O güzel yüreğin örnek olsun

3

Duyarlı olmak, insanı insan yapan faziletlerin en başında yer alır. İslam dinine göre yüce Yaradan Kuran-ı Kerim’de insanı tasvir ederken ‘’Yaratılmışların en şereflisi’’ olduğunu söyler.

Kâinatta nefes alıp veren canlılar içinde Tanrı tarafından seçilmiş olan, bir taraftan övülüp böyle göklere çıkarılan insan; diğer yandan da hırsları, zaafları, istekleri, inançları, benmerkezciliği, laf anlamazlığı, azgınlıkları, cahillikleri, ipe sapa gelmez tartışmaları, haset ve kibriyle dünyayı yaşanmaz bir yer hâline getirmeye devam ediyor.

İnsandan beklenen içinde var olmaya çalıştığımız dünyaya, insana, doğaya, hayvanlara karşı sevgi, saygı, barış ve nezaket içinde yaklaşması değil mi?  Ancak her insanda duyarlı olmanın izlerine rastlamak ne yazık ki mümkün olmuyor.

Gerçi bu devirde hassas olmak bile zaaf, kişilik zayıflığı ya da sabah akşam alınacak anti psikosomatik bir ilaçla geçmesi beklenen hastalık olarak algılanıyor. Bu da ayrı bir mesele.

Sanatçılarımız Allah’ın yoktan var etme, yaratma sıfatı vücutlarında tecelli etmiş olan bir avuç şanslı kişi. Onların tüm bu güzellikleri ruh ve bedenlerinde taşıdıklarını bilip, ayırdına varıp, ona göre hassas ve duyarlı davranmasını beklemekte bizim hakkımız. Ben kişi istese de istemese de bir kez şöhret oldu mu her yaptığının ses getirdiği, her giydiğinin moda olduğu, her adımının konuşulduğu zamanlarda büyüdüm. Şu an belki sanatçılar eski popülerliğini, sansasyonelliğini yitirdi ama onlar her zaman toplumdan bir adım öne çıkmış kişiler olacak. Bu da doğru.

Aylardır tüm dünya ile birlikte pandemi ile mücadele etmeye çalışıyoruz. Salgın, sağlık çalışanlarımızın canla başla gecelerini gündüzlerine katarak çalışmasına rağmen binlerce vatandaşımızı hayattan kopardı. Beri taraftan ekonomimize vurduğu darbe ise hepimiz tarafından aşikâr. Buna rağmen geçtiğimiz hafta bayram tatili nedeniyle tüm yurtta vatandaşlarımızın sanki salgın hiç olmamış gibi, kanıksamış bir şekilde, duyarsızca hareket etmelerini izledik. Maske takmak şöyle dursun, sosyal mesafe filan hak getiriyordu.

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca ve Bilim Kurulu üyeleri ekranlardan düzenli olarak halka daha dikkatli olmaları için uyarılarda bulunuyor. Onun dışında herhangi bir sanatçımızın farkındalık yaratmak amacıyla bu konu ile ilgili sorumluluk aldığını, tivit attığını, algı yarattığını gördünüz mü? Ben görmedim.

Anlı şanlı sanatçılarımız biteviye Bodrum, Çeşme, Marmaris, Antalya gibi tatil beldelerinden konum atmak, bikiniyle meme popo bildirimi yapmak yerine azıcık memleket meselelerine ilgi alâka besleseler hiç fena olmayacak.

Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk :’’ Sanatkâr, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.’’ Demiş.

Neyse ki bunun bilincinde olan Sanatçılar Girişimi bir süre önce bir grup sanatçı ve yazarın imzasıyla, ülkede yaşanan sorunlara dair bir bildiri yayımladı. Altına benim de imzamı atacağım muhteşem bir bildiri. Birkaç muhalif gazete ve internet sitesi dışında diğer haber kaynakları haberi es geçip, görmeye tenezzül bile etmedi. Açıklamanın altında imzası olan isimlere bakıldığında ise her yeni gün manşetlerden boy boy fotoğraf veren şöhretlere rastlamakta mümkün değildi. Oysa bir grup duyarlı sanatçı ‘’sizin mutsuzluğunuz, bizim mutsuzluğumuz’’ diyordu. ‘’Korkmuyoruz’’ diyordu. Ama demek ki popüler isimlerin korktuğu bir şeyler var.

Anlaşılan o ki iktidara sevimli gözüküp belediyelerinden iş, konser, havuz medyasından dolgun ücretli bir tv programı kapmak isteyen, kendini bu işlerin içine hiç sokmuyor. Bazılarıysa iktidarla arası nanemolla olacak diye dikkat çekici paylaşımları ya hiç yapmıyor ya da gece yarısı herkes uyuduğunda ‘’bi’ arkadaşa bakıp çıkıcam’’ der gibi etliye sütlüye dokunmadan ortama girip çıkıyor.

Bu mudur sanatçı duyarlılığı?

