Neye el attılarsa batırdılar, çökerttiler ve kaynakları kuruttular; demokrasiyi, adaleti çökerttiler..

0

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. 3 milletvekilinde koronavirüs testinin pozitif çıktığını belirten Buldan, şunları söyledi:

“Şu an genel sağlık durumları iyi, tedavileri sürüyor. Milletvekillerimize ve COVID19 nedeniyle tedavi gören tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyorum. Bu konuda elbette şeffaf olmaya, kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Ne yazık ki salgın hala can almaya devam ediyor. Tehlikenin hala geçmediğini, tedbiri elden bırakmamak gerektiğini belirtmek istiyorum. Bölge illerinde gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle vaka sayıları her geçen gün artıyor. Normalleşme adı altında rakamları düşük tutmak için korona şüphesiyle hastanelere giden insanlarımıza yeterince test yapılmadığı bilgisini alıyoruz. Hastanelerin yetersiz kaldığı bilgisini alıyoruz. Özellikle Cizre’de vaka sayısının artması endişe vericidir. Esnaf kendi inisiyatifiyle kepenk kapatmakta ve evde kal çağrısı yapmaktadır. İktidarın vurdumduymazlığı karşısında Cizre başta olmak üzere tüm Bölge illerinde halkımıza kendi tedbirlerini almaları konusunda buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Partimiz bütün imkânlarıyla halkımızın yanında olmaya devam edecektir.

Ülkenin her gün biraz daha kötüye gittiği; siyasi, ekonomik, toplumsal krizlerin giderek derinleştiği ve buna bir de salgın krizinin eklendiği çok kötü günlerden geçiyoruz. Bugün yaşadığımız tüm sorunlar dünün ve bugünün değil, AKP’nin 18 yıllık iktidar sürecinin, yönetme anlayışının sonuçlarıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi daha doğrusu sistemsizliği 2 yılını doldurmuş durumda. Bizce artık bu sistem ömrünü de doldurmuştur. Ekonomi uçacak dediler, ekonomiyi değil vatandaşın cebindekini uçurdular. Demokratik standartlar yükselecek dediler; işkencenin, yasakların, adaletsizliklerin standardını yükselttiler. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü dediler; Saray’ın üstün hukukunu inşa ettiler. İşsizlik azalacak, enflasyon düşecek dediler; işsizliği, enflasyonu, doları yükselttiler. Milli gelir artacak dediler; yandaşların gelirini artırdılar.

Neye el attılarsa batırdılar, çökerttiler ve kaynakları kuruttular; demokrasiyi, adaleti çökerttiler. Barış iklimini yok ettiler. Toplumu kutuplaştırdılar, nefret iklimini ülkenin her yerine yaydılar. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, kayyım, darbe, hukuksuzluk, gözaltı, işkence, yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik ve sefalet sistemidir. Bu sistemin sefasını Saray ve yandaşları sürmekte, cefasını ise halk çekmektedir.

Karşımızdaki iktidar o kadar kırılgan ki herkesten ve her şeyden korkmaktadır. Halktan korkuyorlar, gazetecilerden korkuyorlar, kadınlardan, gençlerden, işçilerden, emekçilerden, yoksullardan, avukatlardan korkuyorlar. Düzenlerini yalan üzerine kurdukları için aslen hakikatten korkuyorlar. Gerçeklerin ortaya çıkmasından korkuyorlar. HDP’den, mücadele geleneği ve kararlılığından korkuyorlar. Yarattığımız tüm demokratik değerlerden, Edirne’den Hakkari’ye uzanan demokrasi yürüyüşümüzden korkuyorlar. Halkların buluşmasından, omuz omuza olmasından korkuyorlar. Suriye’de Kürt halkının Suriye halklarıyla birlikteliğinden korkuyorlar. Ortadoğu’da ve dünyada demokrasi rüzgârı eserse oradan korkuyorlar. Barıştan korkuyorlar. Tiyatrodan korkuyorlar. Twitter’dan korkuyorlar. Hepsinden önemlisi iktidarlarını kaybetmekten korkuyorlar. Rant düzenlerinin son bulacak olmasından, bu devranın değişecek olmasından korkuyorlar.

Yol açtıkları hukuksuzlukların, kurdukları paralel hukuk düzeninin, başvurdukları demokrasi dışı uygulamaların, yaptıkları yolsuzlukların, adaletsizliklerin hesabını verecek olmaktan korkuyorlar. Korktukça da her geçen gün daha da saldırganlaşıyorlar, hukuk dışı politikalara yöneliyorlar. Toplumda gelişen demokratik refleksleri boğmak, halkı korkutmak ve sindirmek için ellerindeki tüm devlet gücünü orantısızca kullanıyorlar. Yerel demokrasi güçlenmesin diye belediyelere hukuksuzca kayyım atıyorlar.

HDP ve muhalefet demokratik siyaset yapmasın diye milletvekilliklerini düşürüyorlar. Gerçekleri yazmasın diye gazetecileri tutuklayıp medyayı susturmaya çalışıyorlar. AKP’li olmayan belediyeler toplumla dayanışma içerisinde olmasın diye yardımları da engelliyorlar. Barolar, hukukçular adaleti savunmasın diye yürüyüşlerini engelliyorlar. İktidarın politikaları eleştirilmesin diye sosyal medya paylaşımı yapanları tutukluyorlar. Kadınlar seslerini çıkarmasın, kadın örgütlülüğü gelişmesin diye kadın kurumlarına operasyon üstüne operasyon yapıyorlar.

