Nefret Tohumları Ekmeyin…!

2

Bu güzel ülkemizin insanlarının samimiyetine, geleceğine yapılan en büyük kötülükler, bilinçli veya bilinçsizce yapılan işler, sarf edilen sözler, haksız ve hukuksuz ama en önemlisi de hadsizlikle yapılan yaşamlara, inançlara müdahalelerdir. 

İnancı sadece dini açıdan düşünmeyin.

Topluma olan inanç. Geleceğe olan inanç. Adalete olan inanç. Özgürlüklere olan inanç. Huzura olan inanç. Devlete olan inanç…

Bu satırları okuyan herkesin altına ekleyebileceği “sınırsız sayıda inanç”.

Özellikle çok daha yakın tarihte, 28 Şubat döneminde yapılan yanlışların bugün nelere, kimlere, hangi yaşam koşullarına ve güçlere(!) nasıl destek verdiklerini, beslediklerini lütfen bir düşünün!

Yirmi yılı geçen süre önce, ben de o yıllarda henüz üniformalı bir askerdim.

O zamanın komutanlarının söylemleri, emirleri, ordumuzun kılcal damarları gibi tüm şehirleri, ilçeleri, hatta köyleri saran birliklerindeki en alt kademede görev yapan erlere, ailelerine, akrabalarına nasıl hatıralar bırakıldığı, nefret tohumları ekildiği hiiç gözetilmemişti..!

Ya da bile isteye o tohumlar saçılmıştı.

Reklam

Profesyonel askerlik görevinde bulunan subay, astsubay, uzman erbaşlar bir yana, TSK içinde görev yapan memurlar, işçiler ve ailelerine kadar varan emirler, engellemeler, ekilen nefret tohumları..!

Bir de gönüllü (zorunlu) askerlik vazifesini yerine getirmek için TSK’ne emanet edilen “er”ler.

Bu erlerin ailelerine getirilen yasaklar!

Yemin törenlerine dahi alınmamaları!

Ramazan aylarında yapılan veya yapılmayan düzenlemeler, iftar saatlerine dair emirler..! 

Daha ayrıntılı olarak anlatılması gereken yaşanmışlıklar da var ama, çoğu o günleri yaşayan bizlerin ve kalpleri kırılarak yüreklerine saçılan nefret tohumlarını büyüterek bugünleri görenlerin anılarında saklı..

“Bin yıl sürecek” denilen devran, o saçılan nefret tohumları sayesinde çok kısa sürdü.  

Tohumlar “baskı hormonuyla” palazlandı, yeşerdi, filizlendi, çoğaldı.. çoğaldı.. çoğaldı.

Reklam

Ortam, yüreklere akıtılan gözyaşlarının besleyip büyüttüğü o nefret tohumları, güya ötekileştirilen, dışlanan kesimlere can suyu oldu, mağduriyetleri sahiplenenleri ve temsilcilerini de siyasi iktidar yaptı.

Ve zaman geldi bu temsilciler(!) muktedir de oldu… 

Daha çok geçmeden eskinin mağdurlarının temsilcileri bir baktık “mağrur” oldu!

Kayıp(!) yılların acısını çıkarırcasına siyaset, söylem, eylemler giderek arttı.

Cüret tavan yaptı…

Son yıllarda görüyoruz ve yine yaşıyoruz ki, bu sefer eskinin mağdurları, topluma yeni nefret tohumları saçar oldu.

Bu eskinin mağdurları cenahındaki aklıselim(!) zatı muhteremlerden bazıları uyarılarda bulundu ve bulunuyor da.

Mesela sayın Abdurrahman Dilipak; “Cemaat” dediğimiz yapılar şimdi daha önemli işlerle meşguller. İhale takip ediyorlar, bürokrasiye, siyasete adam yetiştirmeye çalışıyorlar. Zikir, dua merasimleri ile günler geçip gidiyor. 

Genel olarak “elleri ayakları boş değil, tuttukları iş değil…

Öyle bir dine inananların inançları devam ediyor, ya da Deist oldular, Agnostik oldular. Birileri böyle bir dine inanmıştı ve bu dini de çok sevmişlerdi. Onların elinden iktidar gücünü aldınız, peki o inançları ne oldu. 

