Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında

0

Bana gelip “Tek bir hakkın var. Değiştirmek istesen, kendinde neyi değiştirmek isterdin?” diye soracak olsalar hiç düşünmeden “aşırı hassaslığımı değiştirin” derdim.

Aylardır savaştığımız, köşe bucak kaçtığımız Covid-19 belası, hastane yatağında tek bir nefes için can çekişen hastalar, kaybedilen onca canın matemi ile bir tarafım gülerken diğer yanım sürekli için için ağlıyor. Sanki bunlar hiç yaşanmıyormuş gibi dışarıda maskesiz, mesafesiz umarsızca vur patlasın çal oynasınlar ise ayrı bir terane. Hayat işte, akıp gidiyor.

Nasıl bir döneme denk geldik biz Tanrı’m?

Her yeni doğan gün sevdiklerime bir şey olacak endişesi ile baş etmek zorundayım.

Ülke tarihinin en kötü ekonomik krizinden geçiyor, işsizlikten kırılan milyonlarca insanın derdiyle dertlenen yüreğim inanın neye hüzünleneceğini şaşırmış durumda.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de Hatay’da başlayan orman yangını. Yüzlerce hektar alan bir gecede kül olup gitti, kim bilir kaç kurt, kuş, kaplumbağa, karınca ormandaki yuvasında ateşler içinde kalıp telef oldu. Ağaçların dalları, kirpilerin yuvaları, çimenlerin canları. Sızım sızım sızlıyorum.

Gözlerimi yumuyorum ve düşünüyorum. Bu dünya bizim için tasarlanmış bir cehennem olabilir mi?   İddiaya göre sabotaj olduğu belirlenen yangına hain, insafsız, vicdansız, bebek katili, terör örgütü PKK neden olmuş. Şaşırdım desem yalan olur.

İnsan, bugüne kadar yaşadıklarımızı düşündükçe çıldıracak gibi hissediyor.

Kaderime kazınan haksızlıklar, sırtımdan yediğim bıçaklar, iftiralar, yalanlar, dolanlar, rant için doruklarına kadar kazına dağlar, hırsla, dünya malı için o yana bu yana koşuşturan insanlar, bilimsel inceleme adı altında insanlık yararına laboratuvarlarda kobay olarak kullanılan zavallı hayvanlar, tecavüze uğrayan çocuklar, öldürülen kadınlar, dişimi fırçalarken, duş alırken km’lerce ötedeki kutup ayısının buzulsuz kalmasını kafama takıp suyu idareli kullanmaya çalışmam. Hepsini tek, tek unutabilsem.

Neden? “Bunca kötülük neden?” diye sormaktan vazgeçebilsem.

İçimi kemirip duran suçluluk duygumdan bir kurtulabilsem.

Gün oluyor bir lokma yemek yerken bile vicdan azabı çekiyorum. Bu güzel vatan için şehit olan bir asker çocuğunun babasının arkasından boynu bükük, mahzun ve üzgün baktığı o an gelip beynime kurşun gibi saplanıyor. Yutkunamıyorum.

Kimse görmüyor ama ben ve benim gibi hassas insanlar hem kanıyor hem de binlerce kez ölüyoruz.

Hay ben böyle dünyayı..

Elimde olsa dünya yüzündeki tüm acıları hüp diye yutar; kimseye elem, keder bırakmazdım.

Ama elimden bir şey gelmiyor.

Yaşama dayanmak için acılarımı afyonlayan en güzel yol ise sanat.

Hafta sonu tüm bu depresif ruh halinden kurtulabilmek için Yapı Kredi Bomontiada’nın yolunu tuttum. Amacım bir taşla iki kuş vurmaktı. Çünkü kompleksin içinde hem Ara Güler Müzesi’ni hem de bu yıl üçüncüsü düzenlenen 212 Photography İstanbul sergilerini gezme şansım olacaktı.

Ara Güler Müzesi

Sergide bu kez Ara Güler’in fotoğraflarına Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dizeleri yoldaşlık ediyor. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ara Güler iki büyük yol ya da iki büyük yolcu. İlki bir tarihin entelektüel hafızası; öteki, bir tarihin görsel kayıt ustası.

Aynı Rüyanın İçinde, Ali Sina Özüstün’ün Dergâh Yayınları’yla birlikte projelendirdiği aynı adlı kitabın sergisi.

