Onurlu kadın, ahlaklı kadın

2

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin geçtiğimiz günlerde “çıplak arama” ile ilgili yaptığı açıklamalarıyla gündeme oturdu.

Uşak’ta bir cezaevinde çıplak arama yapıldığı iddialarını reddeden Özlem Zengin, “Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez.” deyince benim de yazı konum belli olmuş oldu.

Ben meselenin “çıplak arama” boyutuna hiç girmeyeceğim. Kaldı ki tutuklanan birine arama yapılırken insani normlara uyulması gerektiğine inandığımın altını çizmeden de geçemeyeceğim.

İzninizle ben duruma başka bir perspektiften bakmaya çalışayım. İlgi alanım olan, ruhsal ve psikolojik açıdan.

Bu dönem TBMM’de görev yapan 537 milletvekilinden 74’ü kadınlardan oluşmakta. Bunlardan 34’ü ise şu an iktidar partisi olan AKP çatısı altında milletimizin verdiği kutsal emaneti taşımaya çalışıyor.

Taciz, istismar ve tecavüzün sürmekte olduğumuz çağın en önemli problemlerinden biri olduğunu yadsımak imkânsız.

Hem ülkemizde hem de dünyada bin bir çeşidi ile kadınların ruhunda kanayan bu yaraya umarsızca dokunuluyor; bunu hem de hemcinslerimizden biri yapıyorsa eminim maruz kaldığı sarsıntı ile başa çıkmaya çalışan her kadının acısı katmerlenerek büyüyor.

Son dönemde mesleki körlüğün verdiği o pervasız, acımasız ve ruhsuz iklim siyaset, spor, sanat veya edebiyat akla gelen her arenaya sinsi bir şekilde yayılmış durumda.

Hadi gelin şu onur ve ahlak havuzuna bir çomak sokup, ortalığı biraz bulandıralım.

Hayat; siyasi değildir pek sevgili, çok saygıdeğer hanımefendiciğim!

Eğilmez, bükülmez, durdurulmaz, kandırılmaz, ertelenmez.  Nettir. Akar…

Kimi an önünüze çarşaf gibi serilir, kimi an şakağınıza silah gibi çekilir. Üstüne üstlük insanı hazırlıksız yakalamayı da çok sever. Beklemediğiniz sırada, karşınıza hiç beklenmedik sorularla dikilir. Size sadece, o anın içinden geçip gitmek kalır.

İşte bu türlü zamanlarda bazen gerçeklere katlanabilmek için insan; değil bir yıl, on yıl bazen bir ömür boyu bile susabiliyor. Olur A, yaşadığı travmayla bir türlü yüzleşemezsin ve onun yerine dağılmamak için kendine bile yalanlar söylersin.

Cevap verir misiniz: Güçlü olmak zorunda mıyız?

Birkaç aylık bebeğin tecavüze uğradığı haberiyle yıkılıp, günlerce yas tuttuğumuzu hatırlıyor musunuz? Yaşamak denen şey, alevli bir çemberden tutuşmadan geçmekmiş arkadaş! Olmuyor, yapamıyorum.                  

Yahut henüz reşit olmamış, akli dengesi yerinde olmayan bir kız çocuğuna “saygın” meslekleri olan çok sayıda iblisin aylarca süren toplu tecavüzünün utancı, suçluluğu kazınmadı mı hafızalarımıza?

Baba demeye dilim varmıyor ama biyolojik olarak baba olan birinin, sapık dürtülerine engel olamadığı için korumak, kollamakla yükümlü olduğu kendi kız çocuğuna o daha bu dokunuşların ne anlama geldiğini bile sorgulayamazken kirli elleri ile dokunduğu zalim bir dünya bu dünya.

Aralarında amca, ağabey, kuzen, dede, enişte, komşu oğlu, sevgili, eski koca, koca, öğretmen, iş arkadaşı, ev arkadaşı, patron yahut hiçbir alakan olmayan erkeklerin de olduğu, dipsiz kapkara bir gayya kuyusu.

Yaşanan yaşandıysa.

İster oracıkta konuş, ister ömrün boyu sus.