Sanatkârlık ‘’Ben saman altından suyumu yürüteyim de gerisi ne olursa olsun.’’ Diyerek yapılmaz. Mertçe, eğilip bükülmeden, gerektiğinde lafı gediğine oturtup, doğruya doğru eğriye eğri diyerek yapılır.

Örneğin, bakınız o beğenmediğiniz Yılmaz Morgül’e. Birçok sanatçıdan gık çıkmazken o çıktı: ‘’Kadın şiddeti ve çocuk istismarına karşı idam gelmezse kendimi sahnede yakacağım’’ dedi. Helâl olsun sana Yılmaz Morgül. Senin o güzel yüreğin, cesaretin, merhametin, gözü karalığın birçok sanatçıya örnek olmalı. Hepimizin içinde kanayan bir yara olan konuya nasıl da tek bir tivitinle bir anda dikkat çekiverdin. Keşke herkes senin gibi olsa, ama değil.

Oysa ondan birkaç hafta önce vahşi bir cinayetle Muğla’da yaşamını yitiren talihsiz Pınar Gültekin’in gencecik yaşta yaşamdan nasıl koparıldığını değil de ölüm şeklini abuk subuk Türkçesi, bir dolu imla hatalarıyla öne çıkaran sanatçı diye geçinen kendini bilmezleri ne yazık ki tüm Türkiye şaşkınlıkla izledik. Üstelik kendileri bir de güya aynı dili konuşmamız gereken hemcinsimizdi. Ama Aysun kızım, bazıları sadece paranın dilinden anlar. Onlar sadece marka giyerek kendini değerli hisseder, çevrelerine pahalı hediyeler alarak sevgiyi satın alacağını zanneder. Bu ve benzerleri duyarlı olamaz, işlerine gelince sadece duyar kasar. El ovuşturarak, ağız burun yamultarak mangırları cukkalar. Anla bunu artık.

Hep söylerim iyi insan olmak öğrenilebilir. Daha anaokulundan başlayarak okullarda tüm bireylere adab-ı muaşeret ve empati ders olarak okutulmalı. Okutulsun, okutulsun ki duyarsızca çöpünü gittiği parka, ormana, deniz kenarına, yol kenarına fırlatıp atmasın. Başkaları onların duyarsızlığının neticesi sokaklardan tonlarca çöp temizlemek zorunda kalmasın.

Pandemi döneminde yürürken binlerce defa uyarılmasına rağmen sosyal mesafeyi hiçe sayarak insanın üstüne üstüne yürüyüp, sen rahatsız olunca da bir de bön bön bakmasın.

Eskiden kadın denilince erkekler şimdikinden daha fazla nezaketli davranırdı. Kadınlar bir mekâna giriş yaptı mı erkekler ağzından çıkana dikkat eder, üstünü başını toparlardı. Şimdi ise çevresinde kadın var mı yok mu umuru olmadan ana avrat dümdüz gidip, senin önünden geçip giderken kapıyı bile tutmayıp suratına bırakıyor. Ne de olsa eşitiz canım, ne centilmenliği bekliyorum ki ben. Benim yaptığımda işgüzarlık işte.

Kovid19 un bile dış mihrakların oyunu olduğunu söyleyen yurdum insanı Bayram tatilinde kapalı mekânlarda bunalıp pendemiyle salsa yaparak, soluğu ormanlık alanlarda aldı. ‘’Duyarlı olmakta ne ki gardaş!’’ Diyerek yaktığı mangalın ateşini söndürmeyip hektarlarca alanın yok olmasına neden oldu.

Yaz sıcaklarından bunalıp ‘’Kendimi, şöyle en yakın serin sulara nasıl atarım.’’ Diyen İstanbullum Ada vapuruna koşarken kovidin bile başını döndürdü. Vallahi Kovid yoruldu, biz yorulmadık.

Yani ülkede her şey rutin bir şekilde devam ediyor.

Eyyy Kovid sen de kimsin!

Sen git, baban gelsin.

Aysun Saygı Köknar

3 YORUMLAR

  1. Aysun hanım! Kodinin babası gelirmi gelmezmi onu bilemem fakat, çocukları ilk günden Türkiyedeler.
    Bu arada bayağı’de aktifler.
    Tabii bu korona çocuklar’ından sıradan vatandaşlar haberdar değiller.

    Sizin anlattığınız sanatçılar’de, galiba her 3 günde bir Kodi testi yaptıran 44, bin saray ekibindenler. .
    Çünkü, saray nimetlerinden faydalananlar sayıca oldukça yüksek olduğundan dolayı,sıradan vatandaşlara pek sıra gelmiyormuş.

    Türkiye’de sanatcı denince akla 24 saat saraya secde eden emir erleri geliyor.

    Yazi konularınız iginç ayni zamandada, kalbiniz gibi güzel ve pırıl pırıl.
    Bayağı faydalaniyoruz.
    Ellerinize sağlık.
    Esenlikle kalın.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here