OCAK Gazetemiz Üzerine

14

Oh, Türkiye’nin –ve tabii dünyanın da– bu sımsıcak gündeminde sessiz sedasız kalacak biri miydim ben?

Günlerdir, aylardır, kendime bir çıkış yolu arıyordum ki…

‘Ocak’ imdadıma yetişti.

Karşınızdaki internet gazetesi…

Beni kendime getirdi.

İlkler ve ilkeler

Türkiye interneti en erken keşfeden ülkelerden; ben de onu ilk kullanan vatandaşlarındanım.

İlk önce Tübitak bünyesinde küçük bir nüve olarak dünya haberleşme ağına bağlandı ülkemiz; o zamanlar ‘www’ ile sayfa açma imkânı yoktu, girince karşınıza çıkan umman gibi verilerle baş etmek zorunda kalıyordunuz.

E-posta da henüz emekleme dönemindeydi, ama yine de haberleşebiliyorduk.

“New York Times’tan önce bir Türk gazetesi internette kendine mekân açtı, onu sağlayan da benim” dersem abartmış olmam.

O zaman çalıştığım gazetenin Ankara Bürosu’na bu amaç için tahsis edilen mütevazı bütçeyle güçlüce bir bilgisayar alındı, diplomasi muhabirimiz Şükrü’ye Tübitak’taki çekirdeki kadro ve henüz ODTÜ’lü öğrenci heveslileri ile işbirliği halinde gazeteyi internete sokma görevi verildi.

Ve 1995 yılı ağustos ayında bizim gazete internetten de ulaşılır hale geldi.

Hürriyet bizden iki yıl sonra (1997’de) internet ile tanıştı.

OCAK peşinde geçen son 2 ay

Şimdi çocuklar bile internet kullanıyor, sosyal medyadan haberdar, ellerinden tabletleri düşürmüyor…

OCAK da bu teknolojik imkândan yararlanarak sizlerin karşısına çıkıyor.

Hazırlık çalışmaları sırasında cangıla dönen internet gazeteleri arasında kendimize nasıl yer açabileceğimiz çok konuşuldu.

Medya haberleri üzerinde mi yoğunlaşacaktık?

Yoksa magazine mi özel önem verecektik?

Dünya ve ülke haberlerini nasıl sunacaktık?

Haberleri nereden alacak, nasıl değerlendirecektik?

Peki ya yazarlar?

Üzerlerinde tartışarak vardığımız sonuç şu oldu: Biz Türkiye’nin Guardian’ı (İngiliz gazetesi) gibi bir serinkanlılıkta olacaktık; ama yine İngiliz Daily Mail gibi de bir renkliliğe ulaşmaya çalışarak…

Yani, ülkemizden ve dünyadan haber verirken sağlık, kültür/sanat, ekonomi, magazin ve medya dünyasını da ihmal etmeyecektik…

Elbette diğer siteler gibi ana malzememiz başkalarının da yararlandığı kaynaklar olacaktı, ama okurlarımızdan da çevrelerinde görüp işittiklerini bize bildirmelerini isteyecek ve kendi özel haberlerimizi her gün biraz daha ön plana çıkaracaktık.

Serinkanlı bir biçimde…

Ya yazarlar?

Yazarlarımız ise…

En çok bu konuda zorlandığımızı itiraf etmeliyim.

Ülkemizin öndegelen profesörlerinden bir dostuma erişip “Gel, bizde yaz” dediğimde, “İyi, ama ben şu anda işsizim” cevabını alınca nasıl şaşırdığımı anlatamam…

Şimdilerde yazacak gazetesi olmayan bir yazar dostum, “Üzerinde çalıştığım bir kitap var; bitireyim öyle” mazeretini ileri sürdü.

Bir başka dost, “Hele bir başlayın” dedi.

Doğru. Bizde kervan yolda düzülür ya… Bizde de öyle olacak.

Kendi yakın ve uzak çevremizden yazarlarımızı sırasıyla sizinle tanıştıracağız.

İlk kez bize ulaştığınızda, yani şimdi, karşınıza çıkacak hazır haberlerimiz sebebiyle biraz şaşırabilirsiniz, şaşırmayın; son bir aydır çekirdek kadromuzla ara ara deneme yayınları yaptık, neleri yapabildiğimizi, nerelerde almamız gereken mesafeler olduğunu gözlemleyebilmek için…

Galiba bir ortak sese kavuşabildik.

Bendeniz de bundan böyle bu köşede sizlerle bulaşacağım.

Ne kadar seviçliyim bilemezsiniz.

§§§§ (9 Kasım 2016)

Önceki yazı:

Fesüphanallah… Geride kalanlar Çölaşan ve Kongar’a emanet… (27 Ekim 20016)

https://www.ocakmedya.com/2016/10/fesuphanallah-geride-kalanlar-colasan-kongara-emanet/