Otizmli Çocuklar Yuhalandı, Allah Bizi İnsan Eyleye…

1

Kapadokya’nın bir ismi de ‘güzel atlar ülkesidir’. Kapadokya’nın bugün balonlara binilip peri bacalarını seyretmek olan etkinlik listesinde göz ardı edilmemesi gereken bir başlık da, bu bölgenin tarihe düştüğü nottur. Gürsel Korat Kapadokya’ya dair hikaye anlatıcılarının en önde gidenidir.

Onun Kapadokya’nın ilk Hristiyanlardan başlayan, Anadolu Aleviliğini, Selçuklu’yu, Osmanlı valilerini ağır vergilerine isyan eden köylülerini, abdallarını anlattığı hikayeler bu coğrafyanın en güzel akıl ürünlerindendir.
Selçuklu’nun Anadolu’nun geçmişinden imbiklediği kültürün ve medeniyetin Osmanlı’yı hazırlayan yıllarındaki sanatları unutulmaz izler bırakmıştır.

Onun ‘Zaman Yeli’ kitabından meşhur bir çiftaslan görseli şöyle tanımlanmış :
“Aslan gövdelerinden birisi yarımdı ama öbürü tam olarak görünüyordu. Yılan gibi kıvrılan ve aslanın ensesine doğru yaklaşan kuyruk çok etkileyiciydi. Yılan gibi kıvrılan kuyruk. Kendi kendini zehirleyen öz varlık. İnsanın tanımı. Şeytanın insanın ta kendisi olduğu.”

İnsan eskiden de kötü idi.
Omurların evrim öncesinde kalan uzantısı olan kuyruklardan insanoğlu kurtulmuş da olsa, o zehirli kuyruk belki de içe çekilmiş ve omurların içine sinsi biçimde saklanmıştır.
Eğer tam da böyle olmasa Kapadokya’nın yanı başında ve o kültürün bir parçası olan Aksaray namındaki yöreden yükselen bu haberi yine de duyar mıydık?

Ruhi Su’nun türküsünde şikayeti ilettiği Hasan Dağı Aksaray’dadır. Bileğini sıkan kelepçeye isyan eden Ruhi Su üstadın dinden imandan uzak gördüğü işkencecisi idi.

Benim içinse bugün Aksaray’ın hem de Mehmetçik adı verilmiş okulunda kendisi gibi olmayanlara yuh çekenlerde “din iman” yok.
Burada soru doğru kurulmalıdır. Soru “biz ne zaman bu kadar kötü olduk?” değildir. Doğru soru “bu kadar kötü olmak mümkün mü?” olmalıdır.

Kapadokya’ya nezaret eden bir nöbetçi gibi Erciyes eteklerine yayılmış olan Kayseri aslında bildiğimiz Sezar’ın şehridir. Adını Sezar’dan alır. Bundan tam 8 asır öncesindeki Kayseri sakini Kılıçarslan kızı Melike İsmetüddin Gevher Nesibe Hatun adına inşa edilen Darüşşifa’da, Batı dünyası aklı ile sorun yaşayan bireylerini dışlarken burada hastalar musiki ve su sesi ile tedavi edilmektedir. Bimarhane’nin sukunetinde şifa arayan talihsizlere şifa dağıtmada hiç de nakıs değildir 13. yüzyılın adem oğul ve kızları.

2019 Türkiye’sinde yuhlara, ıslıklara muhatap olan bu Allah kullarına 8 asır önce gösterilen makbul muameleyi bugün göremiyorsak bunun müsebbibi kimdir?
Müsebbibi kim olursa olsun, bu insanlara bunu layık görenlerin teşhir edilmememesinin bir iki yüzlülük olduğunu ifadeye mecburuz.

Dinsel ve milliyetçi siyasetin ağır yükü ile ülke gündeminde anakronik bir soğuk savaş ikliminin yaşandığı günlerde hiç de şaşırmıyoruz bu riyakarca tavra.
Yaradılanı yaradandan ötürü hoş görmek ne mümkün. Bu ülkede yuhlanan ilk çaresiz otistik çocuklar mı sanki, ya da onların anaları mı?

Reklam

Ufacık ergen olmamış oğlunu kaybeden ana yuhlanmadı mı? Mezara sokulmuş ana mezardan çıkarılmadı mı? Bir cenaze törenine katılan muhalefet partisi lideri linç edilmedi mi? Diyarbakır’ın futbol takımları batı illerinde maçlara düşman ülke kategorisinden çıkmıyor mu?

Sanki ilk defa farklı olan, bizden olmayan dışlandı. Hiç de öyle değil oysa ki. Balık tabii ki baştan kokuyor. İmamların fısıltısı cemaati haykırmaya sevk ediyor. Üzüm üzüme baka baka kapkara oluyor.
Türkiye’nin kaynar suyla şartlanması gereken günlerden geçiyoruz. Sodalı sular, çivitler, arap sabunları yetmez. Arınmak için gereken deterjanı hiçbir fabrikada bulamazsınız.

Türk toplumu özünü kaybetmiştir. En zayıf halkasına tahammül göstememek aslında tereddütsüz bir hastalığın işaretidir. Bu hastalık ne otizmdir, ne kanserdir, ne veremdir ne de enfarktüstür.
Bu hastalık bin beterdir. Çürümektir bu. Özünü yitirmiş bir ruhun giderek etrafı saran bayat kükürtle karışık nefesidir.

Kapadokya’da bir okul bahçesinde yankılanan yuh seslerinin ülkenin merkezinde açtığı asit yanığı etrafa daha fazla yayılmasın diye ne gerekirse yapılmalıdır. Bu toplumun değerlerinin ayaklar altında daha fazla çiğnenmeye tahammülü yoktur.

Sıradan insanların farklı insanlara nefretinin tarihte bıraktığı izlerin acısını insanlık unutmamıştır. İnsan nisyan ile malul kalmamalıdır. Hafıza bir sığınaktır. Ve bu sığınaktan acı ve kini söküp atmada hepimizin mesuliyeti vardır.

Hasan dağı Hasan dağı,
Eğil eğil, eğil bir bak.
Gidiyor kalktı göçümüz,
Gülmez, ağlamaz içimiz.
İnsan olmaktı suçumuz,
Hasan Dağı, insan olmak…

1 YORUM

  1. sn dündar kaynaştırma adı altında uygulanan bu sistemin ne tür problemler oluşturduğunu birde diğer velilerden dinleseniz tabiiki o tepki çok çirkin ama suçlu sadece onlar değil bu çirkin olay bir birikimin neticesidir rehber öğretmenlerden ayrıntıları dinleyebilirsiniz

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here