Oyuna gider, oyuna gider.. Oyuna geldiniz

0

Klasik bir yurt şakasıdır. Yurda yeni gelen öğrenciler için uygulanan vazgeçilmez öğrenci muzipliklerindendir. Duvarlara “oyuna gider” şeklinde yazı asılır. Yeni öğrenci, yurtta bir oyun alanı olduğunu sanarak bu yazıyı takip etmeye başlar. 

Bir süre sonra belli bir noktada “oyuna gider” yazısı biter ve asıl vurucu cümle yazılıdır:

Oyuna geldiniz.

“Oyuna geldiniz” yazısı ya helânın kapısına ya da danışma türü yerlere, alakasız noktalara asılır. Gerçekten öğrenci, oyuna gelmiştir fakat bu manzara karşısında “gülmek mi” yoksa “kızmak mı” gerektiğine bir türlü karar veremez. İki duygu arasında sıkışır kalır.

Çünkü oyuna getirenler de faili meçhuldür.

Terör koridorunu yok edip sınırda güvenli bölge oluşturmak amacıyla yola çıkarak Barış Pınarı Harekâtını başlatan Türkiye’nin, operasyondan bir hafta sonra ABD ve Rusya ile anlaşması ve son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile yaptığı görüşme üzerinden başlayan “istediğimizi aldık”, “istediğimizi alamadık” tartışması, bana bu öğrenci muzipliğini hatırlattı.

Türkiye’nin ısrarı üzerine Amerika, bölgedeki askerlerini çekerek operasyona önce yeşil ışık yaktı. Rusya, sessiz kalarak bir nevi harekâta yol verdi. Barış Pınarı Harekâtı başlayınca da ABD ile Rusya, el ele, kol kola, göz göze, diz dize iş tuttukları terör örgütü PYD-YPG’yle yeni stratejiler geliştirdiler. Kamuoyu önünde ise örgüte “Çekilin yoksa Türkiye sizi ezecek” diye çağrıda bulundular. 

Peki, bu “çekilin” çağrısını, Türkiye, operasyonu başlatmadan önce yapamazlar mıydı?

ABD ve Rusya’nın Türkiye ile yaptıkları anlaşmalarda, geri çekilmeleri konusunda kefil oldukları PYD-YPG unsurları, neden daha önce çektirilmedi?

Türkiye’nin önce özellikle bölgeye girmesi istendi diye düşünüyorum. Sonrası zaten malum.

Bu, birinci “oyuna gider” yazısıydı. 

İkinci “oyuna gider” yazısı ise anlaşmalarda verilen sözlerin tutulmamasıydı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu durumu “Terör örgütünün çekileceği sözünü verdiler. Gerçekleşmedi. O bölgelerden teröristler çıkmış değil” şeklinde açıkladı. 

Teröristler çekilmediği gibi Türkiye’nin başlattığı operasyon da sona erdi. Yeni bir operasyonun başlama ihtimali, şu şartlarda zor görünüyor. Bir taşla iki kuş vurdular ve Türkiye’nin elindeki operasyon kartını ciddi anlamda zafiyete uğrattılar.

Üçüncü “oyuna gider” yazısı da terör örgütü liderlerinden “Mazlum Kobani” kod adlı Ferhat Abdi Şahin’in ön plana çıkarılıp aktör haline getirilmesiydi. Öyle ki Trump, PYD-YPG’nin çekileceği bahanesiyle Mazlum Kobani ile “keyifli sohbet” yaptığını rahatlıkla söyler duruma geldi. Yetmedi, Beyaz Saray’da ağırlama cüretine girişti.

Dördüncü “oyuna gider” yazısı; Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtındaki hedeflerinden uzaklaşıyor olmasıdır. Terör koridorunu yok edip teröristleri temizlemek isterken, yapılan anlaşmalarla teröristlerin gözümüzün önünde çekilip gitmelerine müsaade edilmesiydi.  