Göz süzdü, el etti, gülümsedi. Öne eğildi çatalı göründü, arkasını döndü poposu güzeldi. O söylemedi ama ben anladım o da istedi. Kapı aralıktı, şeytana uydum ne olduysa oldu. Çok sarhoştum yaptığımı bilmiyordum, ben masumum. Kot pantolonluydu kendi sıyırmasa ben nasıl çıkarayım. Özür; yoldan çıktım, seni nikâhıma alayım.

Eril zihniyetin sebep olduğu hem fiziksel hem ruhsal şiddete uyduracağı kılıf bol, zaaflara sığınmak kolay, suçtan yırtmak için yapılmayan katakulli kalmamışken sorumluluk yine dönüp dolaşıp kadınların başına yıkılmıyor mu? İnsan çıldıracak gibi hissediyor!

Ne yazık ki günümüzde mumla arar olduğumuz namus ve ahlak kavramlarını korumak sadece kadınların mı görevidir? Artık iyiden iyiye can çekişen sözü edilen bu iki kavram aranmadan önce herkesin elini vicdanına koyup her birimiz için “Adalet” dilense kanımca daha yerinde olacak. Çünkü adaletin yerinde yellerin estiği bir ortamda her bireyin taşıması gerekli olan erdemler sallantıdadır da ondan.

Her birimizi refaha erdirecek olan özgürlük, adalet, eşitlik, dürüstlük, sevgi, saygı, merhamet gibi gibi uzayıp giden bizi biz yapan o kıymetli halkaların birini eğer tutup kopardıysan konuşmak yürek ister de o bakımdan.

Üstelik Sayın Zengin unuttuysa bana Anadolu coğrafyasında aile içi ya da akraba tarafından cinsel istismara uğrayıp “namuslu ve onurlu” olduğu için can havliyle konuşup, dillendirince ailesi tarafından töre ve namus cinayetine kurban giden kadınların olduğunu hatırlatmak düşer.

Güldünya’lar, Gönül’ler, Azize’ler, Sevda’lar, Selvi’ler, Nebahat’lar…

Her biri dünyalara bedel bu kadınlar, devlet onları layıkıyla koruyamadığı için celladı olan bir erkek tarafından yaşamdan çekip koparılan kız kardeşlerimdir benim. Ahınız ahımdır, yemin ederim. 

Çektiklerimizi, hissettiklerimizi, acılarımızı, hayal kırıklıklarımızı, travmalarımızı kadınlar anlamayacaksa erkeklerden empati beklemek artık o kadar safiyâne ve bir o kadar da ahmakça geliyor ki sormayın.

Hangi dalı tutsak elde kalıyor. Kaldık mı çırçıplak. Su testisinin suyolunda kırıldığını betimleyen insafsız “aydın”ların olduğu memleketimde buyursunlar kel başa şimşir tarak.

Çok değil bundan birkaç ay önce sosyal medyada açılan “İfşa” tagi altında yüzlerce kadın başlarına gelen tacizleri açıkladıklarını anımsayalım. Amacımız kimsenin kimseyi incitip, üzmediği bir dünyada hep birlikte insanca yaşamak. Mühim olan şimdi sustun veya sonra konuştun değil; yaşayanı zelil yaşatanı rezil eden bu kötülüğün köküne kibrit suyunu elbirliğiyle dökmek.

Kötü tecrübeye sahip olanlardan biri de ünlü gazeteci Melis Alphan’dı. Alphan, 20’li yaşlarda dedesinin bir gazeteci arkadaşı tarafından taciz edildiğini ve bunu ancak yirmi yıl sonra “Açıklamak kolay sanıyorsunuz, zamanla iyileştim ama yaranın izi kaldı.” diyerek duygularını dile getirdi.

Görülen o ki böyle bir içeriğe sahip yaşantının yüksek sesle ifade edilmesinin ne özgüvenle, ne statü, ne eğitimle, ne erdemler ne de kişilik yapısı ile bir ilgisi yok. Bunu yaşayan kişi hem bedeni hem ruhunda derin izler bırakan hasarı belki bas bas bağırarak, belki tek bir kişi ile paylaşarak ya da şanslı ise psikolojik yardım alarak ne derece tamir edip ve başa çıkabiliyorsa yola o derece sağlıklı bir biçimde devam edebiliyor.