Bana sorarsanız, yeni etiketler, çatılar, yapılar altında ve farklı isimlerle varlıklarını sürdürüyorlar…

Kalkancı’dan ders almadık, Adnani’lerden ders almadık, F. Gülen’den ders almadık, “Anti Kapitalist İslam” diye etiketlenenlerden ders almadık. 

Sırada daha bir sürü radikal, ılımlı “İslamcı” örgüt var…

Biz de, “el Emin” miyiz ona bakalım, kendi Müslümanlığımızı bir gözden geçirelim. 

Bu maskaralıklara ne zaman son vereceğiz. 

Siyasetin, yargının, bürokratın, Media mensuplarının yanında Diyanet’in de itibarı yerle bir oldu…”  diye uzayıp giden uyarılarını acaba dikkate alan var mı? Oldu mu?

Ve Dilipak’ın bu uyarısı ilk de değil…

Muhafazakar camianın bir başka isminden Levent Gültekin’in değişik zamanlarda yaptığı şu uyarılarına ne demeli!

“Muhafazakâr eksenli siyaset artık Türkiye’ye bir alternatif üretemez, bütün enerji AK Parti ile tüketildi.”

“Geçmişteki bütün yanlışlara bile bile ortak olmanızın bir nedeni zihninizden bir türlü atamadığınız kimsenin tam olarak ne olduğunu bilmediği ‘dava’ dediğiniz şeydi.

Bütün bu kötülüklere, yanlışlara, yıkımlara, demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten, adaletten, uzaklaşan politikalara, millet iradesini hiçe sayan yaklaşımlara, tek adam rejimi gibi çağdışı bir yönetim anlayışına destek vermenizin altında yatan şey hepimiz biliyoruz ki inandığınız o davanın zaferini görme arzusuydu. Şimdi geldiğimiz noktada ülke adına hepimizi endişelendirecek bir sonuçla karşı karşıyayız.

Burada esasında iflas eden Erdoğan değil sizin ‘dava’ dediğiniz İslamcılıktır

Vatandaşlık bağını değil, ümmet bağını esas alan anlayıştır.

İnanç özgürlüğüne dayalı laikliğin bu ülke için ne kadar elzem olduğunu göremeyip inancın siyasetin malzemesi yapılarak topluma, ülkeye din gömleğini giydirme çabasıdır…”

“İslamcılarda inançla ülke meselelerini çözeceğini dair çok ciddi bir iddia ve olağanüstü bir özgüven vardı. 

AKP inançla ülke meselelerinin çözüleceği iddiasını çürüttü. Çözmeyi bırak, şu anda çürüyor her şey, inancı da tüketen bir canavara dönüştü. 

İnancı zedeledi, değersizleştirdi. O yüzden yıllarca bu iddiayı savunmuş insanlar, olağanüstü bir travma geçiriyorlar…

“Artık İslamcıların topluma, ülkeye dair söyleyecek bir şeyi yok. Eğitimde, ekonomide, toplumsal barışta yeni ve farklı bir şey yapamadılar. Zaten övündükleri tek şey yol, köprü, havaalanı. Bunları yapmak için de İslamcı ya da dindar olmaya gerek yok ki!…

“Sözleri, yaklaşımları, dinden anladıklarında derinlik yok, düşünce yok. Lümpenlik hâkim. Değerleri olmayan, kimliği olmayan bir anlayış. Kötülüğü yücelten bir anlayış var. Çünkü kendisi kötülükten besleniyor. 

Bir ülke kötülük üretiyorsa, ordan kötü insanlar çıkar. 

Şu anda topraktan kötülük fışkırıyor. 

Çünkü iktidar kötülükten besleniyor…”

Hülasa;

‘Yapmayın! Etmeyin! Devr-i sabık yaratmayın! Yeni nefret tohumları saçmayın!’ 

Ama zehir bünyeye girmiş bir kere. 


Güç zehirlenmesinin kaçınılmaz sonuçlarını yeniden görecek bu toplum!

