Nefsi, Heva/Arzu ve İstekleri Putlaştırmak

0
gündogdu

Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah’ın; (halini) bildiği için saptırdığı ve

kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü?

Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Câsiye, 45/23)

Nefis ve Heva’nın mahiyeti

Nefis sözlükte; “ruh, can, hayat, hayatın ilkesi, nefes, varlık, zat, insan, kişi, hevâ ve heves, kan, beden, bedenden kaynaklanan süflî arzular” gibi mânalarına gelir.(Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nfs” md)

Kur’an’da “ruh” anlamında kullanıldığı gibi (el-En‘âm 6/93) “zat ve öz varlık” mânasında da kullanılmıştır (Âl-i İmrân 3/28, 30).

Kur’an ve hadislerde nefsin çeşitli niteliklerinden söz edilir. Bu hususlar, nefsin ne olduğunu açıkça ifade etmese de birtakım ipuçları vermesi bakımından önemlidir. Nitekim nefse dair yapılan tanımlarda bu ipuçlarından faydalanılmıştır.

Sûfîler genellikle nefsin mahiyetinden daha çok onun zaafları, hileleri, kötülükleri, hastalıkları, bunları tedavi etmenin yollarıyla kötülüklerinden korunmanın çareleri ve nefis terbiyesi gibi konular üzerinde durmuşlardır.

Tasavvufta nefis denilince şer ve günahın kaynağı olan, “kötü huy ve süflî arzuların tamamı” anlamına gelen ‘Heva’,  yani kötülüğü emreden (Yûsuf 12/53) nefis anlaşılır.

Sözlükte “istek, heves, meyil, sevme, düşme” gibi anlamlara gelen hevâ kelimesi;  terim olarak “nefsin, akıl ve din tarafından yasaklanan kötü arzulara karşı olan eğilimi” yahut “doğruluk, hak ve faziletten saparak haz ve menfaatlere yönelen nefis” mânasında kullanılmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “hvy” md.).

Bu bağlamda, “Sana gelen iyilik Allah’tan, başına gelen kötülük ise nefsindendir” gibi âyetlere (en-Nisâ 4/79) ve, “Allahım! Nefislerimizin şerrinden sana sığınıyoruz” (Dârimî, “Nikâḥ”, 20; İbn Mâce, “Nikâḥ”, 19; Nesâî, “Cumʿa”, 24); “Allahım! Nefsimizin şerrinden sana sığınırım” (İbn Mâce, “Ṭıb”, 36; Tirmizî, “Daʿavât”, 14); “Allahım! Bir an bile beni nefsimle baş başa bırakma!” (Muhâsibî, er-Riʿâye, s. 384-385) gibi hadislere sıkça atıf yapılır.

Sınırsız Arzu ve İstekleri Putlaştırmak

Putlaştırma, Nefsin, heva yönü, sonsuz ve sınırsız arzu ve istekler  üzerinden gerçekleşir. Biz de bunu esas alarak konuyu ele aldık.

Esasen İnsanoğlu yaratılışı itibarıyla dünya nimetlerine meyyaldir. Onun dünyaya ve dünya nimetlerine meyli, yaşama arzusunun bir gereğidir.

Bu itibarla insan, ölümü arzu etmez. Her insan gibi biz müminler de daha uzun ömürlü olmayı, daha sağlıklı ve mutlu yaşamayı arzu ederiz.

Bununla birlikte dünyadaki hayatımızın ölümle sınırlı olduğunu, ölümsüzlüğün ve ebediyetin ancak ahiret hayatında olduğunu biliriz ve buna inanırız.

Ancak ahiret hayatındaki ebedî mutluluğu kazanmamız için dünya hayatındaki heva/arzu ve isteklerimizin meşru ölçüler dâhilinde sınırlandırılması gerekir. Bu arzu ve isteklerin sınırsızlığı insana mutluluk değil, doyumsuzluk ve sonunda huzursuzluk getirdiği bir gerçektir.

Sevgili Peygamberimiz, “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa bir ikincisini ister; onun (bu ihtirasını) ancak toprak (ölüm) doyurur. Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder” (Müslim, “Zekât”, 117; hadis no: 2464) buyurarak insanın arzu ve isteklerinin tükenmeyeceğine, bunun ancak ölümle son bulacağına işaret etmiştir.

