolmadı ya. Bakın, burada hâlâ.

Ananemin azarları, ablamın nasihatleri, babamın zılgıtı filan beni kesemez.

En sonunda Fatoş öldü ve OHHH! Ben rahatladım.

Şimdi evdekiler sorsalar: “Kızım bu ne hâl?”

Aaaayy Tamam, lütfen bana kızma anneanneciğim. Kabul ediyorum, hepsini ben yaptım ama…

Şişşt! Lütfen susalım. Sakın bunları Fatoş’a söylemeyelim tamam mı?

Size söz, bir daha yeminle yapmayacağım.

7 YORUMLAR

  1. Aysun hanım ağlattınız beni. Çok duygulandım. Annem, Annem, Annem…Bir çocuk için ne kadar zor günler… Allah sabır ve güç versin…
    Yokluğu, en büyük kayıptır, mutlu günler buruk geçer, sığınacak limanınız yoktur artık ve artık daha güçlü olmak zorundasınızdır… Koruyucu meleğiniz sizi bir yerlerden izliyor mutlaka, ne güzel bir evlat yetiştirmiş. Nurlar içinde yatsın bütün vefat eden anneler… Anne yerine geçen Anneannelerimizin de mekanı cennet olsun. Nurlar içinde uyusunlar.

  2. Sevgili Aysun, kitabını okuduğum için belki de daha bir canlandırdım gözümde oyuncak bebeğinle ilişkini. İyi ki yazıyorsun. Öyle güzel anlatıyorsun🌱💜

  3. ….
    Çok çektin be Fatoş bebek!
    Hala hayattasın demek,
    Yıllar sonra buldun beni
    Hesaplaşmamız mı gerek?

    Bıkmadın mı, gel istersen,
    Söyle ne istersin benden?
    Çocuktum ben ufacıktım,
    Özür diliyorum senden!..
    ….

    • ….
      Bilmem senin ne niyetin,
      Fatoşçuğum hayat çetin!
      Şans değilse, nasip işi,
      Sen de nasibini çektin!…

      Nere baksan teferruat,
      Kabullerle dolu hayat!
      Teslimiyet iman işi,
      Fatoş bu iş mukaddesat!
      ….

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here