Ölürsen seni öldüreceğim (3)

0

               Kana Kana, Kan Akar

Mem’in ameliyatının üstünden hayli zaman geçmişti. Lakin kanama devam ediyordu. Bir başka hastahanede ameliyat olmuştu. Sevdikleri, dostları kan verme sırasına girmişlerdi. O, kan alıyor kan atıyordu. Bir ara burnundan girip, kalın bağırsağının içine balon koyup şişirmişlerdi. Bu da kar etmemişti. Mem, ağrılar karşısında ” Yeter artık. Acılara dayanacak halim kalmadı. Kan ala ala vampir oldum. Ameliyat olacağım. Ya ölüp gideceğim ya da yeni bir ya-şam kazanacağım” dedi. Yan taraftaki adamı günlerce izlemişti. Hiçbir hareketini görmemişti. En sonunda gelen bayan doktora:” Doktor Hanım, boşuna kendinizi yormayın. Bu adam çoktan car-tayı çekti.” Yazıyı uzattı. Konuşamıyordu. Bur-nunda gerili ipi vardı. Hele de bu ipten nefret ediyordu. Kendini göremiyordu ama görmeden de bir maymuna benzetiyordu.

               Ameliyata karar vermeden, birçok ziya-retçisi gelmişti. Çocukları, eşi sevgilisi ve tüm sevenleri. Birer melek kadar güzel iki bayan arkadaşı; bir sağ, bir sol yanaklarına buseler kon-durmuş, ” N”olursun, n’olursun yaşa!  Senin gibi insanlara daha çok ihtiyacımız var,” dediler. Ceren ise, boynunu bükmüş bir gelincik gibiydi. Sadece dudaklarıyla, sevgilisinin dudaklarından bir kopya alır gibi öptü. Usulca elini kurtardı Mem’in elleri arasından ve ardına bakmadan çıktı odadan.  Onu sedyeye aldılar. Damarların-dan narkoz verip ameliyata başladılar. Ama o, ameliyat odasından çıkar çıkmaz el sallıyordu sevdiklerine.

Ameliyatın zorlu günleri geride kalmıştı.  Şimdi de, kanamayla uğraşıyordu. Bir ara iyileş-ti. Onu taburcu ettiler. Eve gitti. Yaralarını orda pansuman ettiriyordu. Eşi baş ucundaydı. Ama sevgilisi yoktu. Ona, bir tek insan ilaç içirebiliyor, yemek yediriyor ve onu denetim altına ala-biliyordu. Zaten onun için Ceren’e, „Benim tatlı diktatöriçem” diyordu. Kötüleşti. Onu tekrar hastahaneye kaldırdılar. Bu kez durumu daha da kötüydü. Tam üç gün, üç gece, ağzını açmamış ve bilinçsizce yatmıştı. Küçük kardeşi ve Ceren, bir an olsun, onu yanlız bırakmamışlardı. Kendisine geldiğinde, Ceren’i  karşısında gördü. Birden; iki gözü, iki çeşme ağlamaya başladı.. Sevgilisine sarıldı. Onun göğsünde bir çocuk gibi, huşu içindeydi. Kardeşi Adino, dayanamadı. O da ağla-ma kervanına katıldı.  Kendini dışarı attı. Bir sigara yaktı. Abisini taparcasına seviyordu. Mem, onun anası/babası / ağabeyi /yoldaşı / arkadaşı /sırdaşıydı. O, Adino  için her şeydi. Kapıda durdu. Kimseyi içeri almadı. Gelenleri geri-sin geri gönderdi. Kimsenin abisini ve sevgilisi-ni rahatsız etmelerini istemiyordu. Kimsenin onların sevgisini bölmesine tahammülü yoktu. Ama istemek yetmiyordu. O, bir erkekti. Her insan gibi; aşkı yaşamamış, kendince ve o tılsımlı’seni seviyorum’ sözcüğünü, sıradan bir şey olarak görüyordu. Sevginin, bin bir çeşidi vardı. Ama bilmiyordu ki, bir erkek için aşk, bir şey. Kadın içinse; aşk her şeydi. Bir kadın, her şeye katlanır ama kocasının bir başkası tarafından paylaşılma-sına katlanamazdı.

