Özgür Tutsakların Kadim Köyü Habsinas’a Dair

1

“Mozaik mi Mermer mi?” sorusuna “tabii ki Mermer” diyenler için en zor bilmecenin Habsinas köyünü çözmek olduğunu söylemek lazım. Habsinas’ı Mehmed Ali Aslan’ın samimi uslubundan okuyup bitirdiğinizde ‘mermer/mozaik’ diyalektiğinde önemli bir işin üstesinden gelindiğine şahit olursunuz.

Mermerin güzelliği ile yeknesaklığı arasında kurulan gereksiz rabıtaya karşın, mozaiğin bütünü oluşturan parçaların ritmine saygı duymanın şiirselliği ile yazıya dökülmüş Habsinas.

Bir Mardinli olarak iyi bildiğim bir hikayeyi tekrar dinleyerek içime çektiğim huzura vesile olduğu için mi sevdim kitabı, yoksa bu hikayeyi bilmeyenlerin de öğreneceğine dair heyacandan mı?
Hepsi diyelim en doğrusu.

Kitabın arka kapağında belki de tarihin en özgür mahkumu Selahattin Demirtaş’ın ironik biçimde Medeniyetler Çatışmasına çare olarak gördüğü Habsinas için aslında daha ne yazılabilir?
Kulaklığımdan dökülen bir Süryani ilahisinin duygu yoğunluğu içinde 20. yüzyılın başlarında yaşanan acıların kapanan yaralarını düşünmeden edemedim. Caddemin, yani İstiklal Caddesinin, Süryani sakinlerini ve onların çokça İsveç ama aynı zamanda Belçika, Almanya ve tekmil Avrupa’ya yayılan akrabalarını düşündüm.

Süryanileri, Arapları, Kürtleri ayrı ayrı konu edip yazıya döken, yaşanan acıları her pencereden resmeden çoktu.
Ama ya tek bir pencereden hepsini birden görmek imkan dahilinde olsaydı, bu muhteşem bir deneyim olmaz mıydı? Habsinas’taki evlerin penceresinden bakmanın güzelliği tam da bu işte.

İsminin kökeninde tutsak evi yani hapishane olması ama aslında bu tutsaklığın Allah’ın lütfuna ulaşmak için gönüllü bir teslimiyet olması ile Selahattin Demirtaş’ın özgür tutsak hali arasında da köprü kurmadım desem yalan olur.

Coğrafyanın armağanı olan kuyu ve mağaraların esinlediği hapis metaforu kuşkusuz en kadim İseviler olan Süryanilerin pagan Roma’dan sakınmak için de sığınağı olmuş olmalı. Kapadokya‘nın münzevi keşişleri gibi Mardin’in kadim Nasranileri de inançlarını korumak için doğadan yararlanmış olmalılar.

İki bin yıllık hikayenin tam da 1900. yıllarının ilk çeyreğine tarihlenen trajedisini moleküllerine ayıran Habsinas bize Einstein’in o meşhur sözünü hatırlatıyor: Atomu parçalamak kolay önyargıyı yıkmak zor. Habsinaslılar hariç desek yalan olmaz.
Habsinası ister masal ister destan ister belgesel isterseniz roman olarak okuyun. Sonuç değişmeyecek. Orada göreceğiniz aynı hikayedir.
‘İnsanlık tarihinin değişmez kuralı iyinin kötünün kavgası.’

Hürmüz ile Ehrimen Ülgen ile Erlik ya da aklınıza gelen tüm iyiler ve tüm kötüler sırayla geçit resmindedir.
İnsanlığın tek tanrılı çağının kaderi olan erkek egemen dünyasının tabiiyeti içinde erkek kötülüğüne karşı, kadın ve erkek iyiliğinin hem masalı hem destanı olmuştur Habsinas…

Dinin tek bir öğretisi olabilir. O da insanlar arasında barışın tesisidir. Barışa hizmet etmeyen dinin sadece yavan bir kendini doğrulama hikayesi olduğunu sadece anlatmıyor Mehmet Ali Aslan.
Şeyh Hamidi’nin şahsında bu barış dilinin anlamı herkes için tek bir cümleye dönüşüyor. “Biz koçu karnımız doysun diye değil, birbirimize dokunalım diye kesiyoruz.” İbrahim aslında İsmail’in yerine koçu değil, kendi benliğini feda etti. Tıpkı Müslümanın Hristiyanın kestiği koçu tercih etmesi ve Hristiyanın ise acaba bundan tereddüt ederler mi diye bunun kararını onlara bırakması gibi.

Bu ve benzer hikayeleri Habsinas’ın satırlarında çokça bulacaksınız. İsveç milli takımında hata yaptı diye ırkçıların gadrine uğrayan ve spor bakanının korumasına sığınan adı Jimmy soyadı Durmaz olan hemşehrimin hikayesini aylar önce yazmıştım.
Anladım ki Habsinas köyünün her bir ferdinin kalbi İsveç spor bakanı ile atıyor.

Habsinas haklı olarak 4. kez matbaadan çıkacak ve taze kitap kokusu ile kitapçı raflarına bir kelebek gibi konacak.

O kelebeği kanatlarındaki pulları dökmeden omzunuza kondurun. Bir cumartesi öğleninizi ya da uykudan ari bir gecenizi bu kelebeğe ayırın. Göreceksiniz ki o narin kelebek sizi sırtında Mezopotamya’nın kuzeyinde herkesin hayranlıkla gezdiği Mardin’in minik bir tıpkı basımı olan şimdinin Mercimeklisi ama yüzyılların Habsinas’ında köyün tam orta yerine bırakacak.

Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı değil aslında bizi tutsak eden parmaklıklar Habsinas’ın köy meydanında aralanacak.
Özgür tutsaklar gönüllü mahpusluk için Allah’ın rızası için orada buluşacak.
Çekinmeyin katılın.
Habsinas’da herkese yetecek kadar kelebek var.

1 YORUM

  1. Eline emeğine sağlık göz nurumuz gurur kaynağımız eskimeyen Milletvkilimiz Mehmet Ali Aslan.
    ve kalemine sağlık sevgili Veysi Dündar

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here