Neyi, hangi birini yazmalı…!

3

Merhaba değerli okuyucular. Kaç gündür bana ayrılan bu köşede yeni köşe yazımı yazacağım ama bir türlü olmuyor. Gerek gün içinde bir şeylerle uğraşırken gerek gece yastığa başımı koyduğumda aklımda bir sürü konu birbirine karışıyor başlığın birini siliyorum diğerini yazarken. Sanki beynimde yazdığım kağıtları beğenmeyip sinirle buruşturup atıyorum beynimin içinde bir yerlere ve yenisini tekrar tekrar yazıp siliyorum yine buruşturup atıyorum. 

Neden mi? Çünkü Türkiye’de yaşıyorum. Gazetecilerin çok iyi bildiği, gazetecilik derslerinde de öğretildiği üzere Türkiye bir haber cenneti. Yani burada nereye elini atsan belki bir petrol, doğalgaz fışkırmıyor ama her an her yerden yeni haberler ülke gündemine oturuyor. Son haftalarda ise ülke gündemi o kadar yoğun ki hangisini yazayım ne yazayım diye konular ve başlıklar arasında gidip geldim. Ve en sonunda imdadıma 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel yetişti. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim ama merak etmeyin başka boyutlarla veya soyut varlıklarla iletişim kurabilme yeteneğim yok. Hatta öyle bir niyetim de yok.

Tencerenin düşüremeyeceği hükümet yoktur…!

Lafın kısası bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) arasındaki çekişmeyi şaşkınlık içinde izlerken, bir yandan da hız kesmeyen dolar ve akaryakıt fiyatları yakın Türk siyasi tarihine damgasını vuran rahmetli Süleyman Demirel’in o meşhur sözünü getirdi aklıma “Tencerenin düşüremeyeceği hükümet yoktur, kaynamayan tencere her iktidarı götürür.” Sanırım bu cümle yirmi yıllık AKP iktidarı boyunca ilk defa bu kadar anlam kazanıyor. Çünkü onca yıla ve onca siyasal hata ve yanlışa, kamplaş(tır)malara rağmen AKP iktidarı bir şekilde sıcak parayı ülkeye getirmeyi ve tutmayı başardı. Ama artık gelinen süreçte o paranın da çekilmesi ile ekonomik krizin ve adaletsiz bir paylaşımın daha da can yakmasının birçok konuda AKP’yi (Recep Tayip Erdoğan’ı) koşulsuz şartsız destekleyen kitlede de kırılmalara neden olduğunu düşünüyorum. Yani artık şartlar millete mutfağındaki ocakta kaynayan tencerenin aslında ne kadar boş olduğunu gösterdi. Son günlerde birbirinden farklı şehirlerde sokakta tanımadığım insanlarla konuşuyorum. Kimi AKP’ye oy vermiş kimi asla vermeyecek kişiler ama hepsi eve götüremedikleri bir ekmek parasından şikayetçi. Napolyon’un bana göre eksik söylediği cümledeki gibi sadece Ordular değil, tüm insanoğlu midesinin üzerinde yürüyor. Bu yüzden tencerelerinin boş olduğunu fark etmeye başlayanlar sanırım 2023 için sabırsızlanıyor. Öyle ki, AKP iktidarı boyunca rejim kaygısı, insan hakları ve özgürlüklerin yitirilmesi gibi sebeplerle birçok miting, gösteri yapan halk ilk defa böylesi geniş bir kitle olarak ekonomik sıkıntılardan dolayı meydanlara inerek sesini yükseltmeye başladı. Asgari ücretlisinden emeklisine, işsizinden ev hanımına birçok kesimden insan geçinemiyoruz diyerek “Geçinemiyoruz” mitinginde buluştu. Yani resmi rakamların aksine sokağın, mutfağın rakamları hiç iç açıcı gözükmüyor. Anlaşılan o ki bu yıl karakış yaratılan ayrıcalıklı küçük bir kesim dışında hem hükümet hem de tüm ülke için çok zor geçecek.