Acıyı çeken bilir, dile geldi diye bazı yaralar kapanmıyor. Belki zaman, belki sessizlik üstünü örtüyor.

Her kadın ayrı bir âlem olduğu gibi ilişkiler, yakınlıklar, duygular, hisler birbiri içinden geçen, karmaşık, çapraşık ve farklı… Birine “Hayır!” dediğin anda karşı taraf eyleme fiziki ya da duygusal olarak devam ediyorsa bunun lamı cimi olamaz, bu bir istismardır. Ve ortaya konan hiçbir sebep bunun suç olduğu gerçeğini değiştiremez.

Ayrıca istismar, taciz ve tecavüz sadece kadınların karşı karşıya kaldığı bir durum değil az da olsa erkekler de bu hastalıklı durumla başa çıkmaya çalışıyor. Bundan yıllar önce -kendisini bu kötü anıyı anımsatıp yeniden üzmek istemediğim için ismini es geçeceğim- yaşı şu an yetmişlerin üzerinde olan ünlü televizyon programcısı, yazar ve hayli karizmatik bir beyefendinin yaptığı açıklamalara şahit olmuştum.

Beyefendi, anne ve babasının ayrılığı sonrası velayeti alan babası ile Amerika’da yaşamaya başladığını anlatıyor. Her zamanki o babacan ve cool tavırlar içinde babasının orada yeniden evlendiğini, zamanının çoğunu işyerinde geçirdiğini ve eve gelen cici anneden yaşı gereği gereken sevgi, ilgi ve alakadan mahrum kaldığını dile getiriyordu.

Ancak cümleler buraya gelip dayanınca üzerinden elli yıl geçmiş olmasına rağmen beyefendinin her zaman taşıdığı o serinkanlı hal yavaş yavaş dağılıyordu. Sesi titriyor, boğaza oturan yumruyla baş etmek için yutkunuyor yine de burnunun ucunun kızarmasına ve gözlerinin yaşarmasına engel olamıyordu. Bir pedofili için bulunmaz nimet olan olasılıklar yüzünden daha bıyıkları bile terlememiş bir delikanlının önce bir dilim kek ikram etme bahanesi ile sonra bir yudum sevgi vermek derken kırklı yaşlarını süren sapık komşu kadının elinde uzun yıllar seks objesi haline geldiğini anlıyorduk.

İstemeyen dokunuşun, bakışın, öpüşün, sözün, ima’nın ne yaşı, ne zamanı, ne cinsiyeti vardır. Hepsi insanı yaralar ve kanatır.

Dahası var, geçtiğimiz süreçte bildiğiniz üzere Metoo başlığı altında onlarca kadın hatta erkek başlarına gelen cinsel saldırı ve istismar deneyimlerini paylaşmış ve bunu bir başkaldırıya dönüştürmüştü. 

Hollywood’u şoka uğratan skandalların gün yüzüne çıktığı açıklamalar günlerce konuşulmuş, çoğu kişi birlikten kuvvet doğar diyerek deneyimlerini yıllar sonra ilk kez açıkladığını açıkça ifade etmişti.

2019 yılında gösterime giren “Skandal” isimli yapım erkek hegomonik bir dünyada zirvede yer alan Fox News’in kurucusu ve CEO’su olan Roger Alies’in “iş icabı” kanalında görev alan kadınları uzun yıllar flört, ilgi, alaka diyerek nasıl istismar ve taciz ettiğini hikâye etmesi açısından seyredilmeye değer.

Bize susanın neden sustuğunu anlayabileceğimiz bir iç görü, konuşanın neler ifade ettiğini kavrayabileceğimiz donanım ve her ikisinin arasındaki farkı fark edebilmek için akıl ver ya Rabb.

Görsel : Christian Schloe

2 YORUMLAR

  1. başörtüsü mağduriyetinden
    Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez.” demeye.
    bu sözü üzerine yapışıp kalacak.yıllar geçse de hafızalardan silinmeyecek.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here