Ölümden öte…

0

-Bu gece ben refakatçi olarak kalacağım. Söyle, Adino ve Seyit gitsinler. Mem, ellerinden öptü Ceren’in.  Gözleri parladı. Yüzüne canlılık geldi.  O, sadece, “Nasıl istersen” dedi.

Büyükçe bir hastahanenin odasında, yatağı pencereye paralel, sırtüstü yatıyordu. Mem, ağır bir ameliyat geçirmiş ve yaraları daha tazeydi. Kanama hala devam ediyordu. Sağ kolu-nun damarlarına serum takılıydı.Gece gündüz bu serumlarla yaşıyordu. Henüz, ağızdan beslenmesine izin verilmemişti.Gücü yettiğinde, tuvalete gidiyor, bazen de lazımlığını istiyordu.

O gece, durumu biraz iyiydi. Saatler ağır ve hantal ilerliyordu. Saatin akrebi yelkovanı sokmuştu. Zaman yetim bir çocuktu. Bir kağnı ağırlığıyla, geçiyordu o gece. Lakin ne zaman ki, iki sevgilinin teması sağlanıyordu; o an, saatler birer küheylan gibi alıp başını gidiyordu.  Ceren, bir ceylan gibiydi. İri, simsiyah gözlerini Mem’in gözlerinden ayırmıyordu. Mem, sanki manyetik bir alana yakalanmıştı.Bir dilenci gibi, ellerini sevgilisine uzatarak:

-Gel..Gel..Buraya, yanıma gel, dedi. Kadın bir kelebek gibi uçarak, yatağının kenarına oturdu. Ellerini tuttu Mem’in. Mem, tüm istemini sanki ellerinde dile getirmişti.  Ani bir hareket yaparak, Ceren’i hayrete düşürerek, yerinden doğruldu. Sağ elini küçük masanın çekmecesine attı. Bir kitap çıkardı:

-Dinle, sana küçük bir bölüm okuyacağım.

-Kitap kimin?

-Bırak şimdi onu. Sen sadece dinle.

-Tamam tamam.  Senden dinlemeyi nasıl severim bilmez misin?

-Benim sevdiğim en güzel bölüm şöyle başlıyor; “Bir kadın, bir erkek… Adı bilinmeyen bir ressam onları yan yana uzanmış, birbirine sarılı olarak hayal etmiş.Güllerden bir yatak, ayakucunda akan gümüş rengi bir dere, Cihan’a Hint tanrıçasının dolgun memelerini yakıştırmış, Ömer ‘in  bir elinde şarap kadehi, diğer eliyle saç-larını okşuyor.”

-Nasıl?

-Güzel.

-Peki Gazap Üzümleri’ni okudun mu?

-Evet.

-Orda da hoşuma giden ve hala aklımdan çıkaramadığım bir bölüm var.

-Onu ne zaman okudun?

-Öğrencilik yıllarımda.

-Hala unutmamışsın?

-Hayır.

-O, seni çok etkileyen bölüm nasıl? Merak ettim.

-Yoksulluk içinde yaşayan insanlar bir ba-rakada toplanmış.Açlıktan  kimi ölmek üzere. Aralarında da hamile bir kadın var. Doğum ya-parken çocuğunu yitiriyor. Adeta onu gözyaşlarıyla yıkayıp, gömüyor. Ancak, kadının memeleri süte durmuş. Çaresiz ve bilinç dışı yürüyor. Bir an ayağı ölmek üzere olan bir adama çarpı-yor. Yanına yanaşıyor. Elini başının altına koyup, göğsüne dayıyor. O esnada, memelerindeki süt ıslatıyor adamın yüzünü. Kadın gözyaşları eşliğinde, içine gömdüğü evlat acısıyla, sağ elini sol memesine atıyor. Dolgun, bolca sütlü meme-sini adamın ağzına veriyor. Adam, büyümüş de, küçültülmüş bir Afrika’lı çocuk gibi memeyi emmeye başlıyor. Kadın, eliyle adamın alnında-ki terleri siliyor, saçlarını okşuyor.

Ceren, Mem’in alnına bir öpücük kondurdu. Memelerinin uçları nar tomurcuğu gibi, is-yana durmuştu. Mem, sevgilisinin mor dudaklarını öpesi tuttu. O da aynen öyle yaptı. Elini sevgilisinin elinden kurtarır kurtarmaz, ensesinden tutup, kendine doğru çekti. Kadın, dünden hazırdı buna.  Onlar ne gelecek hemşireyi ne Sultan Murat takarlardı artık. Nefes nefese saatleri bulan bir sevişme yolculuğuna çıktılar.  Kadın, uysal bir kediydi. Sevgilisinin yürek suyunda kulaç atıyordu.  Mem, silahı da, kadını da iyi tanırdı. O, ölmek zamanını, sevmek ve sevişmek zamanını da iyi bilirdi. Kadında; gez/göz/arpacık; Göz / dudak / gerdan, hafiften / yumuşacık bir pınarlı tepe, iki Asuri hattatın elinden çıkan bacak/…  sonra, kıvırcık saçlı bir pericik.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here