Reklam

Kürtler ne ettir, ne tırnaktır; Kürtler bir halktır

Eli sürekli tetikte olan bir devlet ve iktidar aklı diyalog, müzakere ve siyasi çözüm yollarını ortadan kaldırarak, ne Kürt sorununu ne de Suriye sorununu çözebilir, çözemeyecektir. Kürt sorunu eninde sonunda müzakere masasında, barış masasında çözülecektir. Bundan kaçış yoktur. Bir yandan Kürt düşmanlığı yapıp diğer yandan da Kürtlerle etle tırnak gibiyiz diyenlere de yeri gelmişken şunu hatırlatıyoruz: Tarih boyunca Kürt halkına en ağır zulümleri yaptınız. Asit kuyularına attınız, darağaçlarında astınız, işkencelerde faili meçhul cinayetlerde öldürdünüz. Mezarlarına dahi saldırdınız. Bir anneye oğlunun kemiklerini kargoyla gönderecek kadar insanlıktan çıktınız. Kürtlerin seçtiği belediyeleri birer birer gasp ettiniz. Kürt halkı sizi ve zihniyetinizi çok iyi tanımaktadır. Kürtler ne ettir, ne tırnaktır. Kürtler bir halktır ve bir halk olarak dünya halkları gibi kimliğiyle, kültürüyle, diliyle nasıl onurluca yaşadıysa bundan sonra da yaşamaya devam edecektir.

Kürt sorununu yok sayan AKP İktidarı, aynı şekilde ülkedeki bütün demokrasi ve adalet taleplerini de aynı düzeyde yok saymakta, görmezden gelmektedir. İktidarın tek derdi kendi vesayet sistemini kalıcı hale getirmektir. Tekçilik sistemiyle tüm ülkeyi tekleştirmek, biçimlendirmek istiyorlar.

Önce hukuku ortadan kaldırdılar, şimdi de hukuk savunucularını ve onların örgütlenmesi olan baroları tasfiye etmek için uğraşıyorlar. Yargıyı, hakim ve savcıları Saray’a bağladılar. Adalet saraylarını Saray’ın arka bahçesi yaptılar, yargıyı biçimlendirdiler. Çay toplattıkları yargıçları Saray’ın önünde düğme ilikler hale getirdiler. Şimdi geriye savunma kaldı yani barolar. Savunmayı da çökertebilmek ve ele geçirebilmek için günlerdir uğraşıyorlar.

Günlerdir engelliyorlar ve günlerdir baroların yaptıkları eyleme müdahale ediyorlar. Baro başkanları, avukatlar demokratik haklarını kullanarak adalet için yollara düştü, yürüdü ve seslerini duyurmaya çalıştılar. Bundan korkan iktidar, yürüyüşü engelledi, Ankara girişinde baro başkanlarına müdahale etti ve baroları susturmaya çalıştı. Hukuk savunucularına saldırmak ancak ve ancak hukuksuzların işi olabilir. AKP bunu da yaptı. Çoklu Baro Sistemi diye ortaya bir öneri attılar.

Bugün Meclis Başkanlığına bu tasarıyı sundular. Amaçları; Saray güdümlü barolar oluşturmaktır. Avukatların bütünlüğünü bölmek, çoğunluğu temsil eden avukatların temsil hakkını kısıtlamak ve muhalif görülen sesleri bastırmaktır amaçları. Çünkü mevcut iktidarın yargı üzerindeki etkisini kısmen de olsa kırmaya çalışan yargının üç temel ayağından biri olan savunmadır. İktidar, yargıdaki hukuksuzlukları meydana çıkaran savunmadan rahatsızlığını, savunmayı da zapt-u-rapt altına alarak gidermeye çalışmaktadır.

Har vurup harman savurdular, halkın kaynaklarını şatafata harcadılar, betona gömdüler, yandaşa dağıttılar. İnsanların vergisini savaşa, dağa taşa bomba olarak attılar. Müteahhitlerini, gazete patronlarını zengin ettiler. Kendileri varlık içinde yüzerken halka yokluğu, yoksulluğu yaşattılar. Adil yönetici, halkına verdiği kadar alan, halk doyduğu kadar doyandır. Bunlar ise halkının sırtından doyanlardır.

Erdoğan ‘6 milyon vatandaşa 1.000 TL yardım yaptık’ diye övünüyor özellikle pandemi başladığı günden beri aynı cümleleri kurduklarını görüyoruz. Üç ay için 1.000 TL verdiler, ama üç aydır da bunu dilinden düşürmüyor. Sanırsınız her ay 1.000 TL ödediler. Verdikleri üç kuruşu dillerinden düşürmezler ama halktan topladıklarını ise açıklamazlar. 15 Temmuz için ne yapmışlardı hatırlarsınız, bağış topladılar. Nereye harcadıkları inanın belli değildir. Hala hesabını veremiyorlar. Belli ki iç etmişler, yani 15 Temmuz’da topladıkları paraları iç etmişler ve bunun hesabını veremiyorlar. Salgın başladığında IBAN numarası verip halktan para topladılar. Toplanan 2.1 milyar liranın nereye gitti belli değildir. Çünkü bunu da açıklayamıyorlar. İdlib için para topladılar. Ne olduğu, ne zaman dağıtılacağı belli değil.”

Reklam

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here