Bu bakımdan İslam dinine göre insan, heva/arzu ve ihtiraslarının mahkûmu ve esiri olmamalıdır. Arzu ve isteklerini kontrol altında tutabilmelidir. Mutluluğun yolu da arzu ve isteklerin kontrol altına alınmasından geçer.

 “Kanaat tükenmez hazinedir” sözünde olduğu gibi insan, arzu ve isteklerini kontrol altına alarak arzu ettiğine erişemese de, bulunduğu hâl üzere mutluluğu yakalayabilir. Çünkü mutluluk; insanın, insan olması itibarıyla sınırsız bir özgürlüğünün olmadığını bilmesine bağlıdır.

Nefis ve heva yani sosuz ve sınırsız arzu ve isteklerin bir disiplin altına alınmadığı, hiçbir değer tanımadan sorumsuzca yerine getirilmeye çalışıldığı durumda insan, tamamen bu duyguların ve isteklerin mahkûmu olur.

Kontrolsüz ve başıboş bir iştah mahkûmiyeti, gerçekte insanın özgür iradesini arzu ve heveslerine teslim etmesi anlamına gelir.

İşte bu durumda insan, belki de hiç farkında olmadan, âyet-i kerimede ifade edildiği gibi “nefsin, heva/arzu ve isteklerini ilah edinen” birisi oluverir.

Âyet-i kerimede nefsî arzularını ilah edinen kimsenin, Allah’ı tevhîd etmek hususunda sapıklığa düştüğü ve buna bağlı olarak da kulaklarının ve kalbinin mühürlendiği, gözlerine de perde çekildiği belirtilmektedir. Zira Allah’ı tevhîd etmek, O’ndan başkasının ilahlığının reddedilmesiyle, O’nun emir ve yasaklarını kendi arzu ve heveslerine tercih etmekle olur.

Bir kimse, Allah’ın yegâne yaratıcı olduğunu kabul ettiği halde O’nun emir ve yasakları konusunda kayıtsız kalırsa bu durum o kimsenin, Allah’ın ilahlığını tasdik etmekte kusurlu olduğu anlamına gelir.

Böyle bir kimse kendi heva ve hevesini “ilah” edinecek şekilde putlaştırırsa, bununla, kendi sonunu hazırlayarak gerçeği anlamaya kulaklarını tıkamış, gözlerini ve kalbini kapatmış demektir.

İşte bünün için âyetteki “Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?!” ikazının dikkate alınması gerekir. Bu itibarla biz müminler, yaratılışı itibarıyla iyi ve kötüyü işlemeye yatkın ve muktedir olmamız hasebiyle, arzu ve isteklerimizi putlaştırma tehlikesine karşı uyanık olmalıyız. Her türlü istek ve iştahımızı bir disiplin içerisinde kontrol altında tutmalıyız.

Bunun yolu, Allah’a yönelerek, O’nun emir ve yasaklarına, (helal-haram) riayet etmek suretiyle O’ndan yardım dilemekten geçer. Arzu, heves ve ihtiraslarımızın Allah’ın emir ve yasaklarıyla sınırlı olduğunu bilmemiz ve bunlara riayet etmemiz gerekir.

Âyet-i kerimede ifade edilen kulağın ve kalbin mühürlenmesinin, gözlere perde çekilmesinin kendi yapıp ettiklerimizle doğrudan ilgili olduğunu unutmamamız gerekir.

Sonuç itibarı ile; Allah’ın bildirdiği helal ve haramlara, emir ve yasaklara bağlı kaldığımız ölçüde, hakikati anlama ve uygulama konusunda, tevhidi hak ederiz.

Bunlara kayıtsız kaldığımız ölçüde  duygu ve duyu organlarımız hakikati anlama ve uygulama konusunda körelir ve sonuçta duyarsız hâle gelir.

Son zamanlarda Müslümanların bir çoğunun, maddi-manevi menfaatlerinin/nefis ve hevası uğrunda: iman, ibadet, ahlak, şirk/putlaştırma, hak ve hukuk vb. konularında  hal, tavır, fiil ve söylemlerinde kayıtsızlık, umursamazlık, ciddiyetsizlik;

Hırsızlık, haksızlık, şiddet/zulüm ve zina vb. konular karşısında görmezlikten gelme veya susma şeklinde müşahede edildiği ve görüldüğü gibi!

Vesselam.

Kaynak: İslam Ansiklopedisi, Nefis, Heva mad; Kur’an’dan Öğütler-I, 132.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here