               Mem, eşi Hamiyet ile görücü usulüyle evlenmişti. Birleşmelerinin harcında sevgi yoktu. O, bir toplumsal sözleşmenin gereklerini yerine getirmişti. Ona da sadık kalmayarak gönlünü devrime kaptırmıştı. Onun için delifişek bir savaşçı olmuştu.  Şimdi de bir başka yasaklar zincirine kılıcını sallıyordu. ” Belki de biz Vadideki Zambak’ın kahramanlarının birer kopyasını oynuyoruz” demiyor da değildi. Ama o, hiçbir şeye aldırış etmiyordu.  Ne devrimciliğin etiksel durumu, ne toplumsal ahlak kuralları onu bağlı-yordu. O, hiçbir şeye aldırmıyordu. Ceren de  aldırmıyordu. Ama aldıran birileri vardı. Klasik değer yargı ve kültürle yetişen, onları hala için-de yaşatan biri vardı. O da Mem’in eşi Hamiyet idi. Bunu sezmişti. Ama hiç de yüzüne vurmamıştı Mem’in.

               Mem, ağlaması geliyorsa; bir gözü Dicle bir diğeri Fırat’ça ağlıyordu. Güleceği zaman, dağlarca gülüyor ve kahkahalarını bir Etna gibi patlatıyordu. Bir ara çocukluk yıllarındaki yaramazlığı aklına geldi. Tuttu kardeşi  Adino’ya; “Bak hele Adino, severim seni. Hani diyorum ki, beni biraz şöyle dolaştırsan.”  Kardeşi önce anlamazlıktan, duymazlıktan geldi abisinin bu deyişini. Sonra, daha da ısrar edince:

-Ne edeceksin bu halinle gezmeyi?

-Hele beni bir kaldır, o zaman görürsün.

-Yok. Söylemesen yapmam.

-Valla kötü bişey yapmam.

-Sana inanmıyorum. Sen sabahtan beri pis pis şu karşıdaki adama bakıyorsun.

-Ma ne olmuş bakmışsak. Hoş kız mıdır ki kızlığı bozulsun.

-Senin kafanda yine bir tilkilikler var. Seni bilmez miyim?

-Haydi  Adino, gözünün yağını yiyeyim  lo.

-Olmaz.  Ceren’e söz verdim. Bir yaramazlık istemem nöbetimde. Seni sapasağlam ona teslim edeceğim. Yoksa yengemi çağırırım haa!.

Mem, “yenge” sözcüğünü duyar duymaz isteminden vaz geçti. Bu kez Adino onu rahat bırakmadı.

-Gerçekten ne yapacaktın?

-Hiç.

  -Bişeyler vardı. Hadi söyle.

-Vala beni kaldırsaydın ve şu karşıdaki adamın yanına kadar gidebilseydim. Kafasına sen tükür, bende iki şımak geçireyim, diyecek-tim.

Adino, tutamadı kendini. Bir kahkaha attı.

-Vay be!. Sen gerçekten delisin. Adam ne yapmış sana?

-Bişey yaptığı yok. Ama çok kıyak bir kafası var. Öyle de güzel bir ses çıkarırdı ki, sorma gitsin. Ama yapmadın bu kıyağı alacağın olsun.

-İnan, senin hakkından ancak Ceren gelir.

-Ona söyleme. O, benim bitanemdir. Sahi, o ne zaman gelecek.

-Yarın akşam.

-Offf  bee.  Yarın  haa…

-Ne oldu? Özledin mi?

-Sorma.

Ve ardından öksürmeye başladı. Yine Adino atağa kalktı.

-Yaaa, Allahınoğlu şu topları çeksene.

-Hadi ordan. Ben, sana kaç kez söyledim. Bu benim gerçek öksürüğüm değil. İçime bir ma-kina koymuş şu doktor bozuntuları, diyorum inanmıyorsun.

-Hoppalaa. Şimdi de burdan yak. Bu ner-den çıktı?

-Ulan adamın canını sıkma. Sana bu yaş-tan sonra yalan mı söyliyeceğim.

Öylece sürüp gitti atışmaları abi ile kardeşin.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here