Ne zaman büyürüz?

0

Eminim herkesin bu soruya verecek bir cevabı vardır ve çoğumuzun cevabı hayatın gerçekleriyle karşılaştığımızda büyürüz şeklinde olur.

Gerçek konusunda kuşkuluyum, ama hayata dair yaşadığımız tecrübeleri kastederseniz bunu anlarım, çünkü kendimizce gerçeklik atfettiğimiz bir kısım kabulden başka bir şeye sahip değiliz.

Yani gerçek dediğimiz o kabullerdir, tecrübe ise kabulleri olasılıklar üzerinden sınama katsayımızdır.

Şu, bir olguyu kaç olasılık üzerinden sorguluyorsunuz sorusunu sormayacağım, çünkü muhtemelen bilmiyorsunuz, zira elinizde onu ölçer bir cetveliniz yok. 

Ama o olguyu görünür birkaç olasılık üzerinden sınadığınız bir gerçektir.

Sınama basit anlamıyla tecrübe etmek demektir.

İnsan bugüne kadar görüp görmediklerini tecrübe ederek geldi ve bu tecrübe şartı bundan böyle de artarak devam edecektir, çünkü durduğu an bu gelişmenin durduğu anlamına gelecektir. 

Gelişme durduğunda ise, bu muhtemelen bildiğimiz hayatın sonunun geldiği anlamına gelecektir.

Ama konumuz büyümekti ve bizi büyüteninde tecrübe olduğunu söylemiştik.

Neye göre tecrübe dediğimizde ise, onu tecrübenin katsayısıyla izah etme yoluna gitmiştik.

Peki bu katsayının bir sınırı yok mu?

Aslında hem var hem de yoktur, bu olaya nereden baktığımıza göre değişebilir. 

Yoktur, çünkü nedenli düşündüğünüz sürece her nedenin bir nedeni olmak zorundadır ve bu nedenler serisi sizi bir sonsuzluğa götürmediği sürece mantığın kendi içinde sizi doğrulaması koşulu yoktur.

Ama diğer yandan vardır, çünkü her neden aynı zamanda bizzat o sınırsızlığın bir cevabıdır, yeter ki bunu görür olun.

Diğer yandan, aldığınız şeyin katsayısı sizdeki bilgilerle doğrulanması sınırına göredir.

Öyle ya, sizin de kendi doğrularınız vardır ve bir şey sizdeki doğrularla bir uygunluk arz ediyorsa neden doğru olmasın?

En azından sizin için.

Şimdi nasıl büyüyeceğimize bakalım!

Eğer kendi doğrularımızın sınırını görüyorsak bu büyümemize bir temel teşkil edebilir, ama illaki kabul etmemiz lazım, zira kabul etmeden büyümemizin bir koşulu yoktur.

Kabul etmek nedir derseniz, olanı derim.

Ama olanın ne olduğunu sorarsanız, bu seferde kabul ettiklerinizi derim.

Umarım kafanızı karıştırmıyorum, çünkü konu çok açık.

Ama yine de ortada bir karışıklık varsa bu kesinlikle benim hatam olmalı, çünkü anlatılan konu herkesin bildiği olsa da anlaşılmaz kılmak gibi özel bir meziyetim var! 

Olan, hepinizin malumu görüp kabul ettiklerinizdir, büyümek ise bu olanı bilince çıkarmak ve onu kabul etmekten başka bir şey değildir. 

Olay bu kadar basit mi?

Belki!

Örneğin bir şeyi kabul etmeniz için ona bir doğruluk atfetmeniz gerekir.

Onun doğruluğuna kabul vermeniz için ise, onun sizdeki bir kısım doğruyla uyuşması gerekir.

O doğruyu yok saymanız için ise sizdeki diğer doğruları da yok saymanız gerekir, çünkü onu doğrulamanın sırrı onun sizdeki doğrularla uyuşması sonucudur.

Biliyorum, buradan nasıl büyüyoruz diyeceksiniz.

Galiba büyümeyi de izah etmeliyim.

Aslında bu büyümenin tam anlamı kabul etmektir, siz olan şeyin diğer bir şeyin türevi olduğunu kabul ediyorsanız bu büyüdüğünüze işarettir.

Hayatta her şeyin bir karşılığının olması bizdeki bakış açısının bize kazandırdığı bir handikaptır, zaten olayları öyle görüyor ve değerlendiriyor olmamızın nedeni de budur.

Yani örneğin bir şeyin iyi olduğuna karar veriyorsak bu, karşılığında bir şeyin kötü olduğuna karar verdiğimiz içindir ve Swami Vivekananda’nın ifadesiyle (malumunuz Swami Vivekananda bir Hint bilgesi olarak kabul görür) eğer o kötülüğü durdurmak istiyorsak o iyiliğe de son vermemiz gerekir.

Öyle ya o iyiliğe anlamını veren o kötülüktür veya o kötülüğe anlamını veren o iyiliktir ve birinden kurtulmak istiyorsak bu aslında diğerinden de kurtulmak istediğimiz anlamına gelir. 

Ama tabii biz kötülük olmadan hayatı iyilikle doldurabileceğimizi düşünüyoruz.

İyi de kötülük olmadan biz o iyiliğin iyilik olduğunu nereden bileceğiz?

Aslında bilemeyiz ve nedenli düşünüyor olmakla aslında kötülük olmadan iyiliği bilemeyeceğimiz düşüncesine kabulde vermiş oluyoruz, ama nedense yine de olanı görmezden geliyor, geleceği olmasını umduğumuz gibi beklemeyi tercih ediyoruz.

İzin verirseniz sözü Swami Vivekananda’nın sözleriyle bitirmek istiyorum: Ölümü durdurmak için hayatı da durdurmak gerekir. Ölümsüz hayat ve acısız mutluluk çelişkidir; hiçbiri tek başına bulunmaz çünkü her biri aynı şeyin iki farklı tezahürüdür. Dün iyi olduğunu düşündüğüm şey hakkında şimdi öyle düşünmüyorum. Hayatıma ve bir zamanlar sahip olduğum ideallere dönüp baktığımda da bunu görüyorum. Bir zaman idealim güçlü bir ata binmek olmuş; başka bir zaman belli bir şekerleme çeşidi yapabilirsem mutlu olacağımı düşünmüşüm; sonra bir karım, çocuklarım ve bolca param olduğunda bundan büyük hoşnutluk duyacağımı hayal etmişim. Bugünse bu ideallere çocukça düşünceler diye gülüyorum.

Umarım sizde geriye doğru dönüp baktığınızda geçmişte sorun ettiğiniz pek çok şeye güldüğünüzü görüyorsunuzdur.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here