Öteki ya da Günah Keçisi

2

Charlie Campbell, ‘Günah Keçisi’ adlı eserinde “Hareketlerimizin sorumluluğunu kabul etmeyi reddetmek bizim ilk günahımız. diyor ve ekliyor:

“Tarih boyunca, yöneticinin sorumluluğu üstlenmesi en alışılmadık durum olmuştur.

İnsanoğlu, geçmişten günümüze hep ‘öteki’ üzerinden kendini var etmenin derdine düştü. Bu sebeptendir ki bir düşman üretme hastalığına duçar oldu.

Düşmanlarını gerçek hayattan seçtiği gibi hayali olarak da üretti.

Düşman üretme sendromu, şüphesiz bize özgü bir durum değil. Tarih boyu tüm insanlıkta bu hastalık yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

Marx kapitalist sistemi suçladı, Dawkins dini. Freud bunların hepsinin seksten kaynaklandığını düşündü. Larkin ailelerimizi suçladı, Atkins ise patatesi.

14. yüzyıldaki veba salgını sonucu 20 milyondan fazla insanın ölümüne, Yahudilerin ve onların Hıristiyanlar arasındaki suç ortaklarının kötülüklerinin yol açmış olduğuna inanılırdı.

Vebadan sorumlu tutulan Yahudilerin birçoğu, intikam peşindeki çeteler tarafından öldürüldü.

Müslüman ve cüzzamlılar da sorumlu görüldü.

Orta Çağ Avrupa tarihinde cadılar da günah keçisiydi ve bu dönem cadı avı başlamıştı. Çoğunluğu kadın olmak üzere binlerce kişi, cadılık suçundan yargılandı ve yarısı idam edildi.

“Öküzün altında buzağı” aramak olarak da tercüme edilebilecek başkasını suçlama hastalığımız, geçmişten gelen tecrübelerle birlikte acımasız bir şekilde sürüyor.

Charlie Campbell, “Günah keçisi ilan edilen insanların kurban edildiği dönemlerle ilgili okuduktan sonra, böyle zalimce yöntemleri aştığımızı sanabiliriz ama aşmadık; sadece yöntemler değişti. Aslında hala aynı ilkel varlıklarız. Hala karmaşık olaylar için basit açıklamalar bulmaya can atarız. İşler kötü gittiğinde birbirimize yardım etmez, birbirimizi olaydan sorumlu tutarız. Başkalarını suçlamanın yanıltıcı ferahlığını yaşarız. diyerek konuyu çok güzel özetliyor.

Osmanlı sonrası kurulan güzel ülkem, maalesef hep ‘öteki’lerin yurdu haline döndü.

Gücü eline geçirenlerin yaptığı ilk ve belki de en başarılı icraat ‘öteki’leştirmekti.

Öteki olmak kader değil, bir nöbet işiydi.

Bir sabah uyandığımızda öteki olan, bir başka sabah dayak yemenin yorgunluğuyla görevi başkasına devrediyordu.

Birbirimizi ötekileştirmekten ya da günah keçisi ilan etmekten hayatın tadını kaçırır olduk.

Türkiye’de Kürt, Alevi, Sünni, sağ, sol, Ermeni, Süryani, Rum, Laz, Çerkes, Roman, Hıristiyan, Müslüman, sosyalist, komünist v.s. ötekinin yer değiştiren isimlerinden sadece bazılarıydı.

Bunlar yetmemiş olacak ki yeni ötekiler üretmeye devam ediyoruz.

Bugün ekonominin iyi olmadığını söylemek, iktidarı sorgulamaya kalkışmak, dolar ile altının neden yükseldiğini sormak dahi iç düşmanlık üzerinden sizi günah keçisi kılabilir.

‘Yabancı eller’, ‘dış güçler’, ‘iç mihraklar’, ‘faiz lobisi’ ‘Türkiye düşmanları’, ‘hainler’, ‘teröristler’, ‘terör destekçileri’, ‘darbeciler’…

İktidardan düşen, ötekinin en büyük adayıydı.

Sadece kendi içimizde değil dışımızda da epey öteki, düşman ya da günah keçisi vardı.

Kimi zaman Amerika, kimi zaman Almanya, kimi zaman Avrupa, kimi zaman İsrail, kimi zaman Rusya, kimi zaman İran, kimi zaman emperyalizm.. liste uzayıp gidiyordu.

Ne de olsa “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok”tu..

Lakin Türk’ün kendi içinde de düşmanı boldu.

Anlamak yerine düşmanlaştırmak, en kolay yoldu.

“İlk taşı günahsız olan atsın” dendiğinde, ortaya koca bir ‘ben’liğimiz çıkıyordu.

Herkes günahkar, asi, başı ezilesi.. aynada biz bir melek.

Kimseler bizim iyiliğimizi istemiyordu.

Her şey çağ atlar da öteki çağ atlamaz mı?

Eskiden ‘öteki’nin sahası da dardı şimdi genişledi…

“Ya bendensin ya değil.”

Ötekilik başımıza vurmuş olacak ki evlat babaya öteki, kadın kocaya.. kardeş kardeşe.. komşu komşuya..

Öteki olmak için illa bir şey yapmanız gerekmiyor. Hâkim düşüncenin dışına çıktığınız anda öteki hayatınız başlıyor.

Hem öyle bir hayat ki geri dönüşü olmayan; dönseniz de eski yerinizi bulamayacağınız bir ötekilik.

Bunları niçin yazdığımı sorabilirsiniz.

Sokağa çıktığımda ‘öteki’ insanların kavrulduğunu gördüğüm için.

‘Öteki’nin yanıbaşımıza kadar geldiğini gördüğüm için.

İnsanların ‘öteki’ avına çıktığını hayretle izlediğim için.

Kurtuluşumuzun ‘öteki’ni kucaklamaktan geçtiğini göremeden ölüp gideceğimden korktuğum için.

Sonuçta ‘öteki’ de insandı.

Pir Sultan Abdal ne diyordu:

Demiri, demirle dövdüler; biri sıcak, biri soğuktu.

İnsanı, insanla kırdılar; biri aç, biri toktu.

2 YORUMLAR

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here