Sanki bizden uzaklaşınca terör sorunu ortadan kalkmış olacaktı. Şuan itibariyle zaten teröristlerin de çekilmediği, en üst perdeden dile getiriliyor.

Bir başka “oyuna gider” yazısının da Rusya’dan aldığımız S-400’ler olduğunu düşünüyorum. Rusya’nın tarih boyu “sıcak denize inme hevesi” ile bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun”dan sorunsuz komşusunun kalmaması, S-400’leri buluşma noktası yaptı.

Şimdi Türkiye, Rusya ve ABD arasında sıkışmış durumda. Bir yanda S-400’ler öte yanda patriotlar. ABD, S-400’ü her ne kadar haklı yere alsan da “aktif etme” diyor; Rusya, “boş ver Amerika’yı gel bize” diyor.

Geldiğimiz nokta: 

“Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.”

Tam bir yol ayrımı.

“Oyuna gider”in son perdesi ise ABD ziyaretiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ın ortaya çıkan mektubu sonrası gitmeye çok istekli görünmediği ziyareti gerçekleştirdi. 

Yaşadıklarımız hem bir rüya hem mizansen gibi.

Erdoğan’a her ifadesiyle övgüler yağdıran Trump, aynı zamanda cümleleriyle dayak atar gibiydi. Trump’ın, “Türkiye’den sadece dost canlısı gazeteciler sorsun lütfen” çağrısı sonrası bir gazeteciye yönelik ifadeleri, ana gündem maddesi oldu. 

“Kim ne aldı ne verdi”den daha çok gazeteci-Trump diyaloğu konuşuldu. Trump’ın söylemleri, göz bebeğimiz gibi korumaya çalıştığımız basın özgürlüğünü de bir kez daha tartışmaya açtı.

Demek ki basın özgürlüğünün bizim kırmızı çizgilerimizden olduğunu kimseye anlatamamışız.

Bir başka konu ‘FETÖ üyeliği’ suçlamasıyla Türkiye’de 3 yıla yakın tutuklu bulunan ve mayıs ayında serbest bırakılan NASA çalışanı Serkan Gölge için Trump’ın, Erdoğan’a teşekkür etmesiydi:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Serkan Gölge’yi serbest bıraktığı için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Kendisi gözaltındaydı. Bu güzel jestti. Teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bu ABD için ve Türkiye için iyi haber.”

Bu açıklama da asla taviz vermediğimiz Türkiye’nin yargı bağımsızlığına bir gönderme miydi; tam anlayamadık. Trump, kaşla göz arasında mesajlarını verir gibi davrandı.

Erdoğan’ın Amerika ziyareti Türkiye ile ABD’yi karşı karşıya getirmese de muhalefet ile iktidarı karşı karşıya getirmiş görünüyor. İktidar, “ziyaretten kazançlı çıktık” derken, muhalefet “hani kazandıkların nerede” diye soruyor. 

Mektup, zaten misliyle takdim edildi.

ABD ziyaretinde cevabı aranan sorular ise şöyle:

Suriyeli sığınmacılar meselesi çözüldü mü? 

Güvenli bölgeye ne oldu?

Terör örgütünün Suriye’deki uzantısıyla ABD Başkanı arasındaki ilişki, onunla bizim Cumhurbaşkanımızı, Türkiye’nin Cumhurbaşkanını, Cumhurbaşkanlık makamını aynı yere koymasıyla ilgili sorun çözüldü mü? 

S-400’ler ile F-35’ler meselesi çözüldü mü? 

Ermeni meselesi çözüldü mü? 

Başımızda Demoklas’inin Kılıcı gibi duran yaptırımlar ne olacak?

Sürekli oyuna gelen ülkeden, sürekli oyunbozan ülkeye geldiğimiz söyleniyor. Acaba oyunları bozmaktan oynanan oyunları algılayamaz boyuta mı geçtik?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here