Ucundan kıyısından görüyor ama görmemezlikten, duymamazlıktan, bilmemezlikten geliniyor!

Geçmişin istemeye istemeye de olsa haksız, hukuksuz ve adaletten yoksun söz, eylem ve uygulamalarına isyan eden kesimlerin verdikleri desteği, onayı yanlış algıladılar demek ki..

Ya da..!

Bugün ise bakıyoruz, devletin anayasasını, yasalarını tanımazmışçasına verilen kararlar!

Dayatmalar! 

Baskılar! 

Ötekileştirmeler!

Özelleştirmeler!

Kurumlardaki kişiselleştirilme uygulamaları!

Artık gizleme gereği bile duymadıkları nepotizm!

Toplumun gözüne sokarcasına ve adeta kafa tutarcasına çekilen peşkeşler! 

Artık, mevcudiyetimizin yegâne ve son iftiharı olan “Türkiye Cumhuriyeti” ile hesaplaşırcasına toplumun gözü önünde yaralanan vicdanlara geldi sıra…

“Cumhuriyet” kurulmamış da, başka bir düzen(!) varmış gibi bir tavır…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm değerlerimizi, birikimlerimizi değersiz ve önemsiz kılma çabaları…

Atatürk’ü dualardan dahi çıkarma çabaları!

Hatta yok sayma cüretkarlıkları!

Şehitleri, gazileri dahi artık dönemlere ayırmalar!

Zannetmeyin ki bu devran böyle kalacak!

Yapılanlar unutulacak!

Gasp edilenler, edenlerde kalacak!

Ve geçmişten ders alınmayan o tohumların yeşerttiği gibi, şimdi saçılan nefret tohumları da başka devranlar yeşertecek…  

Gelin artık yol daha bitmemişken kendinize gelin…

Demedi demeyin! 

Vazgeçin! Topluma, geleceğimize, nefret tohumları ekmeyin..!

****

Cumhuriyet; fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular İster…

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, silah arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor, tüm vatandaşlarımızın tüm milletimizin Cumhuriyet Bayramını şimdiden kutluyorum.

2 YORUMLAR

  1. Yine çok güzel bir makale tebrik ederim. Cumhuriyet sayesinde iktidar olduktan sonra Cumhuriyet’in izlerini silmeye çalışarak kök salacaklarını zanneden aklı yarım zavallılar, çok ümitvar olmamakla birlikte ama yine de, umuyorum gereken mesajı almıştır.

  2. ÇOK MÜKEMMEL BİR YAZI OLMUŞ TEBRİK EDİYORUM.BU VESİLEYLE AYNI YILLARDA (28 ŞUBAT) BEN DE SİZİN GİBİ ÜNİFORMALI BİR VATANDAŞTIM.O YILLARI ALLAH BU MİLLETE BİR DHA YAŞATMASIN.BÜTÜN DÜŞÜNCELERİNİZE AYNENEN KATILIYORUM ANCAK ”BİN SÜRECEK” DENİLEN DEVRAN ÇOK KISA SÜRDÜ DÜŞÜNCENİZ HARİÇ.O DÖNEMİN BİR YAŞAYANI OLARAK O PSİKOLOJİK BASKILAR AİLE HAYATIMIZDA TELAFİSİ ASLA MÜMKÜN OLMAYAN YARALAR AÇTI VE HALA DA DEVAM EDİYOR.BU UZUN BİR KONU.BELKİ BAŞKA BİR PLATFORMDA DAHA NET VE UZUN UZADIYA ANLATILABİNİR ANCAK.40 YAŞIMDA O ÇOK SEVDİĞİM HEM ÖĞRETMENLİK HEM DE SUBAYLIK MESLEĞİMDEN İSTEMEYE İSTEMEYE AYRILMAK ZORUNDA KALDIM.YİNE BAHSETTİĞİNİZ GİBİ AYNI O DÖNEM BİRİLERİNE YAPILANLARI HEM DE İSLAM ADINA KABUL ETMEM DE MÜMKÜN DEĞİL.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here