Ölürsen seni öldüreceğim (2)

1

Yaşam ve ölüm sıratındaydı Mem.  O, Hayyami bir yürek sahibiydi. Ceren’in dudakları abıhayat suyu.  Yaşamı çoğalttıkça, coştukça, ölüm küçülüyordu.  Hiçbir şeyi dinlemiyordu.  O, ölümle sevişiyor/Ölümüne sevişiyordu. Ne Simonov’un Bekle Beni’sini anımsıyordu ne de “kendine dikkat et. Sen bize daha gereklisin”  nasihatlarına  aldırıyordu.

O gece, bir şair; defterine şu dizeleri yazı-yordu:

Sevgilim, seni o kadar çok seviyorum ki;

Her gece, bir sen doğuruyorum.

***

Beyler Lütfen Dışarı!  

               Mem, hastalığından dolayı; doktorun tav-siyesi üzerine, her gün belirli zamanlarda, verilen bir aleti kullanması gerekiyordu. Bu, plastikten bir alet olup, içinde üç boru, her borunun da içinde üç top vardı. Hem üfleyecek topları hava-ya kaldıracak, hem de havayı içine çekerek yine tersinden tutup kaldırması gerekiyordu. Ama o, ne bunları, ne ilaçlarını tam zamanında alıyordu. Buna karşın, gelen ziyaretçileriyle saatlerce konuşuyordu.

               O gün, yine bir dizi ziyaretçisi gelmişti. Bunlar çeşitli mesleklerden ve ayrı ayrı yerler-dendi.  O, bir ömür boyu konuşup söyleşmek istiyordu. Abisi memleketten gelmiş onu görünce dayanamamış ve çocuklar gibi ağlamıştı. Abisiyle pek uyuşmazlardı. Aynı arkta suları akmamış ve hiçbir zaman aynı fikri paylaşmamışlardı. Mem’in, hastane odası, kapıdan başlayarak ta içeriye kadar çiçeklerle donanmıştı. Ceren, çiçekleri izleye izleye içerinin durumunu tahmin etmişti. Kapıyı açtığında, tüm gözler ona yönelmiş-ti. Ceren, hiçbir rahatsızlık duymadan, her zamanki işlerini yapıyormuşçasına Mem’in yatağının yanında durdu. Konuşulanları dinledi.

Bir ara, Mem’in yanına sokularak ve fısıldayarak “Sana, mısır yaptım. Yemek ister misin?” Mem, anında ve aynı sessizlikle yanıtladı Ceren’i. “Kalsın. Sonra yerim” dedi. Ceren, yine ay-nı söylemine devam etti. Hiçbir ziyaretçisi ne kalkıp gidiyor ne de “Biraz ara versek” diyordu. Ceren’in canı sıkıldı. Birinin müdahale etmesi gerekiyordu. Ama kimsede böyle bir cesaret görünmüyordu.

               ” Yine bu iş bana kaldı” diye geçirdi için-den Ceren. İçinden geçeni sevdiği adam için yapmak zorundaydı. Yüksek sesle:” Bence siz biraz sohbetinize ara verin. Çünkü Mem’in hem bir şeyler yemesi hem de toplarını çekmesi gerekir. “Hiç kimseden bir ses çıkmadı. Kimse, en küçük bir itiraz ve okeylemede bulunmadı. Sade-ce herkes, en yakınında bulunanın gözlerine baktı.  Ya da suskun kalmayı yeğledi. Bir itiraz yükseldi.  Oda Mem’den : “Kalsın! Görmüyor musun konuşuyoruz?” dedi.  Ama Ceren, başlamıştı bir kere. Ardını getirmeliydi:

       -Ne yemek yedin!  Ne toplarını çektin!  Hastasın! Kendini fazla yormamalısın!

       -Tamam!  Onları birazdan yaparım!..

       -Hayır! Şimdi yapmalısın!  Senin sonra de-menin ardı arkası gelmez deyip elini çantasına attı. Kapıda biraz bekledi.

      -Şimdi yapmalısın, anlıyor musun?

      -Yapmıyorum!

      -Yapacaksın!   

      -Yapacaksın! Yoksa giderim.  

      -Sen bela mısın? Gidersen git.

      -Giderim, dedim mi giderim. 

               -Anladık anladık. 

               Herkes donup kalmıştı ve  Mem  ile  Ceren’in arasındaki  bu söz düellosunu izliyordu. Büyük bir suskunluk vardı odada. Bunun bozulmasına yeltenen yine Mem oldu. “Konuşun! Neden sustunuz?” Mem, konuştu ama kimsenin ağzını bıçak bile açmıyordu. Ceren, hala kapıdaydı. Ölgün bir ses çıkardı:

               -Mem, gidiyorum.

               Mem, bir kez daha Ceren’e öfkeyle baktı. Tam da usturadan keskin sözünü fırlatacakken, Ceren’in gözlerinden akan yakuti gözyaşlarını gördü. Dayanamadı. Mahzunlaştı. Çocuklaştı. ” Tuh Allah belamı versin! Bu kadın, bal gibi sevi-yor beni” dedi içinden. Ve yine yelkenleri indir-di. Ceren’e, “Gel, gel, ne dersen yapacağım” dedi.

               Ceren, bir zafer kazanan komutan edasıyla, gözyaşlarına aldırmadan, gülümseyerek döndü. ” Beyler lütfen dışarı” komutunu verdi. Herkes şaşkın, ama biraz da sevinçli kalktı. Her birinin kafasında bir başka „acaba”. Kimisi, “Acaba bu kadın Mem’in nesi? Karısıysa bulunmaz bir eş.”  Kimisi, ” Bu kadın, Mem’in eşi kesin değil. Ama nesi?” Kimisi, “Her kimse, yaman bikadın,” dedi içinden ve bir bir hatır isteyip, ” geçmiş olsun” diyerek ayrıldılar.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here