TÜGVA

Doların yükseldiği akaryakıta zam üzerine zam geldiği bu günlerde bir de bakıyorsunuz ki Yüksek İstişare Kurulu üyeleri arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve birçok AKP’li milletvekili ya da üst düzey yöneticinin de bulunduğu Türkiye Gençlik Vakfı’nda (TÜGVA) bir şeyler oluyor. İddialara göre vakıf, emniyet ve askeriye gibi kurumlar başta olmak üzere devletin birçok kurumunda Fetö’den boşalan yerleri doldurarak örgütleniyor. Ancak geldiğimiz noktada halkın gözünde bunun pek bir önemi olduğunu sanmıyorum. Eğer öyle olsaydı zamanında da Fethullah Gülencilerin devlet içinde örgütlenmesine bu kadar sessiz kalınmazdı. Gelinen bu noktada halk için önemli olan tek şey ekonomik adaletsizlik. Yani paranın adil dağıtılmaması. Bütün mesele burada başlıyor çünkü, ahlaklı, hoşgörülü bir gençlik yetiştirmek için kurulan bir vakfın yöneticilerinin on binlerce lirayı bulan ballı maaşları dudak uçuklatmanın yanı sıra geçim derdiyle mücadele eden geçinemeyen sokaktaki vatandaşın da zoruna gidiyor. Ve henüz başta kabarık doğalgaz faturaları ile ona bağlı olarak daha da artacak olan elektrik faturalarının geleceği soğuk kış günleri henüz gelmedi.  Yani her anlamda çetin bir kış kapıda. O meşhur dizide de belirtildiği gibi “kış geliyor.” Ve insanoğlu midesinin üzerinde yürüyor.

TÜGVA Erleri

Dedim ya Türkiye haber cenneti diye. Boşuna dememişim bir TÜGVA kaç haber eder acaba. Baksanıza ballı maaşlı yöneticilerinin olduğu kurumda neler oluyor neler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu Türkiye Gençlik Vakfı’nda bir grup gencin “Biz TÜGVA erleri” diye yemin ettiği bir video çıktı ortaya. Hem de bunu bu ülkenin Cumhurbaşkanının oğlu Bilal Erdoğan kürsüdeyken yaptılar. Grup önceden provası yapılmış özellikle o toplantı için hazırlanmış olduğu açıkça belli olan bir yemin etti. Görüntülerde Türk komandoları tarafından okunan anttı alarak değiştiren grubun ant içindeki “ben Türk komandosuyum” bölümünü “ben TÜGVA’lıyım” diye okuduğu görülüyor. Grubun antta, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da kendilerine başkomutan olarak göstermesi ise dikkat çeken bir başka nokta. AKP hükümeti veya Erdoğan ve çevresinden birilerinin parmağının olduğu hangi konu veya kurum olursa olsun bir sorun ya da yolsuzluk iddiası ile karşılaşıldığı anda orada hemen beliren ve din, bayrak gölgesinde safları sıkılaştırmak adına böylesi ilkel yöntemlere başvuran bir güruh muhakkak oluyor.

Peki belki kimi askerliğini bile yapmamış ya da paralı yapmış olabileceğini düşündüğüm bu kişilere “Biz TÜGVA erleri” yeminini etmelerini kim neden istedi?

“Er” kelime anlamı olarak ordudaki rütbesiz asker demek. Peki bu ülkenin hakları ve yetkileri yasalarla belirlenmiş meşru bir Cumhuriyet ordusu varken bu arkadaşlar hangi orduya mensup? Komutanları, ideolojileri, bayrakları var mı? Ve kime ya da hangi ülkeye hizmet ediyorlar? Aslında bu ve buna benzer grupları pek ciddiye almadığım için bir yerde bu soruların da pek bir önemi kalmıyor ama bu tür gruplara hangi gizli el böylesi hareketler yaptırıyor? Asıl önemli olan soru bu sanırım.

3 YORUMLAR

  1. Yıllardır ülkü ocakları da aynı konsepte çalışıyor. (Asker gibi) Hepside vatan için ölecek kişiler . Millet yıllardır bu camiayı benimsemiş, akp ninde böyle yapılanması millet için gayet normal gelir. Bide bu kadrolaşma işi her hükümet döneminde oluyor. Millete o yüzden sıradan bir olay gibi görüyor.
    Tencere meselesi dediğiniz gibi değil bence belli zümrenin takım tutar gibi parti tutması olayı var.Kemiklesmiş bir çoğunluk taban var. Bir CHP li asla AKP oy vermez. Yada tersi.Tencere olayına baksak AKP bu ekonomik durumda %5 bile oy almaması gerekir. Ama sonuçlar %35. Düşüş var tabiki ama bu düşüş o kemikleşmiş zumreyi asla yikamiyor.

    • Ülkü ocakları vs gibi konulara girdiğimiz zaman konu derinleşir o zaman ülkü ocaklarinin,MHP veya bu tür grupların kimler tarafından ne amaçla kurulduğunu,fayda ve zararlarını partizanlık duygularının dışına çıkıp eldeki somut verilerle tartisabilmek gerekir diye düşünüyorum
      Saygılar

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here