Ölümü seçmiş bir insana kayıtsız kalmak, ölmesini dilemektir

0

Ölümü seçmiş bir insana kayıtsız kalmak, ölmesini dilemektir; bu sıradan bir vatandaş ise iş duygularına icbar edilebilir, ama bu muhatap devlet ise, o zaman ortada duygularla izah edilebilir bir durum yoktur, çünkü devletin duygularla hareket etmek gibi bir hakkı yoktur.

Bir devlet ölüme kayıtsız kalamaz, eğer kayıtsız kalıyorsa bu ortada kendisinin de neticenin ölüm olmasını arzuladığı bir sonuç çıkarmaktadır ve devlet böylesi bir netice arzuluyorsa artık sıradan bir ölümden söz edilemez, artık ortada devletinde iştirakçısı olduğu tasarlı bir cinayet söz konusudur.

Devlet ideolojik veya politik anlamda vatandaşlarının herhangi bir eylemine katılmayabilir, ama bu onu bir ölümü locadan seyredecek kadar canavar yapmamalıdır; bir devlet bir ölümü locadan izleyecek kadar canavar olabiliyorsa, o artık kanunlarla hareket eden bir devlet değildir, kişisel duygu ve histerilerle harekete eden bir gurubun veya zümrenin iktidar mekanizmasıdır.

Zira ancak böyle bir iktidar mekanizması kişisel duygu ve histerilerle hareket edebilir ve “benden değil” diye birilerin ölümünü sessizlik içinde izleyebilir.

Devletin veya siyasi iktidarların programlarında kendilerine müşahhas öngörüleri olabilir, ancak bunların hiçbiri yurttaş için bağlayıcı değildir, çünkü yurttaş devlet gibi düşünmek zorunda değildir, istediği gibi hareket edebilir, eğer fiilen yasaları ihlal ediyorsa o yasaları işletmek ilgili organların görevidir. Yurttaş haksızlığa uğradığını düşünüyorsa devlet bunu herhangi bir meşrep üzerinden görme hakkına sahip değildir, konuyu kişilerin meşrebi üzerinden değil, o kişilerin dava konusu yaptıkları şikayetleri üzerinden görmek zorundadır ve ortada bir haksızlık veya hukuksuzluk varsa onu düzeltmek zorundadır, çünkü devlettin varlık nedeni ve asli görevi budur

Devletin bunu görmemesi, ya da görmezden gelmesi bir hukuksuzluktan öte taraf olduğuna işarettir ki, bu hukuksuzluktan da beterdir; bu şekilde taraf olan bir devletin karşı taraf olarak gördüğü yurttaşlardan yurttaşlık ödevlerini yerine getirmelerini beklemesi de haksız ve hukuksuz bir beklentidir.

Siyasiler bir anlayışa mensup olabilirler, dolayısıyla kişisel anlamda yurttaşların herhangi bir eylemine karşı kayıtsız da kalabilirler; ancak devletin böyle bir hakkı yoktur, devlet herkesin devleti olmak ve yasalar nezdinde herkese eşit mesafede, hakkını ve hukukunu korumak zorundadır.

Devlet eyleme teşebbüs etmiş herhangi bir yurttaşın eylemini beğenmeyebilir, ama bu kesinlikle devletin hak, hukuk ve adaletten kopması için bir neden değildir, çünkü devlet kişi değildir, kişiler üstüdür ve bir mekanizma olarak yasalarla işleyen bir kurumdur, muhatap aldığı her insanı kişisel duygularla değil, yasalarla muhatap almalıdır.

Devlet şayet bu temelde yurttaşlarının bir kısmına karşı farklı davranıyorsa, o artık o insanların devleti değildir ve devlet o insanlara karşı artık hukuki anlamda meşru bir kuvvette değildir, çünkü taraftır, yasaları işletirken bazı insanların hak ve hukukunu gözetirken, bazıların hak ve hukukunu görmezden gelmektedir. Devletin belirli bir anlayışı benimsemesi ve kendi gibi düşünmeyenleri öteki görmesi hakkı yoktur, çıtayı bu noktadan düşürdüğü an, o artık öteki gördüklerinin devleti değildir ve o ötekilerin kendisine karşı her eylemini artık kendisi meşru hale getirmektedir

Devletin görevi yasaların öngördüğü çizgide durmaktır ve o çizgiyi aşanlara karşı seyirci olmayı veya seyirci kalmayı bırakmak, toplumsal düzen ve istikrar adına duruma el koymaktır.

Devletin sınırı yasalar, dili adalet, şefkati de toplumun vicdanı olmalıdır.

Bir devleti yurttaşların birinin veya bir kısmının çığlığı ve veya toplumun vicdanı harekete getiremiyorsa, bu artık o devlet bitmiş, belirli bir durup veya zümrenin elinde oyuncak olmuş demektir.

Devlet, adaleti her tarafa eşit şekilde uygulamak zorundadır, uygulamıyorsa, artık onun bir hukuk devleti olduğu iddiası doğru değildir; o artık belirli bir gurup veya zümrenin kapı bekçisi, o insanların sahip oldukları anlayışın fedaisidir.

Devlet, siyasi bir anlayışla değil, hukuki bir anlayışla konuşmak zorundadır ve hukuku belirli bir zümreyi değil, herkesi kapsamak, herkesi korumak zorundadır.

En sıradan bir istisna bile devleti hukuk devleti olmaktan çıkarmaya yeterdir ki; hukuk devleti olmaktan çıkmış bir devlet artık devlet değildir, o artık elinde bulunduğu kişi veya zümrelerin bir mafya çetesidir.

İbrahim Yersiz

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here