Aynı rüyanın izleyicisi olmayı hayal edenler için gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bir İstanbul hikâyesini anlatıyor.

Bir yandan büyük usta Ara Güler’in objektifinden ölümsüzleşen yedi tepeli şehrin eşsiz güzelliği, sokakları, köprüleri, meydanları, insanlarını seyre dalarken salonu dolduran Ahmet Hamdi Tanpınar’ın biricik dizeleri kulağınızdan adeta ruhunuza akıyor.

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre, geniş bir ânın

Parçalanmaz akışında

Nostalji tutkunu bu iki flanörün İstanbul Rüyası onları okuyan ve izleyenlerin belleğinde çağlar boyu kazınmaya devam edecek.

Ah! Ah! Nerede kaldı o eski İstanbul ve İstanbul beyefendileri…

212 PHOTOGRAPHY İSTANBUL

Ara Güler ve Tanpınar’ın eşsiz birlikteliğinden bir bölümü aynı bina içinde yer alan bu yıl üçüncüsü düzenlenen 212 Photography İstanbul organizasyonuna geçiş yaptım.

Geçmişten ilham alırken çağı yakalayan, fotoğrafın farklı dallarına odaklanırken farklı disiplinleri fotoğrafla buluşturan sergi bu yıl 8- 18 Ekim tarihleri arasında beş farklı mekânda gerçekleşiyor.

Merkezi Yapı Kredi Bomontiada olan 212 Photography İstanbul rotasına Tekfur Sarayı Müzesi, Zülfaris Karaköy, Şerefiye Sarnıcı, Akaretler Sıraevler’de dâhil oluyor.

Fotoğrafın farklı dallarında iddialı yeteneklere alan açmayı, fotoğraf sanatını deneyimleyerek geliştirmeyi ve daha ileriye taşımayı hedefleyen organizasyon benim gibi amatör fotoğrafçıların ufkunu açmak, kafasını uçurmak için bulunmaz bir nimet.

Çağımızın en önemli akımlarından olan mobil fotoğrafçılık konulu sergide sanatçıların yakaladığı enstantanelere hayran kalmamak elde değil.

Ortak dili fotoğraf olan bir etkinlik ile geniş fotoğraf ufukları arasında İstanbul’u dikkat çekici bir konum olarak işaretleyen sergi, sadece Türkiye’den değil dünyanın dört bir tarafından sanatçıların eserleri ile buluşmamıza zemin hazırlıyor.

İnsan bedeni nasıl bir fotografik malzemedir? Konudur? Sanatçı; kendi ya da başkalarının bedenini, görüntüsünü, imgesini nasıl kullanır? Nasıl dönüştürür? Ne zaman bu bir suistimal olur? Başkalarını takip ederken ne zaman kendi, ne zaman başkası olur? … gibi sorulara Ali Taptık küratörlüğünde İcra ve Müzakere bölümünde yanıt aranıyor.

Zeynep Kayan’ın yapı malzemeleri ve kendi bedeni ile oluşturduğu yarı-soyut fotografik kompozisyonlardan, Sergen Şehitoğlu’nın webcam ile çektiği portrelere kadar sanatçıların fotoğrafı bir sahne gibi kullanan, oyunbaz tutumları sizi bu dünyadan alıp başka bir âleme ışınlayacak.

Yapı Kredi Bomontiada’da gördüğüm sanatçılar içinde Ellen Kooı, Gregory Escande ve Özlem Şimşek’in eserleri benim için öne çıkanlar arasına girdi diyebilirim. 

Pandemi kurallarına büyük bir özen gösterilen, havalandırılmış geniş salonlarda, güler yüzlü ve kibar görevli arkadaşların her türlü yardıma açık olduğu; üstüne üstlük yapılan ikram ve hediyelerle misafirini şımartmayı bilen organizasyon, ruhunuzu daraltan sorunlarınıza kısa bir mola verip yeniden taze bir enerjiyle dolmanız için sizi de bekliyor olacak.

Sanat, sanatçı ve sanatseverleri seven, değer veren, destekleyen tüm kurum, kuruluş ve kişilere yürekten ettiğim binlerce teşekkürün boynumun borcu olduğunu belirtmek isterim.

(Fotoğraf: Ellen Kooi)

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here